“Rabbenâ mâ halefte hâzâ bâtilen subhâneke fekinâ ‘azâben-nâr. Rabbenâ inneke tudhilin-nâre fekad ehzeytehû vemâ liz-zâlimîne min ensâr. Rabbenâ innenâ semi’nâ munâdiyen yunâdî lil-îmânî en êminû bi Rabbikum feêmennâ Rabbenâ feğfir zunûbenâ ve kefir ‘annâ seyyiêtinâ ve teveffenâ me’al-ebrâr ve êtinâ mâ ve’attenâ ‘alâ rusulike ve lâ tuhzinâ yevmel-kiyâmeti inneke lâ tuhliful-mî’âd.”
"Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Seni (her türlü noksan sıfatlardan) tenzih ederiz. Bundan dolayı bizi cehennem azabından koru. Rabbimiz! Sen, kimi ateşe sokarsan onu zelil etmiş olursun. Zâlimlerin hiç yardımcıları yoktur. Rabbimiz! Biz, Rabbinize îman edin diye çağıran bir münâdî (Peygamber] yi işittik ve hemen iman ettik. Rabbimiz! Sen de bizim günahlarımızı bağışla, kusurlarımızı ört ve bize iyilerle birlikte ölüm ver. Rabbimiz! Peygamber lerinle bize vaat ettikleri ni de bize ver ve kıyamet günü bizi zelil etme. Şüphesiz sen, vadinden dönmezsin.”
Âli İmrân: 191-194
|