![]() |
Babalarının yaptıklarını niye çocuklar öder
Aklıma takıldı niye birisinin yaptıpı kötülük çocuğundan çıkar bu çocuğa haksızlık değil mi
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Haliyle çoluğa çocuğada yediriyor. Bir ailede en zayıf halka çocuktur. O haram yiyecek,içecek, giyecek vb. Büyüdüğü zaman çocuğun hayatında her hangi bir şeye zarar verir kişiyi yıpratır. Amma fiziki amma manevi amma maddisel bilemeyiz.Misal miras kaldı babadan anadan ama haram var içinde.! O mülk seninde hizmetinden geçtiği elinden geçtiği için o günah sanada dokanır. Özellikle kul hakkı yalnızca amel defterini kabartmaz günlük hayattada kişinin başına bela sıkıntı olarak döner. Senin anlamadığın tam olarak şu her halde: Birinin yaptığı neden diğerlerinide etkiliyor? Diyorsun değilmi? Hemen örnek verelim bu konuya: Semud kavmi,Ad kavmi,Lut kavmi, sebe kavmi ,medyen halkı,Nuh kavmi ve yahudiler. Bunlar allahın gazabına uğramıştır yahudiler hariç hepsi helak olmuştur yahudiler lanetlenmiştir. Şimdi bu helak olanlar arasında çoğunluğa uymayanlar varmıydı evet vardı peki niçin helak oldular sustukları için. Çoğunluk hata yaparken onlar uyarmadığı için karışmadığı için. Yakın zamandan örnek verelim: Abdul hamid han hazretlerine iftiralar atıldı hakaretler edildi masonlar tarafından ama evliyanın kerameti alındı peki ne için onlarda iftiramı attı hayır iftiraya eşlik etmediler dahil olmadılar ama sustular. Bir evliya sultana iftira atıldı onlar sustu bu yüzden Allah tüm kerametini onlardan aldı. Günümüzdede hangi evliya olursa olsun açıktan keramet gösteremez. Öyle ser seccadeyi gölün üstüne kıl namazı geçti. Kun fe yekun de ölü yenmiş kemik yığınına, dirilsin tavuk olsun geçti. Yani az çok manayı kavradığını düşünüyorum. Çocuklara gelince : Mesuliyet akıl çağına gelene kadar annede babadadır. Anne baba hata yaptımı oda etkilenir. Yani birdir bütündür. Ayrı bedenler tek irade tek varlık gibi düşün.( Bu söz biraz ağır gelmiş olabilir ama aklıma bu örnek tek geldi.) Musallattada büyüdede nazardada böyledir. En çok çocuklar etkilenir. |
Alıntı:
|
Modern tıpta dna denen olay piyasaya çıkınca helede son 20 yıldır tıpta az bir ilerleme -kısaca dedenin ve babanın yada nenenin ne hastalığı varsa büyük ihtimal senden yaşlanınca piyasaya çıkacak.Genç olanlar hayat toz pembe olur dünya gözünü görmez sağlığı yerinde olan yaş 40 da ilk belirti yakını görememe başlar kadın erkek fark etmez 45 yaş civarı zorunlu yakın gözlük alacan yada lazer ile çizdiriricen.
50 den sonra erkeklerde prostat büyümesi genelinde başlar kadınlarda ise genelinde risk ya meme kanseri yada rahim kanseri. Hal böyle olunca hastalıklar atadan miras kalınca. Deden nenen baban yada annen diyelim kul hakkına girdi birilerinin parasını iç etti ise.Onun çocuklardan çıkması bi ihtimal.nasıl çıkar onuda yaradan kararını verir. Şimdi biriside şunu yazacaktır.Ayette derki kimse kimsenin günahını çekemez yada çekmez.Ama şu var işte dedesi nenesi misal zina etmiş çocuk bilmez ama ilerde kokusu çıkar. 2018 de peder rahmetli olunca nufus müdürlüğüne gittim.Belge alacaz ana baba günü. Neyse önümde 2 adam var 60-65 yaşlarında nufusu memuruna bunlar bir belge istiyor.Sanırım fransaya bir iş için gidecekmiş nufusda bir belge istemişler konsolosluktan. Kadın arşivden kocaman bir defter getirdi ordan baktı yazdı bunlara belgeyi düzenledi.Bunlar gitti. Sonra bize döndü dediği laf şu. Bunların dünyadan haberi yok ana ölmüş baba ölmüş. eeee diyecen nufus memuru dediği nufusta bir kişi daha gözüküyor kayıtlı bunların valla ben diyemedim ama ilerde detaylı nufus kaydı isterlerde o belgede gözükür.Yani demek istediğim babaları bir kadınla beraber olmuş anlaşılan ve işte başka kadından olan çocuğu üvey çocuğu kendi üstüne yazdırmış.Bu berikilerin dünyadan haberi yok.Yani 1 adet nur topu gibi üvey kardeşleri olduda yeni doğmadı.Belge isteyenler 60-65 yaşında nufusta olanda nerden baksan 50-55 yaşında. İşte kişinin babası dedesi böyle bir bok yerse böylede olaylar oluyor maalesef. |
