![]() |
|
|||||||
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
#1
|
||||
|
||||
|
Esselamü aleyküm değerli kardeşlerim.
Bugün tasavvuf tarihinde çok derin, fakat çoğu kimsenin yalnız ismini duyduğu bir meseleden bahsetmek istiyorum: Hacegan yolu ve bu yolun en zarif düsturlarından biri olan “halvet der encümen.” Bu başlığı ilk defa duyan kardeşlerimiz olabilir. O yüzden meseleyi en baştan, sade ama ölçülü şekilde açalım. Hacegan kelimesi Farsça “hace” kelimesinin çoğuludur. Hace; efendi, hoca, mürşid, yol büyüğü gibi manalara gelir. Hacegan ise “hocalar, büyükler, yol rehberleri” demektir. Tasavvuf tarihinde Hacegan denilince özellikle Maveraünnehir, Buhara ve çevresinde yetişen, daha sonra Nakşibendi yoluna zemin teşkil eden büyük sufiler zinciri anlaşılır. Bu yolun en mühim isimlerinden biri Abdülhalik Gucdüvani Hazretleri’dir. Onun adına nisbet edilen bazı temel düsturlar vardır ki, daha sonra Nakşibendi yolunun da ana esasları arasında sayılmıştır. Bu düsturlar kuru birer slogan değil, salikin nefesini, bakışını, kalbini, zikrini, hizmetini, halkla ilişkisini ve iç huzurunu terbiye eden ölçülerdir. Halvet der encümen. Yani kalabalık içinde halvet. Halkın içinde iken Hak ile olmak. Bedeni insanlar arasında, kalbi Allah’ın huzurunda tutabilmek. Bu söz ilk bakışta kolay görünür, fakat yaşaması çok ağırdır. Çünkü insanın yalnızken kendini muhafaza etmesi bir derece kolaydır. Asıl imtihan, çarşıda, evde, işte, aile içinde, kalabalıkta, alışverişte, öfkenin içinde, menfaatin içinde, insanların sözleri arasında kalbini kaybetmemektir. Bazı insanlar maneviyatı sadece inziva zanneder. “İnsanlardan uzaklaşayım, yalnız kalayım, kimseyle görüşmeyeyim, böylece kalbim temiz kalsın” der. Elbette halvetin, uzletin ve sükutun yeri vardır. Fakat Hacegan yolunun bu düsturu bize başka bir incelik öğretir, Mesele sadece halktan kaçmak değildir. Mesele halkın içinde iken Hakk’ı unutmamaktır. Kişi pazarda aldatmadan durabiliyorsa, işinde helali gözetebiliyorsa, evinde edebi koruyabiliyorsa, insanlarla konuşurken dilini muhafaza edebiliyorsa, öfkelendiğinde haddini aşmıyorsa, kalabalıkta kalbini dağıtmıyorsa, işte orada halvet der encümen manası görünmeye başlar. Bu yolun ruhu, insanı toplumdan koparmak değil, toplumun içinde kaybolmaktan kurtarmaktır. Bugün bazı kardeşlerimiz maneviyatı hep olağanüstü hallerle arıyor. Rüya gelsin, işaret gelsin, gaybdan ses gelsin, özel haller yaşansın istiyor. Hacegan yolu ise insana daha sessiz ama daha ağır bir soru sorar. Sen nefesini koruyabiliyor musun? Bakışını koruyabiliyor musun? Kalbini koruyabiliyor musun? İnsanların içinde iken Allah’ı unutmadan durabiliyor musun? İşte mesele buradadır. Hacegan büyüklerinin meşhur düsturlarından biri huş der-demdir. Yani her nefeste uyanık olmak. İnsan aldığı nefesi gafletle tüketmemeye çalışır. Bu, nefes saymak oyunu değildir, her nefesin bir emanet olduğunu bilmektir. Kul bazen yıllarını değil, nefeslerini kaybeder. Çünkü ömür dediğimiz şey aslında peş peşe gelen nefeslerden ibarettir. Bir diğer düstur nazar ber-kademdir. Yani bakışı adıma, ayağa, yürüyüşe indirmek. Bu sadece yürürken yere bakmak değildir, insanın adımını gözetmesidir. Nereye gidiyorum? Hangi niyetle yürüyorum? Bu adım beni Allah’a mı yaklaştırıyor, nefsime mi? Gözümü nereye salıyorum? Dikkatimi neyle kirletiyorum? İşte nazar ber-kadem bu uyanıklığı öğretir. Bir diğer düstur sefer der-vatandır. Yani insanın kendi vatanında sefer etmesi. Bu, zahirde şehirden şehre gitmekten önce, insanın kendi içinde yolculuk yapmasıdır. Kibirden tevazua, gafletten zikre, hevadan takvaya, nefsin arzularından kulluk edebine doğru yürümektir. İnsan bazen uzak beldelere gider ama kendi nefsinden