Havas Okulu

Havas Okulu (https://www.havasokulu1.com/)
-   Sorularınız (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/)
-   -   Zahiri bozuk olanın batını kamil olur mu? (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/99796-zahiri-bozuk-olanin-batini-kamil-olur-mu.html)

ilimsiz 07.04.25 17:54

Zahiri bozuk olanın batını kamil olur mu?
 
Bazı arkadaşları görüyorum şurada iki mesajda edeple konuşmayı beceremeden,
makam peşinde şunu mu yapsam bunu mu etsem diye debeleniyorlar,
büyük büyük konularda ahkamlar bitmiyor.
O yüzden bu konuyu açayım dedim.
Maksat sohbet olsun.

Sessizadam 07.04.25 17:59

Demiş ya mübarek

"Elini kır, ayağını kır ve dahi gerekirse boynun kır, ama gönül kırma. Gönül kıranın abdesti tutmaz, namazı olmaz".

Artık batınını sen düşün

Darkness 07.04.25 21:28

Alıntı:

ilimsiz Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 668389)
Bazı arkadaşları görüyorum şurada iki mesajda edeple konuşmayı beceremeden,
makam peşinde şunu mu yapsam bunu mu etsem diye debeleniyorlar,
büyük büyük konularda ahkamlar bitmiyor.
O yüzden bu konuyu açayım dedim.
Maksat sohbet olsun.


smailağa cemaatinden bir hoca anlatıyor: “Efendi Baba Ali Haydar-ül Ahıskavî Kuddise Sırruhu Hazretleri, Fatih Draman taraflarında ikamet ediyordu. Draman'dan bağlısı olduğu İsmet Efendi Hazretleri’nin tekkesine gelene kadar, tek başına yolda bir hatmi hacegan yapıyordu. O zamanlarda İsmailağa'nın bulunduğu yer yıkık ve dökük. Avareler, serseriler ve sarhoşlar mekân tutmuş buraları. Şimdiki İsmailağa nerede... Yine bir gün Efendi Baba, tekkeye doğru hatmi haceganla yürürken, serserinin biri yolunu keser, bıçağını çekerek “Baba, çıkar bakalım neyin var” der. Serserinin maksadı bıçakla tehdit edip korkutarak soygun yapmak. Ne de olsa serseri. Efendi Baba, “Çıkarayım evlat” der. Elini koynuna sokar ve bir tabanca çıkarır. Serseri elinden bıçağı atar ve “Baba tamam, tamam” der ve arkasına bile bakmadan kaçar. Adı gibi “Arslan”dır O...

Efendi Baba'nın oğlu anlatıyor: Yapılan zulümlere dayanamaz... Fatih Camii Kebirinde cemaate haykırır: “Kaldırın kafanızı alnı secdeli kâfirler!”

İlimde son dereceye ulaşmış olan bâtın kahramanının bu hareketi tüm cemaati etkiler. Cemaatte çıt yok.

Yine bir gün Fatih Caminin bahçesinden geçerken bir hoca der ki, “Hocaefendi, nedir bu müslümanların hali? Halbuki Allah, sizi üstün kılacağım, ezdirmeyeceği diyor” deyince Efendi Baba, “Hocaefendi, hoca efendi! Âyetin devamını oku bakalım. “Eğer siz İslâm'ı yaşarsanız, sizi hâkim kılacağım” demiyor mu Mevlâmız?.." buyurur.

Efendi Babamız, İsmet Efendi Hazretleri dergâhında derse girerdi. Efendi Baba'nın sağında Ömer Nasuhi Bilmen Hoca, solunda da Emin Saraç hoca otururdu. Efendi Baba, mutlaka Efendi Hazaretleri'ni sorardı. Biz hikmetini anlamazdık. O mübarek, edebinden hep kapının arkasında otururdu. “Buradayım Efendi Baba” derdi. Bu sözü duyduktan sonra derse başlardı.

Zamanın mason medyası, ikinci Abdülhamid Hanı tahttan indirerek şeytana bile rahmet okuttu. Adamın kafasında sarık, hem de değirmen taşı kadar. “Kahrolsun Sultan Abdülhamid!” diye bağırıyor. “Kızıl sultan” diyor. Hâlbuki bu lafları Avrupa'ya tahsile giden (!) zamanın züppeleri, gâvurlardan öğrenip burada Sultan'a söylüyorlardı. Dergiler neşredip, bunları yazıyorlardı.

