Havas Okulu  
Go Back   Havas Okulu > Serbest Bölüm > Off Topic > Tarih


Sezaropapizm Sorunsalı


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 27.12.19, 14:40
Arma - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.08.19
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 444
Forum Puanı: 2879
Etiketlendiği Mesaj: 13 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart Sezaropapizm Sorunsalı

Bizans İmparatoru’nun kilise üzerinde sınırsız kontrole sahip olduğu düşüncesinden etkilenen bazı modern akademisyenler, imparatorluk yetkisini tanımlamak için dinsel otoritenin yanı sıra bütün kamu otoritesinin de tek kişinin elinde toplanmasını imleyen ve hükümdarın sanki hem imparator hem de papa olduğuna işaret eden “Sezaropapizm” terimini kullanmışlardır.

Roma, tarihini ele aldığımızda karşımıza çıkan, Din ile devlet yönetimi kargaşasının, sadece burada sınırlı kalmadığını, aslında ilk medeniyetler üzerinden de, günümüz dünyası çerçevesinde de sorgulanması gerekli olan bir kavram olduğunu söyleyebiliriz.

Sezaropapizm, Devlet liderinin, yetki bakımından hem tanrı elçisi ve hatta tanrı olması ile halkı yönetmesi demektir. Kanunların şekillenmesi, din emirleri üzerinden resmileşmesi ve uygulanması bağlamında düşünülebilir. Roma tarihinde, bu iki kavram dönem dönem oldukça birbirine karışmış durumdadır. Bazı süreçlerde, Kral ile tanrı olgusunun birebir kaynaştığını, bazı dönemlerde, Kralın ve Tanrının ayrı bir gücü var iken, din adamlarıyla çatıştığını, bazı dönemlerde ise iki farklı mevkinin varlığını, ancak işbirliği halinde çalıştığını görebiliriz.

“Tıpkı insan gibi birtakım unsurlardan ve organlardan meydana gelen hükümetin (politeia) en büyük ve en önemli unsurları İmparator ile Patrik’tir. Bundan dolayı, vücut ve ruhtaki unsurların huzuru ve mutluluğu, hükümdarlığın ve ruhban sınıfının her konuda anlaşmasına ve uzlaşmasına [dayanır].” ( E. Barker, Social and Political Thought in Byzantium (Oxford, 1957) 92.)

“Bu dünyada iki güç tanıyorum: ruhban sınıfı ve İmparatorluk; dünyanın Yaratıcısı ruhların korunması görevini birincisine, vücutların korunması görevini ise ikincisine emanet etmiştir. Bunlar zarar görmedikçe dünyanın huzuru yerinde olacaktır.”

( E. Barker, Social and Political Thought in Byzantium (Oxford, 1957) 92.)

Bu iktidar olgusunun, ilk defa 3yy Roma'sında başlamadığını, eski medeniyetlere kadar uzandığını rahatlıkla gözlemleyebiliriz.

Devlet yöneticileri, tarih boyunca, halkı yönetmek arzusundan olan kişilerdir. Halkı bir arada tutabilmek, emirlerini uygulatabilmek, soyun ve gücün devamını sağlayabilmek için kendilerini tanrı ya da tanrının dünyadaki yüzü olarak tasvir etmişlerdir. Bu ayrım en net olarak, HAMMURABİ kanunlarında karşımıza çıkmaktadır. Hammurabi, halk üzerinde resmi kisve adı altında, yaptırım gücü olan kanunlarını, Marduktan aldığını bildirerek yürürlülüğe koymuş ve bu olgu İsrailoğullarını da etkileyerek günümüz dünyasına ulaşmıştır.

Bir medeniyetin, kanun koyucuları, günlük yaşama dair kurallarını inançları çerçevesinde deklare etmiş, bu kanunlar, değişse bile, içtihat, gelenek, görenek, hikayesel anene olarak günümüz insanının alt benliğine ve Dna'sına yerleşmiş durumdadır. Devlet yönetimi adına alınan her karar, aslında, ne kadar da dinden bağımsız aldık dense bile, bu alt yapı ile oluşturulmaktadır. Elbette bu zorlu gelişim sürecinde, din ve kanun maddeleri bazen ayrışmaktadır.

Dünya, tarih sayfalarında önemli bir yere sahip olan İrani kültüründe de bu olgu görülebilmektedir. İran şahları hem tanrıdır hemde kraldır. İkisi bir bütün halde iken arap kültürüne, Halife yani vekil sıfatı ile geçmiştir. Hristiyan, teolojisine baktığımızda ise tanım şu şekildedir.