Mirasla intikal edip sahibi bilinmeyen ve helalle karışık haram malın tasadduku konusunda Hanefiler, diyanet ve kaza ayrımı yaparak diyaneten bunun tasaddukunun müstehap kazaen alınmasının da caiz olduğunu söylerken ayrıca bunu kerahetle kayıtlamışlardır. Bu durumda Hanefilerde miras malının durumu şu şekilde olabilir;
Haram maldır ve sahibi bilinmektedir. Haram mal aynıyla bilinmektedir ama sahibi bilinmemektedir Haram malın mirasta helalle karışık varlığı bilinmekte ama ne kadar olduğu, kimin hakkına ait olduğu bilinmemektedir. Birinci durumda sahibine iadesi gerekir. İkinci durumda aynıyla haram olduğu bilinen malın sahibi bilinmediği için onun adına tasadduk edilir. Üçüncü halde ise, mirasçı eğer rüşvet gasb gibi doğrudan birisinin hakkının tahakkuk etmediği diğer haram kazançların karışması durumunda alabilir ama rüşvet gasb gibi hususlar olup da net bilinmiyorsa diyaneten sakınması evladır.[ İbn Abidin, Reddü’l-Muhtar, 5.cilt, 99.]Nevevi’de konuyla ilgili açıklamasında; miras bırakanın helalden mi haramdan mı elde ettiği bilinmediğinde ve bu hususta bir alamet de belirmediğinde bunun mirasçılara helal olduğunda ittifak olduğunu belirtir. Eğer haramla ilgili bir bilgisi varsa bu miktarın mirastan çıkarılması gerekir. Nevevi devamla, Gazali’den, haram bir mal elinde bulunduran kimse bu malın sahibini biliyorsa iade edeceği bilmiyorsa malın itlafı caiz olmadığından ya amme maslahatına ya da fakirlere sarfedeceği eğer o kimse kendisi de fakirse ehline ihtiyaç miktarını sarfedebileceğini nakleder.[ Nevevi, el-Mecmu, 9.cilt, 351.] Ahmed b. Hanbel’den de az bir miktar haramın karışması dışında çoğu haramdan olan miras konusunda mirasçıların bundan tenezzüh etmeleri gerektiği eğer haram mal, aynıyla bilinirse sahibine iadesinin vacip olduğu meşhur rivayetlerdendir. Buna dayanılarak haram kadar kısmın mirastan çıkarılması görüşü mezhepte öne çıkmıştır. Şüpheli durumlarda ise, ailesine ya da borcuna sarfetmesi mümkündür ama ihtiyacı yoksa o miktarın elden çıkarılması müstehap olur.[ Ebu Abdullah Muhammed b. Müflih, Kitabu’l-Füru’ ve Tashihu’l-Füru’,] Görüldüğü gibi fakihler meseleye şahsi sorumluluk, malın zayi edilmemesi, temellükün şartları, bilip bilmemenin etkisi ve vera açısından yaklaşarak çözüm üretmeye çalışmışlardır. Mirasçılara intikal eden haram malın mirasçılara helal olacağını savunan azınlıktaki kesim, şahsi sorumluluk gereği günahın murisin zimmetine taalluk ettiğini artık ölümüyle ikinci zimmete intikal ettiği için bu ikinci zimmet açısından sorumluluk olmadığını düşünerek bu kanaate varmışlardır. Cumhur ise, haram malın mahzurlu yoldan elde edilmesi sebebiyle daha muris hayattayken mülkiyet ifade etmeyeceğini, dolayısı ile ölümün, mülkiyete mani olan durum devam ettiği için haram malı temiz hale getirmeyeceğini belirtmiş olmaktadırlar. Ahmed el-Baz’ın ifadesiyle, bu haram mal, bir nevi zimmette bir deyn gibidir. Miras işinde aslolan ise taksimden önce murisin zimmetinin borçtan kurtarılmasıdır.[ Ahmed el-Baz, Malü’l-haram, 81, 83.] |
Anne baba fark etmiyor. Kınamalar, alay etmeler, aşağılamalar çocuktan çıkabiliyor.