Tam bu sıralarda, Efendi Baba'mız icazet töreninde, 16 yaşlarındadır... Yüreklidir. Lafını esirgemez. İcazetnameler dağıtılmış. Herkes kısa kısa kürsüye çıkıp birşeyler anlatıyor. Efendi Babamıza sıra gelince, Sultanın da âdeti gereği perde arkasından dinlediğini bildiği halde şu ayetleri seçiyor. “Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin, kâfirlerin, fasıkların ta kendisidir!” Hocalar derler ki, “Molla senin durumun iyi değil. Bunu yapmakla iyi etmedin” derler.

O sırada Sultan Abdülhamid Han, “O mollayı bana getirin” der. Efendi Babamızı Abdülhamid Han'ın yanına götürürler. Götürülürken de, “Biz demedik mi; gitti bunun kafası” derler. Abdulhamid Han Hazretleri, “Oku bakalım evladım o âyetleri" der. Ama yine perde gerisindedir ve yine aynı şekilde okuyup, mânâ verecek mi diye imtihan eder.

Efendi Babamız, aynı şekilde mânâ verince Padişah Hazretleri, aradığı gerçek hocayı bulmanın sevinciyle perdeyi kaldırır ve tebrik eder. “Evladım, bana senin gibi hocalar lazım, memleketin çivisi çıkmış, bir senle ben kurtaramayız ki" der. Bir kese altınla mükâfatlandırır. Genç hocalarımızdan, çocukluğunda bu kırmızı keseyi görenler var.

O, gözlerin nuru, kalblerin süruru idi. Marifet deryası ve sırlar hazinesiydi. Pek az kimselere nasib olabilen makamların sahibiydi. Aşk ile muhabbet ile yanan kalblerinin tabibi idi. Ömrü, dini ihya etmeye çalışmakla geçti. Kur'ân-ı Kerimi çok okurdu. Bir edebin bile terkine rızası yoktu. Nefse güvenmemeyi telkin ederdi. Onu "mutmeinne" derecesine çıkarabilmek için zikir ehli olmanın gerektiğini söylerdi. Günde ellibin kelime-i tevhid okurdu.

Dergâhın bulunduğu mahalde bulunan evinde 1 Ağustos 1960 yılında âyetler okuyarak, etrafındakilere nasihatler yaparak, tebessüm ede ede dar-ı bekaya göç ederken, arkada gözü yaşlı binlerce müridi bırakmıştır. Cenazesi üç kere yıkandı. Önce müderris Beşiktaş müftüsü Fuat Efendi, sonra Eminönü müftüsü Ali Yekta Efendi ve üçüncü olarak da Efendi Hazretleri yıkamıştır.

Vasiyyeti üzere hocası Reis-ül Ulema Çarşambalı Ahmed Efendi'nin de kabrinin bulunduğu Fatih Camii Kabristanına defnedilmesi istendi. Fakat buna müsaade edilmedi.

Yavuz Sultan Selim Camii’nde Ramazan oğlu Sami Efendi tarafından kıldırılan cenaze namazından sonra Edirnekapı Sakızağacı kabristanına defn edildi. İrşad makamını da bugün aynı yerde aynı iman ve azimle çalışan ve yüzbinlerce insanın etrafına halka olduğu Mahmud Ustaosmanoğu Efendi Hazretleri yürütüyor.

Mizacı Sert olan Mübarekler de çok.Kişinin Batınını Zahirine göre Anlaman için Göz perdenin kalkmış olması gerek.Öyle de çok anlamazsın.Kalp Gözü açık Mübarek Zatlar iyi anlar Kişinin Batınını.

Saho 08.04.25 00:50

Alıntı:

BenBenMiyimm Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 668433)
smailağa cemaatinden bir hoca anlatıyor: “Efendi Baba Ali Haydar-ül Ahıskavî Kuddise Sırruhu Hazretleri, Fatih Draman taraflarında ikamet ediyordu. Draman'dan bağlısı olduğu İsmet Efendi Hazretleri’nin tekkesine gelene kadar, tek başına yolda bir hatmi hacegan yapıyordu. O zamanlarda İsmailağa'nın bulunduğu yer yıkık ve dökük. Avareler, serseriler ve sarhoşlar mekân tutmuş buraları. Şimdiki İsmailağa nerede... Yine bir gün Efendi Baba, tekkeye doğru hatmi haceganla yürürken, serserinin biri yolunu keser, bıçağını çekerek “Baba, çıkar bakalım neyin var” der. Serserinin maksadı bıçakla tehdit edip korkutarak soygun yapmak. Ne de olsa serseri. Efendi Baba, “Çıkarayım evlat” der. Elini koynuna sokar ve bir tabanca çıkarır. Serseri elinden bıçağı atar ve “Baba tamam, tamam” der ve arkasına bile bakmadan kaçar. Adı gibi “Arslan”dır O...