'' Kilise üzerindeki imparatorluk yetkesinin boyutlarını vurgulamak için imparatora verilen bazı dinsel unvanları, özellikle kilise hukukçularının çalışmalarındaki- “İsa’nın mesh ettiği” (Christos Kyriou) ya da “İsa’nın canlı ikonu” (Zosa eikon Christou) gibi görülmektedir ''

Tanrı krallar deyimi, Tarihin ilk günlerinden beri bu şekilde halka dayatılmış ve kral, toplum önünde meşruluk üzerinden güç kazanmıştır. Bu tarihin sürecinde, birden değil, aşamalar halinde, kademe kademe gerçekleştiğini söyleyebiliriz. İlk krallar, ailenin en güçlü ve en yol göstericisi zeki insanlarından çıkar iken bir dönem sonra din adamlarının önce kralın kulağına fısıldamak yani baş danışmanlık görevine evrimleşmiş, bu iki güç merkezinin çatışması, bir dönem sonra tam tersine dönüşmüş ve bütünleşme başlamıştır. Sümer ENKİ yani yönetici tanrı ve ENSİ yani baş danışmanlık kurumu bu şekilde oluşmuş bir tanımlamadır. Hint metinlerindeki Brahman denilen din adamlarının, bir dönem sonra Brahma adı altında tanrısallaşmasının ve yetkinin din adamları üzerinden krallığa ulaştırılması örneklenebilir. Bu tür bağlamlar ile hemen hemen her medeniyet üzerinden bir örnek göstermek mümkündür.

Sezaropapizm, üzerinden, dinin devlet kurallarına etkili olması tarih öncesinde varlığını göstermesinin yanından aslında bu durum günümüzde de bazen direk, bazense belli belirsiz arka perdeden devlet kanunlarını etkilediğinizi görebiliriz. 12 yy ve 19 yy dünya tarihine damga vurmuş, üç büyük gücün resmine baktığımızda, fransız ihtilali tökezlemesi dışında, devletler, kendilerine ait din kuralları çerçevesinde, resmi kanunlar üretmeye tıpkı paganlarda olduğu gibi devam etmiştir.

Roma ve 1453 sonrası avrupa devletleri ve bugün vatikan, papa üzerinden kanunlarını oluşturmaktadır. Papa, günah işleyemeyen bir sıfat ile İsa'ya benzetilerek, tanrının dünyadaki temsilcisi olarak kabul edilmektedir. Bu temsileyetin boyutu bazı dini olgular sebebiyle, kendisini tanrısallaştırmıştır. EVLENME yasağı ve oğul elde etmesinin engellenmesi de bu yüzdendir. Papa, tanrı ise evlenemez ve çocuk yapamaz.

Osmanlı devletine baktığımız da ise bu olguyu en net, Kanuni Sultan Süleymanın şu mektubunda görebiliriz.

“Ben ki sultanların sultanı, hakanların başı, KRALLARA TAÇ GİYDİREN, Allah'ın yeryüzündeki GÖLGESİ ve atalarımın fethettiği Akdeniz'in, Karadeniz'in, Rumeli'nin, Anadolu'nun, Karaman'ın, Rum Vilayeti'nin Zülkadriye'nin, Diyarbekir'in, Kürdistan'ın, Azerbaycan'ın, Acem'in, Şam'ın, Haleb'in, Mısır'ın, Mekke'nin, Medine'nin, Kudüs'ün, Arap ülkelerinin ve Yemen'in ve de ateş saçan mızrağımın ve zafer getiren kılıcımın gücüyle sahip olduğum nice ülkelerin sultanı ve padişahı olan Sultan Süleyman Han'ım. ''

Padişah kelimesinin, Osmanlıya geçişi gene irani bir ünvan olan şah kelimesinden devşirildiğini söylemem gerekiyor, şah ise aynı zamanda halk tarafından hem kral hem tanrı olarak manevileştilmiş bir tanımlamadır.

Fransız devrimi ile tökezleyen bu kanun koyma geleneğinin değişmediğini günümüz koşullarında da görmekteyiz. Ağlama duvarına giden, Hristiyan ve Yahudi liderler, Hint tapınaklarında Buda'ya yönelen yöneticiler, Allahtan icazet aldığını iddia eden başkanlar halen sıradan halkın koruyucularıdır.

Bu durumun şahsi fikrime göre değişeceğini de hiç sanmıyorum. Çünkü doğanın insana armağan veya ceza verdiği bir olgu olan Lider arayışı ve korunma psikolojisi var olduğumuz müddetçe genlerimize yerleşmiş durumdadır. Medeniyetler yıkılsa bile, Kanunlar değişse bile, Tanrı felsefi açıklamaları farklı olsa bile, sözlü aktarımlar ve gelenekler üzerinden baskılanan insan ruhu, doğanın bize verdiği bu armağanı sürekli bir hale getirmiş durumdadır.

Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
sezaropapizm, sorunsalı


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
100 mesaj sorunsalı kubraslanpay Sorularınız 6 12.04.18 00:17


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 08:05.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com