![]() |
Makami'l Esra
Vezirlik Semasi / İlk Sema (Adem)
Salik der ki: Benim için cisimler seması açıldı. Orada Adem (a.s.)in ruhaniyetinin sırrını gördüm. Sağında öncesizlik karanlığı, solunda yokluk karanlığı. Bir sevgili kucakladı beni. İşini sordum, cevap olarak şöyle dedi: Ey oğlum! Batı memleketlerinden yola çıktım, Yesrib şehrine gitmek için. Kırk gece yol aldım. Koyu karanlıkta kuyruğunu yerde sürdürenin yürüyüşü gibi. Oraya varınca, ümit bağladığım bütün sebepler ortadan kalkınca, bazı yoldaşlarıma, çok yakın arkadaşlarıma dedim: memleketinizde kast edilen bir zengin veya önünde oturulan bir müderris var mı? Bana dediler ki: Orada çok çetin araştırmalar yapan, iyi münazara eden bir müderris var. Nakilleri sahih ve verdiği haberler doğrudur. Künyesi Ebu'l Beşer'dir. Ay mescidinde ders veriyor. Olağanüstü işleri var. Seninle onun arasında da perde yoktur.... Bunun üzerine sarıktan çözülen bir ip gibi veya bir yükten ve ağırlıktan kurtularak hafifleyen biri gibi aşağı indim. Ders esnasında yanına vardım. Nefsinin ruhaniyetinden inme iznini istedim. Birden parlak yüzlü, açık sözlü bir ihtiyar çıktı karşıma. Bana saygı sunmak üzere ayağa kalktı. Onur bahşederek beni oturttu. Beni ikramla oturtunca yanındakilere, "bu benim ailemdendir", dedi. Derhal gözlerini bana diktiler. Beni kardeşleri ve yardımcıları olarak aralarına aldılar. Bu davranışlarından ötürü mahcup oldum. Kalbimi büyük bir korku ve ürperti kapladı. Sonra bana, "nereden geliyorsun?" dedi. "İki denizin birleştiği yerden, iki kabzanın madeninden geliyorum" dedim. Dedi ki: O zaman sen bendensin. Dedim ki: Benim kastim sensin. Dedi ki: Bizi ne ile saydın? Dedim ki: Edindiğimiz nefisle. Sonra ona dedim ki: Ey efendim! Belki bir faydanın veya fazla bir hikmetin anlamıyla hemhal olur, anlamını huy edinirim. Dedi ki: Al. Allah göğsünü açsın, kalbini nurlandırsm, sana yönelik inamını ve ihsanını arttırsın. Derken Hak beni benden çekti, Beni bende yok etti. Küll beni taşısın diye küllü bana bahşetti. Hükmünü bana yerleştirince, bütün sırlara ve hikmetlere beni vakıf kılınca, beni bana geri döndürdü. Benden olup üzerimde olan her şeyi önüme koydu. Beni sadık bir dost edindi, sohbet arkadaşı olarak seçti. Arşını benim için divan yaptı. Mülkü hizmetçi, meliki emir eyledi. Bir müddet bu halde kaldım. Nefsim için ayanlar içinde bir benzer bilmiyordum. Sonra beni iki kısma ayırdı. Bir işi iki iş yaptı. Sonra beni diriltti ve bana perdeli olan şeyi gösterdi ve beni eğlendirdi. Dedim ki: Bu benim, benden başkası değil. Bunun üzerine bir yarı öbür yarıya şefkatle yöneldi. Böylece zat ve sıfat arasındaki fark sahih oldu. Dedim ki: ilahım! Bu gölge niçin? Dedi ki: Kalemle levhe yazıldığında, senin yazına Nuh'un nurundan feyz verildiğinde, karışım kalktığında, bütün renkler gözlerine göründüğünde, niçin olduğunu bilirsin? Bu gölgeyi senin için var ettim. Derken kalemle öncesizlik levhine yazdım, derhal öncesizlik sırrı bana göründü. Yokluğun yü-zündeydi. Ben şu anda öğrendiğimi ders veriyorum. Bildiğimi de bunlara yayıyorum. Sonra şu şiiri okudu: Ey zahirlerin ayı ! Ey giyinmiş Yeşil ipekten bir entari! Kuru bir servetin maşuku oldun Ateşin alevi olmasaydı kuruyacak değildi Kısa bir süre orada hapsedildin Bunun için mahpesin sahibi diye çağrıldın Bir çok ilimlerle orada başkanlık ettin, göründü Sende. Eğer bu olmasaydı, başkan olmazdın Bu yüzden sen sekizin içinde dolaşırsın Ve yirminin içinde, gizlenen şeytanların Yüzer gibi koşan soylu bir at sırtında, şekil verilmiş ona Bakırdan, ki iflas eden sanatı bitirmiştir. Salik der ki: Bana yerleştirdiklerinden dolayı sevindim, bana bahşettiklerinden dolayı neşelendim. Sonra bana dedi ki: Yüksel, yarış, bu zamanda sana gizli olan nice göz aydınlığı ikinci gökte sana gösterilecektir. |
Yazı Seması/İkinci Sema (İsa)
