
Eskiden televizyonlarımız yoktu.Sahte magazin yıldızlarımızda yoktu.Yatsı namazından sonra lambasını söndürdüğümüz karanlık odamızın penceresinden huşu içinde seyr ettiğimiz gök yüzünde gercek yıldızlarımız vardı.
Gönlümüz bir hoş olur,dilimizden dua ve zikirler dökülürdü.Ay ışığı odamızı aydınlattığı gibi kalbimize kandil,gözlerimize nur olur,göz yaşlarımız Allah-u Teâlâ'nın vahdaniyeti karşısinda sel olur kalplerimize akardı.
Fecr'in amansız bekçileri horozların "kallkın,Rabbiniz ellerinizi boş çevirmeyecek"alarımlarıyla uyandırılırdık.
Şimdi horozların kalkın sesinden rahatsız olduk ! Sabah namazının huzur ve huşu'sunu kümeslerinde mahzun ve melul öten horozlara bıraktık.
Dualarımız kalplerimizi değil dilimizi süslüyor! Asumana yükselip,rahmet bulutlarını çoşturup,rahmet yağmurlarını üzerimize yağdıracak ne nurlu kalplerimiz ne de dualarımız var artık...