Veya "benim çocuğum asla yapmaz" diyip büyük konuşmak... |
Alıntı:
Konuyla alakalı Kur’an’da ‘’Onlar birer ümmetti, gelip geçti. O ümmetlerin kazandıkları kendilerine, sizin kazandığınız da sizedir. Siz onların yaptıklarından sorumlu da değilsiniz.’’ (Bakara suresi 134-141. Ayetler) buyrulmaktadır. Mümin olsun kafir olsun herkesin önceden yaptıklarıyla sigaya çekileceği. (Yunus süresi 30. Ayet) Her nefsin yaptığı iyiliğin kendi lehine olduğu, kötülüğün de kendi aleyhine olduğu (Enam suresi 164. Ayet; Bakara suresi 286. Ayet) herkesin yaptıklarının neticesini bizzat kendisinin çekeceğini (Bakara suresi 139. ayet; Nisa suresi 111. Ayet; Enam suresi 52. Ayet; Yunus Suresi 41. Ayet; Hud suresi 35. Ayet; Taha suresi 25. Ayet; Müminün suresi 11 ve 17. Ayetler; Kasas suresi 55. Ayet; Mümin suresi 40. Ayet ; Şura suresi 15. Ayet) bunlardan dolayı hiç kimsenin başkasının yaptıklarından sorumlu olmayacağı (Yunus suresi 41. Ayet; Sebe süresi 25. Ayet) bunun yanında basiretli olanın basiretinin kendisine, kör olanın da körlüğünün kendisine olduğu (Enam suresi 104. Ayet) hidayet üzere olanın hidayetinin kendisine, doğru yoldan sapanın da vebalinin kendi aleyhine olduğu (Yunus suresi 108. Ayet; Sebe suresi 50. Ayet; Fatır suresi 39. Ayet; Zümer suresi 41. Ayet) cimrilik yapanın cimriliğinin cezasının kendine zarar vereceği başkasına zarar vermeyeceği (Muhammed suresi ayet 38)sözünde durmayanın cezasının kendi aleyhine, sözünde duranın karşılığının ise kendi lehine olacağı (Feth suresi 10. Ayet) tarzındaki ifadeler günahta ve sevapta ferdi mesuliyetin sınırlarını çizmektedir. Kur’an-ı Kerim’de sorumluluğun ferdi oluşunu ifade eden ayette (وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۚ) ‘’Hiçbir günahkar diğerinin suçunu yüklenmez’’(Enam suresi 164. Ayet) buyrulmuştur. Bu ayetin Kur’an’da birkaç yerde zikredilmesi ayrıca manidardır. Bu ayet aynı zamanda (وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰىۙ) ‘’Gerçekte insan için çalışmasından başka bir şey yoktur o da yakında görülecektir.’’ (Necm suresi 39. Ayet) ayetiyle ilişkilendirilmektedir. Yani insanoğlunun işlediği ameller kendi defterinde görülecek ve mizanına konulacaktır. Buradan da anlaşılıyor ki kişi gönüllü olsa bile başkasının günahını yüklenme yetkisine sahip değildir. Bir başka ayette de ( وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ وَاِنْ تَدْعُ مُثْقَلَةٌ اِلٰى حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىۜ اِنَّمَا تُنْذِرُ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۜ وَمَنْ تَزَكّٰى فَاِنَّمَا يَتَزَكّٰى لِنَفْسِه۪ۜ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ) ‘’Hem günah çeken bir nefis başkasının günahını çekmeyecek, yükü (günahı) ağır basan onun yükletilmesine çağırsa da ondan bir şey yüklenilmeyecek, isterse bir yakını olsun! Fakat sen o kimseleri sakındırırsın ki gaybda Rabbinin haşyetini duyarlar, namazı dosdoğru kılarlar; temizlenen de sırf kendisi için temizlenir, nihayet gidiş Allah’adır’’ (Fatır suresi 18. Ayet) buyrulmuştur. Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta, ayetin hiçbir kimsenin kendisi istese dahi başkasının günahını üstlenmeye ve onu sorumluluktan kurtarmaya gücünün yetmeyeceğini bildirmesidir. Başkalarını saptıranların hem kendi sapkınlıklarının hem de onları kötü yola itmelerinin vebalini çekmeleri ise ayrı bir konudur, bu durumda iradesini kullanmadığı için doğru yolu bırakıp kötülük işleyenlerin kendi veballeri ortadan kalkmış olmaz. Nitekim bu husus başka bazı ayetlerde ve Resulullah’ın hadislerinde ayrıca belirtilmiştir (Ankebut suresi ayet 13). Öte yandan bu ayette, Hristiyanlıktaki Hz. İsa’nın bütün insanlığın günahının kefaretini hayatıyla ödediğini ifade eden “asli günah” telakkisinin reddedildiği de söylenebilir. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 13:29. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com