Bismiliahirrahmanirrahim Salik der ki: Güzel yüzlü resul (elçi), açtı ruhlar semasını. Mesih'i görmekle üfledi ruhun suruna. Hayatım onun varlığıyla birleşince, zatım onu görmenin nimetine erişince, cihetlerinin ve zaviyelerinin nuru her tarafı kaplayınca, şeklini ve seciyelerini kaplayınca, cisimlerin evlerinden karanlık dürülüp atılınca, Bana dedi ki: Merhaba, hoş geldin. Genişlik ve kolaylık bulasın. Ey salik! Tahkik et zatımı, sıfatlarıma bak. Ben cömertlik hazinelerinin bekçisiyim. İlk mevcuda bahşedilenim. Ben olmasaydım, isimler bilinmezdi. İsim verene de bir değer adı konulmazdı. Benimle konuştu, benim için yaratıldı, göğü ve yeri benimle yarıldı. Direkleri ve binası benim üzerimde dikildi... Sonra yüzünü güzelliği parlak ve cemali göz alıcı, buğday dalı gibi güzel endamlı bir delikanlıya çevirdi. Bana dedi ki: Ey ilham kâtibi! Kalk ve diviti, kalemi al. Cisimler divanına yaz, imamın emriyle ilgili olarak bu delikanlının sana soracaklarını. Kâtibi, veziri ve bekçisi yanıma geldiler. Onu görünce, kalkıp ona yöneldim ve irticalen şöyle dedim: Ey akıllı kâtip! Senin işin ötelerde pek gariptir. Yüce efendi seni yakınlaştırdı Böylece kalpler sana akmaya başladı. Göz kapaklarımdan gizlendiğinde Gaipleri zahiri kaplar oldu. Ey anlamlar kâtibi! sen olmasaydın Yücelerde bir nasibim olmazdı Ey eman destekçisi yaz, ki Kuşkular içinde korkanlar eman bulsunlar. Salik şöyle der: Güzel oldu. Ve ne güzel ayn! Şüphesiz ve yalansız. Der ki: Sonra yazdı, ama kısa tuttu ve lafı gereğinden fazla uzatmadı; amaca uygun söyledi: Bismillahirrahmanirrahim. Allah'ın salat ve selamı kerem sahibinin üzerine olsun. Bu velayetin ve emanın yardımcısıdır. Ruhların seyidi ve Rah-man'ın halifesinin ruhu emretti. Yanında tahakkuk edince, bunu kendisine vahyettiğinde yanında sabit olunca, ki Ademiyet dönemi onun yanında son buldu. Ona Muhammedi dönemde bir ok attı. Oku kağıdına isabet etti. Adaleti kıstasını ikame eder. okunun ona isabet ettiğini bilince, bunda en geniş paya ve en mükemmel nasibe sahip olduğunu anlayınca, bu büyük yardımcıyı yazdı. Bu kerem sahibi veliye. Allah ona söz vermiştir ve Allah'ın emaneti onun yanındadır. Yetkisine verdiği şeye doğru bakmaktadır. Verdiği söze de bağlılık göstermektedir. Emanetinin halifeliğini ona yüklemiştir. Zannına vefası ve diyaneti, iffeti ve korunması, hükümlere nüfuz etmesi, vehimlerin oluşturduğu problemleri ele alıp çözmesi, imamın sınırlarında duruşu galip geldiği için. Eğer İmam'ın zannı bilgiye dönüşürse, savaşta ve barışta reayasını yönetirse, yargı ve hükümlerinde adalete uygun davranırsa, valilerini ve hakimlerini memleketin dört bir yanına dağıtırsa, biz de onu yönetici olarak yerinde tutar ve onu destekleriz. Eğer bu şartı yerine getirmezse, onu görevinden azleder, yerine başkasını getiririz. Ondan bu sınırda durmasını ve reayasına en kolay yöntemle muamele etmesini isteriz. Siz, genel ve özel topluluklar, Allah'tan başka sığınak bulamazsınız. İşlerinizi güçlü kuvvetli, cesur, cömert birine tevdi ettik. Ona, size aslan payını vermesini ve en cüretli okla sizi korumasını söyledik. Ne söylediyse, onu biz söylemişiz. Ne yaptıysa onu biz yaptık. Bizim dilimizle konuşuyor. Bizim vicdanımızdaki düşünceleri tercüme etmektedir. Ona ölülerinizi diriltme, bölük pörçük halinizi derleme, kızlarınızı güvende kılma, bitkilerinizi yetiştirme, bilmediklerinizi size öğretme, zaman uzasa da, sayılarınız gün be gün artsa da eninde sonunda bize döneceğinizi size bildirme gücünü verdik. O halde: İşittik ve itaat ettik, deyin. Sizden önce, işittik, ama isyan ettik, diyenler gibi olmayın. Bunu söyledikleri için biz onları kasıp kavuran saba yelleriyle darmadağın ettik. Durmadan artan yağmurlarla öldürdük. Onları helak ederek köklerini kuruttuk. Onlar hakkında verilen azap sözü gerçekleşmiş oldu. Onları kırıp geçirdik. Öyle ki yurtlarında bir tek canlı kalmadı. Onların başına gelen bu felaket Tubba ve İrem'i de kapladı. O halde bizim dehşet verici egemenliğimize karşı çıkmaya yeltenmeyin. Azabımızın elçisine saldırdığınızda azabın size geç geleceğini düşünmeyin. Sizden önce nice örnekler gelip geçti. Bize karşı çıktığınız zaman başınıza geleceğini vaat ettiğimiz azap mutlaka gelecektir. Sizden sadır olan tavırlarınızdan ötürü, onun baş göstermesini beklemekteyiz. Sizden muhalefet tavrı sadır olduğunda bizden size bu azap intikal edecektir. Olan olduğunda azabın yönü size doğru çevrilecektir. Aslında yalnızca yapıp ettikleri-nizdir size dönmekte olan. Eğer hayır işlerseniz hayırla karşılaşırsınız. (Kim zerre ağırlığınca hayır işlerse onu görür). (Kim zerre ağırlığınca şer işlerse onu görür) (Her nefis yaptıklarına karşılık bir rehinedir). (Allah alemlerden müstağnidir.) (Tevekkül edenler Allah'a tevekkül etsinler) Nebilerin sonuncusuna salat ve selam olsun. Alemlerin rabbi olan Allah'a hamdolsun. Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Salik der ki: Eman yardımcısını aldım, onunla memleketi arasında bir tercüman oldum. Kararlaştırdığım hazırlığımı, verdiğim ve yürürlüğe koyduğum tüm hükümlerimde isabet ettiğimi görünce, bana dedi ki: Ne güzel bir tavır ortaya koydun. Sana bir ödül vereceğim. Çünkü sana denk gelecek bir benzerin yoktur, seninle boy ölçüşecek bir eşin yoktur. Bu makamın üstünde büyük bir makam, onur verici bir sahne, üzüntüsü bulunmayan bir sevinç menzili vardır. Orası cemalin eksiksizliğinin makamıdır. Celâlin sürekliliğinin mekanıdır. Salik der ki: Bu makama ulaşmak için içimdeki himmet kabardı, perdelerini delip geçmeye koyuldum. |
Şehadet Seması/ Üçüncü Sema (Yusuf)
Salik der ki: Cemal seması, celâl madeni önüme açıldı. Kapı açıldı ve bana selam verildi. Ümmetinin dizginleri bana sevkedildi, teslim edildi. Memleketin sarayında oturana, şehrin reisine yöneldim. Sarayın ortasında bütün mensupları gördüm. Kapıdaki hizmetçiye yanaştım, ne haber var? Bu büyük toplantı nedir? diye sordum. Dedi ki: Bir nikah akdedildi, gördüğün bir düğündür. Ondan içeri girmek için izin istedim, izin verdi. Korkmadan ve gevşeklik göstermeden içeri girdim. İlk önce ben selam verdim. Derhal selamımı aldı. Utanma kanatlarım büzüldü. Gelin örtüsüne bürünmüştü. Önümüze perdelerini indirmişti. Ayaklarımın üzerine dikildim. En güzel isimleri olanı zikretmeye başladım. İki yay veya daha yakın olana salat ve selam okudum sonra. Ardından hoş kokulu ve kapsamlı övgülerle bu mahallin sahibini andım. Dedim ki: Merhaba, bu mutlu zifafa, bu övgüye değer güzel intizama. Ki kalplerin sırlarını kaplamış, bütünüyle doldurmuştur. "Özlemle beklediğine hoş geldin" dedi ve onu mamur kıldı. Kızların efendisi, karanlıkların aydınlatıcısı. Ki Babili büyüledi ve onları güzellik oklarına tuttu. Onu mülkler arasında bir mülk gibi görmedim. Felek perdelerinin sütun arşının üzerine indirilmesi gibi de görmedim. Köklü bir şerefe dikkat çeken bir şeref, üstünlük bahşederek saadet verdiği türden bir kalıcı bir mutluluk olarak da görmedim. Ya da arzunun sürekliliğini ilan eden bir nisbet de değildir. Koç burcuna yakınlaşması güneşin, ne mutlu! Yakınlaştığı mutluluklardan ötürü. Birbirine komşu güzellik parçalarına eklendi, parlak ululuk aylarıyla bütünleşti. Çünkü iyi kadınlar iyi erkekler için, iyi erkekler de iyi kadınlar içindir. Mutluluklar size, ne kârlı bir alışveriş. Mübarek ve salih bir durum. Gıpta edilmeye layık bir beraberlik. İrtibat için uygun bir zemin. Selam ve güven içinde bir giriş. Düzenli yaşama ve evlatlar müjdesi. Allah'ın salat ve selamı efendimiz Hz. Muhammed'e, ehlibeytine ve bütün ashabının üzerine olsun, alemlerin rabbi olan Allah'a hamdolsun. Salik der ki: Sözlerimi tamamladığımda, salat ve selam okuyarak konuşmamı bitirdiğimde, perde birazcık kımıldar gibi oldu. Bir ses geldi ki, hastanın yüzüne vuran meltem gibiydi. Şöyle dedi; Gelini Zehra olan, kuşkusuz İkizler burcunu taç olarak giymiş başına, şi'ra yıldızı da ayakkabısıdır Ey bağın mis kokulu gülü Zehra'nın yüceliğine denk başka bir çiçek var mı? Salik der ki: Ona dedim ki: Seni tanıdım, az önce seni niteledim ve sıfatlarını sayıp döktüm. Şu efendinin makamını bana göstermeni, ondan haber vermeni, kusurlarını ve üzüntülerini bana söylemeni istiyorum. Dedi ki: Ey zarif, taze ve yabancı kişi! Sana feda olayım, ey talip ve ey güzel adam! Tam yerine düştün, bu işin uzmanının yanında durdun. Fakat idrak edilemez bir gaye sordun, ilim olarak