Efendi Baba'nın oğlu anlatıyor: Yapılan zulümlere dayanamaz... Fatih Camii Kebirinde cemaate haykırır: “Kaldırın kafanızı alnı secdeli kâfirler!”

İlimde son dereceye ulaşmış olan bâtın kahramanının bu hareketi tüm cemaati etkiler. Cemaatte çıt yok.

Yine bir gün Fatih Caminin bahçesinden geçerken bir hoca der ki, “Hocaefendi, nedir bu müslümanların hali? Halbuki Allah, sizi üstün kılacağım, ezdirmeyeceği diyor” deyince Efendi Baba, “Hocaefendi, hoca efendi! Âyetin devamını oku bakalım. “Eğer siz İslâm'ı yaşarsanız, sizi hâkim kılacağım” demiyor mu Mevlâmız?.." buyurur.

Efendi Babamız, İsmet Efendi Hazretleri dergâhında derse girerdi. Efendi Baba'nın sağında Ömer Nasuhi Bilmen Hoca, solunda da Emin Saraç hoca otururdu. Efendi Baba, mutlaka Efendi Hazaretleri'ni sorardı. Biz hikmetini anlamazdık. O mübarek, edebinden hep kapının arkasında otururdu. “Buradayım Efendi Baba” derdi. Bu sözü duyduktan sonra derse başlardı.

Zamanın mason medyası, ikinci Abdülhamid Hanı tahttan indirerek şeytana bile rahmet okuttu. Adamın kafasında sarık, hem de değirmen taşı kadar. “Kahrolsun Sultan Abdülhamid!” diye bağırıyor. “Kızıl sultan” diyor. Hâlbuki bu lafları Avrupa'ya tahsile giden (!) zamanın züppeleri, gâvurlardan öğrenip burada Sultan'a söylüyorlardı. Dergiler neşredip, bunları yazıyorlardı.

Tam bu sıralarda, Efendi Baba'mız icazet töreninde, 16 yaşlarındadır... Yüreklidir. Lafını esirgemez. İcazetnameler dağıtılmış. Herkes kısa kısa kürsüye çıkıp birşeyler anlatıyor. Efendi Babamıza sıra gelince, Sultanın da âdeti gereği perde arkasından dinlediğini bildiği halde şu ayetleri seçiyor. “Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin, kâfirlerin, fasıkların ta kendisidir!” Hocalar derler ki, “Molla senin durumun iyi değil. Bunu yapmakla iyi etmedin” derler.

O sırada Sultan Abdülhamid Han, “O mollayı bana getirin” der. Efendi Babamızı Abdülhamid Han'ın yanına götürürler. Götürülürken de, “Biz demedik mi; gitti bunun kafası” derler. Abdulhamid Han Hazretleri, “Oku bakalım evladım o âyetleri" der. Ama yine perde gerisindedir ve yine aynı şekilde okuyup, mânâ verecek mi diye imtihan eder.

Efendi Babamız, aynı şekilde mânâ verince Padişah Hazretleri, aradığı gerçek hocayı bulmanın sevinciyle perdeyi kaldırır ve tebrik eder. “Evladım, bana senin gibi hocalar lazım, memleketin çivisi çıkmış, bir senle ben kurtaramayız ki" der. Bir kese altınla mükâfatlandırır. Genç hocalarımızdan, çocukluğunda bu kırmızı keseyi görenler var.

O, gözlerin nuru, kalblerin süruru idi. Marifet deryası ve sırlar hazinesiydi. Pek az kimselere nasib olabilen makamların sahibiydi. Aşk ile muhabbet ile yanan kalblerinin tabibi idi. Ömrü, dini ihya etmeye çalışmakla geçti. Kur'ân-ı Kerimi çok okurdu. Bir edebin bile terkine rızası yoktu. Nefse güvenmemeyi telkin ederdi. Onu "mutmeinne" derecesine çıkarabilmek için zikir ehli olmanın gerektiğini söylerdi. Günde ellibin kelime-i tevhid okurdu.

