Havas-davet ilişkisi
2.BÖLÜM
Birinci Tabaka-i Hayat:
hayatımızdır ki, çok kayıtlarla sınırlıdır.İnsanın gücü ve imkanı ancak elinin yetiştiği yerle sınırlıdır. Sürekli yardıma muhtardır. Düşmanları ve ihtiyaçları fazla , imkanı ise yok denecek kadar azdır. Bir serçe kuşu , veya bir arı bile ondan mükemmeldir. Çünkü arı kendi yiyeceğini yapabilir. Ama bizler sürekli yardıma muhtacız. Sürekli ölüm korkusu ve gelecek endişesi ile hayattan lezzet alamayız.Geçmişin üzüntüsü ve geleceğin endişesi o insanı lezzetten mahrum eder.
İkinci Tabaka-i Hayat:
Hızır ve İlyas Aleyhimesselâm’ın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir. Yani bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler.Zaman ve mekan kavramları biraz geniştir. Tayı zaman ve tayı mekan bahislerini bilenler anlarlar bu meseleyi. Bu makamdakilerin , bizim gibi insanın yaşaması ve hayatını devam ettirmesi için gerekli olan levazımatla hayatları sınırlı değildir. Bir nevi maddeden sıyrılıp manada mertebe kazanmışlardır. . Bazen istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir.Yani acıktıkların için değil, sadece yemek istediklerinden veya yemenin lezzetini tatmak istediklerinden yerler. Cennette ki insanların yemeleri gibi. Çok defa ehl-i Şuhut ve keşif (yani kalp gözü açık olan zatı muhteremler)olan evliyanın, Hazret-i Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir ve isnat eder. Hatta makamat-ı velayette(evliya makamlarında) bir makam vardır ki, “Makam-ı Hızır” tabir edilir. O makama gelen bir veli, Hızır’dan ders alır ve Hızır ile görüşür. Fakat bazen o makam sahibi yanlış olarak, ayn-ı Hızır telakki olunur.
Üçüncü Tabaka-i Hayat:
İdris ve İsa Aleyhimesselâm’ın tabaka-i hayatlarıdır ki, beşeriyet levazımatından tecerrüt ile, melek hayatı gibi bir hayata girerek nuranî bir letafet kesbeder. Âdeta beden-i misali letafetinde ve cesed-i necmî nuraniyetinde olan cism-i dünyevîleriyle semavatta bulunurlar.(yani aynen kendilerine ait beden ve görüntüleri ile ama insanda bulunun kusur ve günahlardan tamamen sıyrılmış olarak)Bir nevi ruhaniyet kazanırlar, ama dünyadaki cismi görüntüleri ile.Ahir zamanda Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelecek, Şeriat-ı Muhammediye (A.S.M.) ile amel edecek mealindeki hadîsin sırrı şudur ki: Ahir zamanda felsefe-i tabiiyenin verdiği cereyan-ı küfrîye ve inkâr-ı uluhiyete karşı İsevîlik dini tasaffi ederek ve hurufattan tecerrüt edip İslâmiyete inkılap edeceği bir sırada, nasıl ki İsevîlik şahs-ı manevîsi, vahy-i semavî kılınıcıyla o müthiş dinsizliğin şahs-ı manevîsini öldürür; öyle de Hazret-i İsa Aleyhisselâm, İsevîlik şahs-ı manevîsini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı manevîsini temsil eden Deccal’ı öldürür.. yani inkâr-ı uluhiyet fikrini öldürecek.