sahip olunamayacak, kuşatılamayacak bir hususa dokundun. Bu yüzden anlayışın kadarını sana göstermem gerekti. İlminin kapsamında olması takdir edilen kadarını kavramaya seni muvaffak kılmam lazım geldi. Sonra perdesinin gerisinde, örtüsünün arkasında olana işaret etti. Dedi ki: Bu eminler eminidir, binanın taşıyıcısı, Zehra'nın kocasıdır. Lahutlar ona gösterildi, nasutlar onun için yakıldı. Aşkla ona yöneldiler. Mülk ve köle olarak onun emrine girildi. Ama o yüzünü çevirdi, sırtını döndü. Hasta etti, ama hastalanmadı. Daha fazlasını istemeye yöneldi. Zihinleri büyüledi, dinleri tatil etti. Uzak yakın her düşman için bir intikam kılıcıydı. Yakın veya uzak her seven için de bahşedilmiş bir nimetti. Yıldızların zühresi ona secde etti, gelip geçen kafilelerin kalplerine korku saldı. Bütün mülk, anahtarlarını, hakimiyetini ona verdi, zenginliklerini ve ürünlerini ona bahşetti, memleketin yönetiminin halifeliğine sahip kıldı. Ama sözünü ve zimmetini bozmadı. Memleketini her zaman güzel bir şekilde yönetti. Fikrin dosdoğru neticeleriyle kaim oldu. Derken devlet dimdik ayağa kalktı, ufuklarının ve bölgelerinin genişliğine ve uzaklığına rağmen her tarafı iyiliklerle doldurdu. Kuvvetinin ve güçlerinin arasında göz alıcı bir güneş gibi doğdu. Zamanın biriciği, asrının eşsizi. Mülkünün tam ortasında. Mülkünün dışında tek bir şey görmemektedir. Onu görmek parlaklıktır, onu yitirmek körlüktür. Der ki: Garip bir şey işittim. Derken dördüncü semayı kesbetmek için veda ettim. Bir yol aramaya koyuldum. |
Emirlik Seması/Dördüncü Sema (İdris)
Bismülahirrahmanirrahim Allah'ın salat ve selamı efendimiz Hazreti Muhammed'in, ehlibeytinin ve ashabının üzerine olsun. Salik der ki: Yüceliş seması önüme açıldı. Bana, Merhaba ey velîlerin efendisi! denildi, yalın mücevherlerle süslenmiş kulp! Dedim ki: Bana verdiğin müjde ve yaptığın açıklama ne güzel! Yüce makamın hakkı için, kimsin sen? Dedi ki: Ben celâlet madeni, sülalenin efendisi yüceliklerin babası, güneşin ve kuşluk vaktinin efen-disiyim. Onun karşısında dururken içimde meydana gelen vecdin etkisiyle şu şiiri okudum: Kutsiyet huzurunda esenlik olsun sır ehline Bir güneş ki, nurları aydınlatır kabrin karanlığını Benzerlikten uludur, eşsizdir o Sınırlarla ayrılmadığı gibi cins de değildir Biz onunla varlığımızın kemaliyle idrak ediliriz Tıpkı yarasanın güneşin göz kamaştırıcılığında idrak edilmesi gibi Allah için! Ne güzel nur! Risaletin getirdiği Tahminden, zandan ve sezgiden kurtaran Onu bize getirirken kalp susuz ve arzu içindeydi Yüceler alemine ve kutsiyet huzuruna karşı Geldi ve o çok nuruna aldırmadı Nalın ve kürsü huzurundan ona hitap etti Ben nalınım ve kerem sahibi arş risaletimdir benim Allah için! Ne güzel koca ve ne güzel gelin! Sizin için nimetler bahşeden emanet fidanını diktim Ben bir canım ki, ondan sonradır fidanın meyve vermesi Tebliğe adadım kendimi, açıklanınca Bazı şeyler ki, beni vehimden ve karışıklıktan kurtarır Yürüdüm, şimşeklerim ve ışıkları belirmişti His merkebinin sırtında gayp denizlerine daldım Uyudum, ama göz kapaklarım uyumadı sabaha kadar Çöl olmaksızın cinlerden ve insanlardan ıssız kaldım Ey nefis! Bu haktır ki, varlığı parıldıyor Ey nefis! Sakın inkar etme, ey nefsim! Salik der ki:Sonra bir şimşek çaktı, onunla ayrılığın karanlığı yarıldı. Nasıl gördün? dedi, sana mahiyetimi ifade etmek istedim, bütün hüviyetimi senin için dile getirmek diledim. Gördün, ey Salik! Yabancıların nasıl yok olduğunu, nurların nasıl söndüğünü, fikirlerin nasıl meydana çıktığını, günlerin nasıl tamamlandığını, çiçeklerin nasıl boy saldığını. O zaman devşirimle hakikati ortaya çıktı, cisimler arzı aydınlandı. Bekaya iletildim, yükselme mahalline yürütüldüm. Ben güçlü bir rehberim, en açık yolu gösteren. Ben yok edilemem, bende son bulunmaz. Arşıma istiva ettim, yatağımın işaretlerinin üzerine yan yattım. Artık benim muradım gerçekleşti. İnancımın bu akıbetinden dolayı hamdettim. Onun irade ettiğine kanaat getirdim. Eğer daha fazlasını istesem, mutlaka arttırır. |
Muhafız Seması /Beşinci Sema (Harun)