Dergâhın bulunduğu mahalde bulunan evinde 1 Ağustos 1960 yılında âyetler okuyarak, etrafındakilere nasihatler yaparak, tebessüm ede ede dar-ı bekaya göç ederken, arkada gözü yaşlı binlerce müridi bırakmıştır. Cenazesi üç kere yıkandı. Önce müderris Beşiktaş müftüsü Fuat Efendi, sonra Eminönü müftüsü Ali Yekta Efendi ve üçüncü olarak da Efendi Hazretleri yıkamıştır.

Vasiyyeti üzere hocası Reis-ül Ulema Çarşambalı Ahmed Efendi'nin de kabrinin bulunduğu Fatih Camii Kabristanına defnedilmesi istendi. Fakat buna müsaade edilmedi.

Yavuz Sultan Selim Camii’nde Ramazan oğlu Sami Efendi tarafından kıldırılan cenaze namazından sonra Edirnekapı Sakızağacı kabristanına defn edildi. İrşad makamını da bugün aynı yerde aynı iman ve azimle çalışan ve yüzbinlerce insanın etrafına halka olduğu Mahmud Ustaosmanoğu Efendi Hazretleri yürütüyor.

Mizacı Sert olan Mübarekler de çok.Kişinin Batınını Zahirine göre Anlaman için Göz perdenin kalkmış olması gerek.Öyle de çok anlamazsın.Kalp Gözü açık Mübarek Zatlar iyi anlar Kişinin Batınını.

Ne büyük veliymiş Ali Haydar Efendi Hazretleri(k.s.)

Svg 08.04.25 00:57

Alıntı:

Sessizadam Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 668392)
Demiş ya mübarek

"Elini kır, ayağını kır ve dahi gerekirse boynun kır, ama gönül kırma. Gönül kıranın abdesti tutmaz, namazı olmaz".

Artık batınını sen düşün

Bazen kırmak gerekiyor. Mevbur kalıyoruz kırmaya. Hak edene de ses etmeyelim mi, susalım mı? Biz sustuk diye, o kendini haklı mı sansın yahu?

Sessizadam 08.04.25 09:35

Alıntı:

Svg Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 668485)
Bazen kırmak gerekiyor. Mevbur kalıyoruz kırmaya. Hak edene de ses etmeyelim mi, susalım mı? Biz sustuk diye, o kendini haklı mı sansın yahu?

Gönül kırmadan yapmak lazım o vakit,yere göğe sigamadim mümin kulumun kalbine sığdım buyuruyor
Bizde kâfirin bile kalbi kırılmaz

Ha yapan yapar söyler yine ama hakliyken susan Allah'ın sevgilisidir diyor..

Svg 08.04.25 10:50

Alıntı:

Sessizadam Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 668512)
Gönül kırmadan yapmak lazım o vakit,yere göğe sigamadim mümin kulumun kalbine sığdım buyuruyor
Bizde kâfirin bile kalbi kırılmaz

Ha yapan yapar söyler yine ama hakliyken susan Allah'ın sevgilisidir diyor..

Peygamberimiz'in “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” şeklinde hadisi vardı sanki?Hz.Ali, “Haksızlık önünde eğilmeyiniz, çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz." demişti galiba.
İsimleri yanlış belirtmekten korkuyorum. Fakat bu sözler var diye biliyorum.
Gerçi bu sözlerden dolayı değil de kendim haksızlığa, zulme tahammül edemiyorum. Çenem durmuyor. Çok öfkeleniyorum. Bu da benim imtihanım herhalde.
O an yüzüne söylenmeyecek veya söyleyip söyleyip dinletemediğim bir durum varsa da Allah'a havale ediyorum hak ettikleri gibi cezalandırması için.
İnsan tabii ki hata yapar. Güzelce söylenir. Kimse kimsenin kalbini kırmak istemez. Ben de kırmam. Benim bahsettiğim insanlar insanlıktan ve kibarca söylemekten anlamayan türden olanlar.

imas 08.04.25 12:15

Alıntı:

BenBenMiyimm Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 668433)
smailağa cemaatinden bir hoca anlatıyor: “Efendi Baba Ali Haydar-ül Ahıskavî Kuddise Sırruhu Hazretleri, Fatih Draman taraflarında ikamet ediyordu. Draman'dan bağlısı olduğu İsmet Efendi Hazretleri’nin tekkesine gelene kadar, tek başına yolda bir hatmi hacegan yapıyordu. O zamanlarda İsmailağa'nın bulunduğu yer yıkık ve dökük. Avareler, serseriler ve sarhoşlar mekân tutmuş buraları. Şimdiki İsmailağa nerede... Yine bir gün Efendi Baba, tekkeye doğru hatmi haceganla yürürken, serserinin biri yolunu keser, bıçağını çekerek “Baba, çıkar bakalım neyin var” der. Serserinin maksadı bıçakla tehdit edip korkutarak soygun yapmak. Ne de olsa serseri. Efendi Baba, “Çıkarayım evlat” der. Elini koynuna sokar ve bir tabanca çıkarır. Serseri elinden bıçağı atar ve “Baba tamam, tamam” der ve arkasına bile bakmadan kaçar. Adı gibi “Arslan”dır O...