bir adım uzaklaşamaz. Asıl sefer, insanın kendi içindeki karanlıktan Allah’ın razı olduğu hale doğru yürümesidir. Bir diğer düstur yad kerddir. Yani zikri diri tutmak. Fakat burada zikir sadece dilin hareketi değildir. Dil söylerken kalbin de haberdar olmasıdır. Dil Allah derken kalp pazarda, hırsın içinde, öfkenin içinde, gösterişin içinde kalırsa zikir tamam olmaz. Zikrin maksadı kalbi uyandırmaktır. Bir diğer düstur baz geşttir. Yani dönüş. Zikir esnasında kul maksadını yeniler. “Allah’ım, maksadım sensin, talebim rızandır” manasına gelen yönelişle kalbini tekrar toparlar. Çünkü insan ibadetin içinde bile maksadını kaybedebilir. Zikir yaparken hal arar, dua ederken tesir arar, ibadet ederken insanların takdirini bekler. Baz geşt, kalbi tekrar maksada döndürmektir. Bir diğer düstur nigah daşttır. Yani kalbi korumak. Kalbe gelen gereksiz düşünceleri, vesveseleri, dağınıklıkları, nefsin süslemelerini fark edip kalbi muhafaza etmeye çalışmaktır. Bugün insanın kalbi eskisinden daha çok saldırı altındadır. Göz dağınık, kulak dağınık, zihin dağınık, gündem dağınık. Böyle bir zamanda kalbi korumak başlı başına bir mücahededir. Bir diğer düstur yad daşttır. Yani zikrin meydana getirdiği uyanıklığı devam ettirmek. Çünkü bazı insanlar zikir meclisinde uyanır, sonra hayatın içine çıkınca unutur. Halbuki asıl mesele mecliste uyanmak kadar, meclisten sonra da o uyanıklığı koruyabilmektir. Daha sonra bu esaslara vukuf-ı zamani, vukuf-ı adedi ve vukuf-ı kalbi gibi düsturlar da eklenmiştir. Bunlar da zamanı gözetmek, zikrin sayısında dikkatsiz ve dağınık olmamak, kalbin halini murakabe etmek gibi manalar taşır. Bütün bunların özü şudur, Salik kendi halinden habersiz yürümeyecek. Nefesinden, adımından, kalbinden, niyetinden, zikrinden ve vaktinden sorumlu olduğunu bilecek. Hacegan yolu, dünyadan kaçış yolu değildir. Halk içinde Hak ile olma yoludur. Bu yüzden bu çizgide sohbet, hizmet, edep, çalışma, helal rızık, toplum içinde ölçülü bulunma ve kalbi muhafaza etme çok önemlidir. Sonraki Nakşibendi geleneğinde meşhur olan “el karda, gönül yarda” sözü de bu manayı çok güzel özetler. Yani el işte olacak, gönül Allah ile olacak. İnsan çalışacak, ailesine bakacak, mesleğini yapacak, fakat kalbini dünyanın esiri haline getirmeyecek. Çünkü bazı insanlar dünyadan kaçmayı zühd sanır. Bazıları insanlardan uzak durmayı maneviyat sanır. Bazıları çalışmamayı tevekkül sanır. Bazıları sorumluluktan kaçmayı halvet sanır. Hacegan yolu ise der ki, Halkın içine gir, ama kalbini halka teslim etme. İşini yap, ama işini putlaştırma. İnsanlarla ol, ama Allah’ı unutma. Çarşıya çık, ama çarşı kalbine girmesin. Asıl halvet bazen odada yalnız kalmak değildir. Asıl halvet, kalabalığın içinde kalbin Allah ile yalnız kalabilmesidir. Hacegan yolunun güzelliği buradadır, O, insanı hayattan koparmaz, hayatın içinde diri tutar. Halvet der encümen, kalabalıkta kaybolmadan Allah’ı unutmamaktır. Hacegan yolu, görünmeyen hallerin peşinde koşmak değil, görünen hayatın içinde kalbi muhafaza etmektir. Bu yol, insanın insanlardan kaçması değil, insanların içinde nefsinden kaçmasıdır.
__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten; Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi. ﷺ |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Oyun çok büyük Müslüman ! | fatih1 | Derin Konular & Beyin Fırtınası | 6 | 16.04.21 15:49 |
| Fakirlik | Swordsfish | islam & islami Konular | 0 | 21.06.20 20:34 |
| Kanaatin Fazileti | Swordsfish | islam & islami Konular | 0 | 21.06.20 20:32 |
| Dünyâyı Terk etmek, Onu Kötülemek | Swordsfish | islam & islami Konular | 1 | 21.06.20 20:31 |
| Şeytanın düşmanlığı | Swordsfish | Cin & Şeytan & Melek & Ruh | 0 | 21.06.20 19:48 |