Bismillahirrahmanirrahim Allah'ın salat ve selamı efendimiz Hazreti Muhammed'in, ehlibeytinin ve ashabının üzerine olsun. Salik der ki: Önüme muhafızlık seması açıldı. Bana denildi ki: Kendisine ilimde genişlik verilenin semasını açtın. Semanın kapısı bana açılınca kapıcısı karşıma çıktı. Bekçisi önüme dikildi. Semanın perdeleri benim için kaldırıldı. Kapıyı çalan kimdir? Kimdir bu yolları aşıp gelen? denildi. Dedim ki: Evin sahibinin emri üzerine gelen bir misafirim ben. Onun kervanından ayrılmanın imkanı yoktur. Çölleri kat edip geldi, havayı deldi. Şimdi kervanı meydanına durdurmuş bulunuyor. Şimdi kim garanti eder huzura gelip durduğunun tebliğini. Eğer gelişmeyi istemeseydi, bürüyen onu bürüseydi, bu, karşılıklı konuşmanın tecridini gerektirirdi. Sonra ziyaretçinin Binek sırtında belirmesi de söz konusu olmazdı. Sonra ben bu kıtaları aşıp gelmezdim. Kızıl muhafızın arkadaşı, büyük efendimiz hoş geldin, dedi, ben güzelliğinin sergilendiği süslerin mekanına gelişini garanti ederim. Dümdüz ok, ancak savaş günü için saklanır. Ya da Calinus'un kitapları, müzmin hastalıklara deva bulmaktan başka hangi amaç için neşredilir ki! Sonra beni yanına aldı. Önünde durdurdu. Halife beni görünce, çehresini bir gülümseme aldı. Allah, efendiye selam etsin ve yerini güzel kılsın, dedi. Sonra vezire dedi ki: Onunla doğruluk diliyle konuş. Ona hikmetle hükme bağlanmış kesin sözün arasını tanıt. Bunun üzerine vezir en güçlü kolunu sıvadı, diliyle üst dudağını yaladı ve şu şiiri okudu: Bu halifedir, âlem olmuş efendidir bu Bu makamdır, bu rükündür, haremdir bu Ona biat etmek için uzanmış sağ eldir bu Ey imamlar! Teslim olun Allah'tır bu Bütün canlılara önderlik etti, ama önderliği zahir olmadı Gözlere buzağı ve put göründüğü için Daima çağırır bir kavimciği ki himmetleri ebediyen Musa'nın nail olduğuna nail olmaktır, ama bilmediler Açıklık haramdır, baktıkça Basiret gözü bir şeye, zatı yokluk olur. Bu, yüce, erişilmez, ulu zatın halifesidir, ona zillet kasesinden içirmiştir, gölgeye sığınan. Rahim sebebiyle ona seslendi. Bu yüzden bu gün rahmete nail olandan başkasının Allah'ın emrinden kurtulamayacağını bildi. Böylece nur ve ziyada ikisini eşitledi. Halifelerin göğüslerinde belirginleştiler. Kadrini bilen kişi helak olmaz. Bedri aydınlanmayan bir güneşin nuru da sönmez. Salik der ki: incilerini topladım, nurundan bir huzme aldım. Bu halin verdiği baygınlığım geçti. Göç etmeye başladım. |
Kadılar Seması/ Altıncı Sema (Musa)
Bismillahirrahmanirrahim Salik der ki: Derken ilham elçisi kelam semasını önüme açtı. Orada Musa'nın (a.s.) ruhaniyetini gördüm. Hemen ona selam verdim ve teslim olarak karşısında oturdum. Başında güzel yüzlü bir şeyh duruyordu. Ne kısaydı, ne de uzun. Bana dedi ki: Bu şeyh, kadılar kadısı, valiler valisidir. Göklerle ilgili hükümlerin son mercii odur. Bir inişte bana gelmişti, gayet karışık gelmişti. Ben şimdi onun önüne bırakıyorum. Ondan nasibini al. Bil ki bunlardan sorulacaksın. Sonra yüzünü çevirdi ve şöyle dedi: Ey Kadı! Sorunu en kısa ifadede özetle. En yakın işaret halinde verdiğin cevap ikna edici olsun. Kadı şöyle dedi: Zelil ve aşağı kul, aziz ve üstün efendisine sordu. Şekil dururken ismin fani olması doğru olur mu? İmam ona şu karşılığı verdi: Bilmez misin, ey Kadı?! Her mahluk mecburdur. Sınırlı olan bir varlık nasıl hakikati ihata edebilir? Onun kelamını bilen ifade eder. Ama sen onu mağrib olarak niteledin. Onun kelamının varisi de parlatır, aydınlatır. Ama sen onu mağrib ve maşrık olarak niteledin. Bir Muhammedi gizlilikleri arındırıp açığa çıkarır, sırları giyinir. Onun kalbi hakikatle mamurdur. Üzeri örtülü yolu müşahede eder. Yolu yabancılardan arındırır, amacını açıkça ortaya koyar ve kararlılıkla yola koyulur. Zatından zatını, sıfatından sıfatını, fillerinden isimlerini ve arzından semasını müşahede eder. Sonra bunların tamamı yok edilir. İlâhî sıfatlar arşına istiva eder. Orada kulluk şeklinin baki kalması sahihtir. Bundan dolayıdır ki "yalnız sana" denmiş ve rububiyet sırrı ifşa edilmiştir. Çünkü varis