Sahih Söz: Sükûtun Edebi ve Kelâmın Hakkı
Selamün aleyküm kıymetli kardeşler,
Sükût, yol ehlinin en çok sığındığı terbiyelerden biridir. Çünkü insanın en hızlı kaydığı yer çoğu zaman el değil, dildir. Çok söz, bereketi azaltır; kalbi dağıtır, niyeti bulanıklaştırır, hakikati perdeleyebilir. Bu yüzden büyükler “az konuş” derken sadece bir ahlâk öğütlemez; aslında insanı nefsin en ince oyunlarından korur.
Lâkin burada ince bir çizgi vardır: Sükût, her zaman susmak demek değildir. Bazen susmak edep olur; bazen de susmak, hakkın zayi olmasına sebep olur. İlim ehli bu yüzden sükûtu iki ölçüyle tartar: Hangi söz fayda getirir, hangi söz fitne doğurur? Hangi kelâm kalp yapar, hangisi kalp kırar? Hangi konuşma “hakkı beyan”dır, hangisi “nefsin gösterisi”dir?
Çok sözün zararı, çoğu zaman şuradan gelir: İnsan konuşurken bir yerden sonra maksadı kaybeder; söz uzar, niyet incelir, benlik karışır. Bu hâl, ilmin vakarına da zarar verir. Oysa anlatılması gereken bir hakikat varsa, onu da hakkıyla anlatmak gerekir. Zira sükût, hakikatin üzerini örtmek için değil; hakikati yerli yerine koymak içindir. İlim ehlinin konuşması bu yüzden az ama ölçülüdür: Cümle kısa olur, mana tamam olur.
Bu noktada insanın kendine sorması gereken soru basittir: “Şu sözüm bir hayır mı doğuracak, yoksa sadece içimi mi boşaltacak?” Eğer hayır doğuracaksa, söz söylemek edep olur. Eğer hayır doğurmayacaksa, susmak selamettir. Büyüklerin “az konuş” terbiyesi, aslında insanı bu teraziyi kurmaya davet eder.
Hâsılı: Çok söz zarar verebilir; fakat söylemek gereken yerde hakkı söylemek de bir emanettir. Sükûtun kıymeti, kelâmın da hakkı vardır. Edep, ikisini de mizanla yürütmektir.
Sürç-i lisan ettiysek ehli olanlar tashih buyursun.
|