Efendi Baba'nın oğlu anlatıyor: Yapılan zulümlere dayanamaz... Fatih Camii Kebirinde cemaate haykırır: “Kaldırın kafanızı alnı secdeli kâfirler!”

İlimde son dereceye ulaşmış olan bâtın kahramanının bu hareketi tüm cemaati etkiler. Cemaatte çıt yok.

Yine bir gün Fatih Caminin bahçesinden geçerken bir hoca der ki, “Hocaefendi, nedir bu müslümanların hali? Halbuki Allah, sizi üstün kılacağım, ezdirmeyeceği diyor” deyince Efendi Baba, “Hocaefendi, hoca efendi! Âyetin devamını oku bakalım. “Eğer siz İslâm'ı yaşarsanız, sizi hâkim kılacağım” demiyor mu Mevlâmız?.." buyurur.

Efendi Babamız, İsmet Efendi Hazretleri dergâhında derse girerdi. Efendi Baba'nın sağında Ömer Nasuhi Bilmen Hoca, solunda da Emin Saraç hoca otururdu. Efendi Baba, mutlaka Efendi Hazaretleri'ni sorardı. Biz hikmetini anlamazdık. O mübarek, edebinden hep kapının arkasında otururdu. “Buradayım Efendi Baba” derdi. Bu sözü duyduktan sonra derse başlardı.

Zamanın mason medyası, ikinci Abdülhamid Hanı tahttan indirerek şeytana bile rahmet okuttu. Adamın kafasında sarık, hem de değirmen taşı kadar. “Kahrolsun Sultan Abdülhamid!” diye bağırıyor. “Kızıl sultan” diyor. Hâlbuki bu lafları Avrupa'ya tahsile giden (!) zamanın züppeleri, gâvurlardan öğrenip burada Sultan'a söylüyorlardı. Dergiler neşredip, bunları yazıyorlardı.

Tam bu sıralarda, Efendi Baba'mız icazet töreninde, 16 yaşlarındadır... Yüreklidir. Lafını esirgemez. İcazetnameler dağıtılmış. Herkes kısa kısa kürsüye çıkıp birşeyler anlatıyor. Efendi Babamıza sıra gelince, Sultanın da âdeti gereği perde arkasından dinlediğini bildiği halde şu ayetleri seçiyor. “Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin, kâfirlerin, fasıkların ta kendisidir!” Hocalar derler ki, “Molla senin durumun iyi değil. Bunu yapmakla iyi etmedin” derler.

O sırada Sultan Abdülhamid Han, “O mollayı bana getirin” der. Efendi Babamızı Abdülhamid Han'ın yanına götürürler. Götürülürken de, “Biz demedik mi; gitti bunun kafası” derler. Abdulhamid Han Hazretleri, “Oku bakalım evladım o âyetleri" der. Ama yine perde gerisindedir ve yine aynı şekilde okuyup, mânâ verecek mi diye imtihan eder.

Efendi Babamız, aynı şekilde mânâ verince Padişah Hazretleri, aradığı gerçek hocayı bulmanın sevinciyle perdeyi kaldırır ve tebrik eder. “Evladım, bana senin gibi hocalar lazım, memleketin çivisi çıkmış, bir senle ben kurtaramayız ki" der. Bir kese altınla mükâfatlandırır. Genç hocalarımızdan, çocukluğunda bu kırmızı keseyi görenler var.

O, gözlerin nuru, kalblerin süruru idi. Marifet deryası ve sırlar hazinesiydi. Pek az kimselere nasib olabilen makamların sahibiydi. Aşk ile muhabbet ile yanan kalblerinin tabibi idi. Ömrü, dini ihya etmeye çalışmakla geçti. Kur'ân-ı Kerimi çok okurdu. Bir edebin bile terkine rızası yoktu. Nefse güvenmemeyi telkin ederdi. Onu "mutmeinne" derecesine çıkarabilmek için zikir ehli olmanın gerektiğini söylerdi. Günde ellibin kelime-i tevhid okurdu.