nefsinden silindiği zaman, artık şeklinden kıyam etmesinden başka bir şeyin faydası olmaz ona. Hareketinden ve hissinden fena bulması gerekir. Bu denize battığı zaman, minnete de batmış olur. Dolayısıyla farzı ve sünneti ikame etmesi zorunlu hale gelir. Kadı, bu sözleri onayladı ve kabul etti. Duyduğu sözlerden dolayı teşekkür ederek dönüp gitti. Salik der ki: Sonra yüzünü bana çevirdi ve "Ve li küllin vechetun / Her kesin bir yönü(vechi) vardır" (Al-i imran,148) ayetini okudu Ardından şöyle dedi:Bil ki, rabbine gideceksin. Ki kalbinin sırrını sana açsın, kitabının sırlarını sana göstersin, kapısının anahtarını sana versin, mirasını tamamlasın ve böylece gönderilişin sahih olsun, işte "kuluna vahyetti" hükmünden senin payına düşen budur. Katından neshedici bir şeriatı sana tahsis etmesini, bir kitab indirmesini bekleme. Bu kapı kapanmıştır. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v.) duvara konan son tuğlaydı. Ona muhalif her delil geçersizdir. Bu makamı elde ettikten, kalemleri çekip çevirenin söylediklerini tahsil ettikten sonra gönderilmiş olarak geri döneceksin. Varis olduğun gibi, senin varislerinin olması da kaçınılmazdır. Bu takdirde halka yönelttiğin her yükümlülükte şefkatli ol. Çünkü fark huzuru, ahdi taşıma ve sınırın yanında durma hususunda zayıftır. Dolayısıyla Mevlan "benim huzurumda söz değiştirilmez" demediği sürece, reayana hafifletme yap diye seslendiği her hususu Ona sor. Ama bu kesin hükmü duyduğun zaman, artık ısrarla ve kararlılıkla sormanın bir faydası olmaz. Kevni yönetip idare ettiğin sürece yardım iste.-Allah'a yemin ederim ki, meşakkat beni yormadı ve uzaklık duygusu benden uzaklaştırıldı-Budur vasiyetim. Bil ki, Yoldaki delilin bu vasiyettir, yumuşak ol ve gereğini yapmaktan geri durma. Salik der ki: Allah'a yemin ederim ki, ey efendim! Bilgilerin senin yanında bulunduğunu bildim. Hakikat ipleri sana uzanmaktadır. Bana dedi ki: Bu konuşmanın doğru olduğunu nereden bileceğim. Belki de bu, gerçekten uzak bir iddiadır. Dedim ki: Şiirim, bilgimde kesinleşmiş hakikati sana açıklayacaktır. Dedi ki: Şiiri oku, ki nerede olduğunu anlayayım ve iddianı ifade edip açıklarsan eğer sana icazet vereyim. Salik der ki: Bunun üzerine ona şu şiiri okudum: İkrarım ve inkarım arasındaki sır Müşteridedir, ve akan havuzun kederi Niçin demiyorsun: Ben koydum ikisinin sırrını Ruhlara sırlarımı öğreten benim Perdelediğim ateşten konuşan benim? Bir nur ki, ateşte nurun zatına hitap ettim Karanlık kevnleri var eden benim Eğer dileseydik, nurlar sahibi olurlardı Kevnleri yüzen boşlukta var eden benim Topluca, ki yabancıların şiddeti ulaşmaz onlara Ey asasını sert kayaya vuran! Bir güneş, bir ay ve taşlarla dolu bir yer Taşa hükmeden bir ağaca hayret et Asıl perde arkasından vuranı gör Zahir oldun, hiç kimseye gizli değilsin Sadece yaratıcıyı bilmeyene gizli olursun Doğuyu batıyı kat ettim, size ulaştırayım diye İyilikleri, gecede ve seherlerde Sizi bulamadım, sizden bir haber de duymadım Bir kulak surların gerisindeki sesi nasıl duysun? Ya da benzeri hiçbir şey olmayanı nasıl idrak edeyim? Sınırımı aştığımda, seni bilmez oldum Nefsini zamansal varedişlerden alıkoydun Bu yüzden sen okuyucunun benliğinin ruhundaki sır gibisin Zamanın dar geldiği birsin sen Sen kevnden ve kıtalardan berisin Salik der ki: Sana bahşettiği şeylerden dolayı gözlerimi aydınlatan, sana gizli olan sırları senin için ortaya çıkaran Allah'a hamdolsun. |
Gaye Seması / Yedinci Sema (İbrahim)
Bismillahirrahmanirrahim Allah'ın salat ve selamı efendimiz Hazreti Muhammed'in, ehlibeytinin ve ashabının üzerine olsun. Salik der ki: Yüce Resul (elçi) bana Halil (dost) semasını açtı. Ruhaniyetinin sırrının beytu'1-mamu-run çevresinde döndüğünü gördüm. Nurdan elbiseler içindeydi. Bana selam verdi: Hoş geldin, dedi. Büyük ikramda bulundu, sınırsız cömertlik sergiledi. Dedim ki: Ey misafirlerin babası (misafir perver)! Evlatlarının yurduna "Ümmül Kura" (kentlerin anası) diye isim verilen! En yüce makamının güvenliğinin mahiyetini bana anlat. Bana dedi ki: Battığı zaman yıldızı bekle. Dedim ki: Senin zatından payıma düşen nedir? Dedi ki: Yiyeceğinde başkalarını tercih etmendedir. Bilmez misin ey oğul! Eğer cömertlik (cud) olmasaydı varlık (vücud) zuhur etmezdi, kerem olmasaydı hikmetler belirmezdi. Eğer başkasını kendine tercih etme olmasaydı, sırlar ortaya çıkmazdı! Salik der ki: Ona dedim ki: Beytul-mamur'a , ma-kamul meşhur'a girmek istiyorum. Dedi ki: Bunun için bazı şartlar gereklidir, bunlar da kitabul-mes-tur'da, neşredilmiş yapraklarda yazılmıştır. Dedim ki: Bana göster ki, içinde olanlara bakayım. Dedi ki: derhal gaye zühalı, velayet ehlinin -Muhammedi velayet ve sıddıklık makamları hariç- yanından çağrıldı. Bu Zühal onun bekçisidir. Gelirlerinin toplayıcısıdır. Hızla koşup geldi. Kuşanmış olarak önünde durdu. Ona dedi ki: Nur hazinesini aç. Bana Kitabu'l-mestur'u getir. Dedi ki: derhal onu getirdi. Dedi ki: Onu onun sağ eline ver. Bunun üzerine mührünü açtım, satırlarını ve işaretlerini inceledim. Kitapta şöyle deniyordu: Bismillahirrahmanirrahim La ilahe illâllah muhammedun resulullah. Allah'tan başka ilah yoktur. Muhammed Allah'ın Resulüdür. Bu Hakkın evi, doğruluğun oturağıdır. Toplanıp ayrılmanın menbaı, garbın ve şarkın sırrıdır. Bütün makamların sahiplerine haramdır, ancak yüce Dostun katından aşağı inen hariç. En parlak makama doğru sarkan, iki yay veya daha yakın duruma gelen. Seçilmiş Muhammed'in övülmüş makamı yani. Orada kuluna vahyettiğini vahyetti. Onunla ondan anlamın en açığını anladı. Kalb, israda yakınlık hakikatlerinden gördüklerini yalanlamadı. Andolsun onu bir inişte daha görmüştü. O sırada Adem henüz su ile balçık arasında bir varlıktı. Sidretul Münteha'nın yanında görmüştü. Orada başlangıç ve son buluşur. Orada ezel, vakit ve ebet eşitlenir. Cennetul me'va O'nun yanındadır. Diri olarak ulaşanların devamlı kalış yerleri. Zatı gördüklerinde sıfat cennetleri onları öteden alıp barındırdı. O sırada sidreyi bürüyen bürüdü, sırlar tarafından ve yüce tenzih cihetinden. Göz ondan başkasına kaymadı da azmadı da. Görünmez bir yokluğa nasıl kayabilir ki? Kürsünün ortasına kuruldu, yücelere ve aşağılara uzandı. Onun zuhur etmesiyle iki ayak zuhur etti. Arz onun nuruyla aydınlandı. Melekler sadece bir ayağa sarıldılar. Arifler ise görünmeyen ve görünen ayakların ikisine de sarıldılar. Ondan önce söz söylemezler ve O'nun emriyle hareket ederler. İstivanın en üst noktasından "Nun"un merkezine doğru amel ederler Onların varlıklarının sırrını sınadı, mevcutlarını müşahede edince. Onlara zatın heybetini giydirdi. Böylece lezzet denizlerine battılar. Sıfatların şekillerine tecelli edince münezzeh Allah, onları yok etti. Geride sadece gizli işaretler kaldı. Dolayısıyla varislerin ruhları müşahedede eşittir. Onlar bu gün nasıl iseler yarın da öyle olacaklardır. Ancak terkip yurdundaki müşahedeleri için bölünme ve kesilme söz konusudur. Yine bir makamda müşahede varken, bir başkasında olmaz. Oradaki müşahedeleri ise devamlıdır. O halde intikal ruhlar hakkında, haşir kalıplar hakkındadır. Cisimler yükümlülük yurdundan infial yurduna haşrolurlar. Ruhlar ise; Celal makamından Cemal makamına haşrolurlar. Söylenemeyene kadar. Orada intikal artık caiz olmaz. Kime bu makam verilirse; beyte giriş ona haram olmaz. Allah'ın "ey Yesrib halkı! Artık size durmak yok" sözü üzerinde durup düşünene selam olsun. Salik der ki: Ona dedim ki: Ey İslamın babası! Selam! Parçaları birleştiren. Yerin ve göklerin mele-kutunu bilen. Benim durumumu bilmedin. Değerimi düşürdün. Garip bir nazım ve olağanüstü bir nesirle sana kendimi anlatacağım: Katip Allah sevgisini gönlüme yerleştirdiğinden beri Şevkten bir satır ciğerime yazdığından beri Sevgisine karşı duyduğum özlem ve vecdle eridim Ah! Şevkimin bitmezliğinden. Ah! Hüznümden! Ey isteklerin gayesi ve umutların mercii! Ey dayanağım! Sana duyduğum özlem çok şiddetlidir, başkasına değil Elimi kalbimin üzerine koydum, korktuğum için Göğsümün yarılmasından, çünkü sabrım bana ihanet etti Durmadan elimi bir yukarı kaldırıyor, bir aşağı indiriyordu Öyle ki diğer elimi