Dergâhın bulunduğu mahalde bulunan evinde 1 Ağustos 1960 yılında âyetler okuyarak, etrafındakilere nasihatler yaparak, tebessüm ede ede dar-ı bekaya göç ederken, arkada gözü yaşlı binlerce müridi bırakmıştır. Cenazesi üç kere yıkandı. Önce müderris Beşiktaş müftüsü Fuat Efendi, sonra Eminönü müftüsü Ali Yekta Efendi ve üçüncü olarak da Efendi Hazretleri yıkamıştır.

Vasiyyeti üzere hocası Reis-ül Ulema Çarşambalı Ahmed Efendi'nin de kabrinin bulunduğu Fatih Camii Kabristanına defnedilmesi istendi. Fakat buna müsaade edilmedi.

Yavuz Sultan Selim Camii’nde Ramazan oğlu Sami Efendi tarafından kıldırılan cenaze namazından sonra Edirnekapı Sakızağacı kabristanına defn edildi. İrşad makamını da bugün aynı yerde aynı iman ve azimle çalışan ve yüzbinlerce insanın etrafına halka olduğu Mahmud Ustaosmanoğu Efendi Hazretleri yürütüyor.

Mizacı Sert olan Mübarekler de çok.Kişinin Batınını Zahirine göre Anlaman için Göz perdenin kalkmış olması gerek.Öyle de çok anlamazsın.Kalp Gözü açık Mübarek Zatlar iyi anlar Kişinin Batınını.

bu yazi oldukca eski olmali çunku
mahmut efendi rahmetli olalı 2 yil civari oldu, zaten onunda durumu son 20 yildir irşada musait değildi, demek ki yazı yaklasik en az 35 yıllık var...

Saho 08.04.25 12:59

Alıntı:

Svg Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 668519)
Peygamberimiz'in “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” şeklinde hadisi vardı sanki?Hz.Ali, “Haksızlık önünde eğilmeyiniz, çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz." demişti galiba.
İsimleri yanlış belirtmekten korkuyorum. Fakat bu sözler var diye biliyorum.
Gerçi bu sözlerden dolayı değil de kendim haksızlığa, zulme tahammül edemiyorum. Çenem durmuyor. Çok öfkeleniyorum. Bu da benim imtihanım herhalde.
O an yüzüne söylenmeyecek veya söyleyip söyleyip dinletemediğim bir durum varsa da Allah'a havale ediyorum hak ettikleri gibi cezalandırması için.
İnsan tabii ki hata yapar. Güzelce söylenir. Kimse kimsenin kalbini kırmak istemez. Ben de kırmam. Benim bahsettiğim insanlar insanlıktan ve kibarca söylemekten anlamayan türden olanlar.

Olur mu öyle? Din sevgidir; çiçektir, böcektir. Sevgi içimizdedir, mutluluk içimizdedir, dünya barışı içimizdedir. Hepsi içimizdedir. Dinime saldıran da içimizdedir. Olsun; sevgi, çiçek, böcek... Yeni nesil gümbür gümbür geliyor.

Sessizadam 08.04.25 13:12

Alıntı:

Svg Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 668519)
Peygamberimiz'in “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” şeklinde hadisi vardı sanki?Hz.Ali, “Haksızlık önünde eğilmeyiniz, çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz." demişti galiba.
İsimleri yanlış belirtmekten korkuyorum. Fakat bu sözler var diye biliyorum.
Gerçi bu sözlerden dolayı değil de kendim haksızlığa, zulme tahammül edemiyorum. Çenem durmuyor. Çok öfkeleniyorum. Bu da benim imtihanım herhalde.
O an yüzüne söylenmeyecek veya söyleyip söyleyip dinletemediğim bir durum varsa da Allah'a havale ediyorum hak ettikleri gibi cezalandırması için.
İnsan tabii ki hata yapar. Güzelce söylenir. Kimse kimsenin kalbini kırmak istemez. Ben de kırmam. Benim bahsettiğim insanlar insanlıktan ve kibarca söylemekten anlamayan türden olanlar.

Oradaki haksızlık şöyle düşün bir konuda sen haklısın ama yinede üste çıkmaya çalışmıyorsun gibi bunlar gerçi bizlerin işi değil tasavvufta vardır bu

Çok takma kafana, salla gitsin 🙂
önüne geleni de fırçalama ama


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 23:52.

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.

havasokulu1.com


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148