destek için elimin üzerine koydum Gönül terkipten geçti, göçtü Yok eden sevgiliye, elime değil. Vecd ile onu istiyordum durmadan ve tercih ediyordum Bir hayretle ki, yarasanın iç geçirmesini andırırdı Derken hakkın sesini kendi tarafımdan duydum Benim katımda olan başkasına bakmaz. Öl vecdinle veya coşku istiyorsan öl Çünkü kalbin bedenine dönmüyor Kalktım, ki şevk beni bir duruyor, bir saçıyordu Sevincin şiddetinden Ahh! Ciğerim! diye haykırdım Ey benzeri olmayan seni gördüğüm için Artık benim için sapıklıkla doğruluk arasında bir fark yok Nefis Onu bilgi olarak tanıyor ve görüyor Gözle. Bu vakitte ve elbette Onu müşahede ediyor. Zatı bizzat gören sıfata bakmaz Çünkü onda saffın bukağıyla perdelenmesi vardır. Salik der ki: Bana dedi ki: Bu perdeden murat benim. Kapılar sevenlere açılır. Dedim ki: Dostlukla sevgi bir midir? Sevgiyle yakınlık aynı mıdır? "Ve aciltu ileyke rabbi literda /Rabbim! Razı olasın diye sana acele geldim" (Taha, 84) diyenle, kendisi hakkında "Velesevfe yu'atîke rabbuke feterda / Rabbin sana verecek ve sen raz ı olacaksın" (Duna,5) denilen kimse arasında ne kadar fark var! "Rabbi'ş rahli sadrı / Rabbim göğsümü(sadrımı) aç" (Taha, 25) diyenle, kendisi hakkında "Elem neşrahleke sadrek /Biz senin göğsünü açmadık mı?" (İnşirah, 1) denilen kimse aynı olur mu? Salik der ki: Sonra ona şöyle dedim: Başlangıcı böyle olan bir sonuç, açıklığı bu olan sırlar hakkında ne dersin? Ya da fiilime tanıklık eden şu sözlerime ne dersin: İlahi! Ey mevlam! Karıştı sırrınız Ve benim sırrım. Ey istek merdim! Sizi tercüme etmekteyim Sizinle görüyorum, görünen ve görünmeyen eşyayı Sizinle işitiyorum gizli fısıldaşmaları ve sizinle konuşuyorum Zikirlerin makamı nere, fikirlerin yokluğu nere ve sırların ademiyeti nere! Allah'ın zikriyle sevinir kalpler Bilinenler ve gaipler açıklığa kavuşur Zikri terk etmek her şeyin en faziletlisidir Çünkü zatın güneşinin batması yoktur Allah'ın zikriyle günahlar bağışlanır Basiretler ve kalpler sevince boğulur Durum olarak zikri terk etmek bundan daha faziletlidir Çünkü güneş batmayacaktır Sen neredesin ve benim vardığım sonra inip geldiğim makam nerede? Ey kalbim! Ona ulaştım Yol gösteren bir sevgili gibi ona de: Arş olmasaydı, istiva olmazdı Benim nurumla darb-i mesel vermek mümkün oldu Salik der ki: Bu imalı sözleri gözlemleyince dedi ki: Görenle kör bir olmaz. Sonra bana dedi ki: Ey oğul! Mevlana yakardığın zaman babanı an. Ey oğul! Halilin sana ulaşması ne mümkün! Sen ki celilin ma-kammdasın. Yıldızlara bakıp "Fekale innî sekîm / Ben hastayım" (Saffat, 89) diyenle, hakkında "Ma kezebe fuadu ma rea / Kalp gördüğünü yalanlamadı." (Necm, 11) denilen kimse arasında ne büyük fark var! Ben diyorum ki: "Rabbigfirlî hatıetî yevmeddln / Rabbim! Din gününde hatalarımı bağışla" (Şuara, 83) Senin hakkında ise "Li yağfireleke allahu ma tekaddeme min zenbike vema teahhare / Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın diye." (Fetih, 2) deniliyor. Ben diyorum ki: "İcal lî lisane sıdkın fi elâhirlne / Bana, sonra gelecekler içinde, iyilikle anılmak nasip eyle!" (Şuara, 84) Senin hakkında ise "Ve refe'na leke zikrek / Senin sânını yücelttik." (İnşirah, 4) deniliyor! Salik der ki: Sonra ağlamaya başladı ve dedi ki: Başkalarını düşünmek, bizi bu sırları doğrudan ele almaktan alıkoydu. Heyhat! Cömertlik nere, başkalarını kendine tercih etme nere? Cömertlik efendiliktir. Başkalarını kendine tercih etmek ise kulluktur. Cömertlik riyasetle beraber olur, başkalarını kendine tercih etmekse; özel olmakla beraberdir. Ey oğul! Sevgili ve mevlanın seni çağırdığı şeye doğru yürü. Aramızdaki ahit, sana seslendiği şeyi tanımak olsun. Salik der ki: Burak döndü ve yedi tabakadan çıktı. Elçi (resul) nurlar sidresinde yolculuk asasını verdi. Şeyhu’l Ekber MUHYİDDİN İBN. ARABÎ K.S KİTABU’L İSRA İLA MAKAMİ’L ESRA |
Eline, aklına, bilgine sağlık Hâmûşî. Okunması gereken faydalı bir yazı paylaşmışsın. mnks
|
Alıntı:
|
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 21:30. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com