Dördüncü Tabaka-i Hayat:
Şüheda hayatıdır. Nass-ı Kur’anla şühedanın(şehitlerin), ehl-i kuburun(kabir ehlinin yani kabirde yaşayanların) fevkinde bir tabaka-i hayatları vardır. Evet şüheda, hayat-ı dünyevîlerini tarîk-ı hakta(hak yolunda) feda ettikleri için, Cenab-ı Hak kemal-i kereminden onlara hayat-ı dünyeviye ye benzer, fakat kedersiz, zahmetsiz bir hayatı Âlem-i Berzahta onlara ihsan eder. Onlar kendilerini ölmüş bilmiyorlar.. Yalnız kendilerinin daha iyi bir âleme gittiklerini biliyorlar.. kemal-i saadetle mütelezziz oluyorlar.(lezzet alıyorlar). Ölümdeki firak(ayrılık)acılığını hissetmiyorlar. Ehl-i kuburun gerçi ruhları bakidir, fakat kendilerini ölmüş biliyorlar. Berzahta aldıkları lezzet ve saadet, şühedanın lezzetine yetişmez. Nasıl ki iki adam bir rüyada Cennet gibi bir güzel saraya girerler. Birisi rüyada olduğunu bilir. Aldığı keyif ve lezzet pek noksandır. “Ben uyansam şu lezzet kaçacak” diye düşünür. Diğeri rüyada olduğunu bilmiyor. Hakikî lezzet ile hakikî saadete mazhar olur.İşte Âlem-i Berzahtaki emvat (ölüler) ve şühedanın hayat-ı berzahiyeden istifadeleri, öyle farklıdır. Hadsiz vakıatla ve rivayatla şühedanın bu tarz-ı hayata mazhariyetleri ve kendilerini sağ bildikleri sabit ve katîdir. Hatta Seyyid-üş şüheda olan Hazret-i Hamza Radıyallahü Anh, mükerrer vakıatla kendine iltica eden adamları muhafaza etmesi ve dünyevî işlerini görmesi ve gördürmesi gibi çok vakıatla, bu tabaka-i hayat tenvir ve ispat edilmiş. Hatta -ben kendim- Ubeyd isminde bir yeğenim ve talebem vardı. Benim yanımda ve benim yerime şehid olduktan sonra, üç aylık mesafede esarette bulunduğum zaman, mahall-i defnini bilmediğim halde, bence bir rü’ya-yı sadıkada, taht-el Arz bir menzil suretindeki kabrine girmişim. Onu şüheda tabaka-i hayatında gördüm. O, beni ölmüş biliyormuş. Benim için çok ağladığını söyledi. Kendisini hayatta biliyor; fakat Rus’un istilasından çekindiği için, yer altında kendine güzel bir menzil yapmış. İşte bu cüz’î rü’ya, bazı şerait ve emaratla, geçen hakikata, bana Şuhut derecesindºÌG®r kanaat vermiştir
.Be%F¹ß i Tabaka-i Hayat:
%è¼Ô5Œprburun%2©}`q< alemindekilerin) hayat-ı ruhanîleridir. Evet mevt; tebdil-i mekândır(yer ve mekan değiştirmek), ıtlak-ı ruhtur(ruhun bedenden salıverilmesi ve çıkması), vazifeden terhistir. İ’dam ve adem ve fena değildir. Hadsiz vakıatla ervah-ı evliyanın temessülleri(cisimleri ile gözükmeleri)ve ehl-i keşfe tezahürleri ve sair ehl-i kuburun yakazaten(yarı uyanık yarı uyur vaziyet) ve menamen (uykuda)bizlerle münasebetleri ve vakıa mutabık olarak bizlere ihbaratları gibi çok delail, o tabaka-i hayatı tenvir ve isbat eder.İşte arkadaşlar havascı olmak isterseniz kütüphaneler dolusu kitap okumaya ve günlerce davet yapmaya gerek yok. Nefsinizi terbiye ederek ruhunuzu manevi alemde inkişaf ettirin,Mağnevi alemlerde yolculuk edin ve o zaman havascı olun. Günlerce hatta aylarca bir huddam veya ulvi bir görevli elde etmek için çektiğiniz eziyeti Allah ın rızasını kazanmak için harcayın , Allah a dost olun. O zaman Allah dostları da size dost olur. Siz çağırmadan onlar sizi çağırır. Eğer Allah ın dostu olmazsanız o zaman davetinize Allah ın düşmanları icabet ederler. Ama Allah dostu suretinde gelirler ve kendilerini size öyle tanıttırırlar. Size olmadık harika olaylar yaşatırlar. Güveninizi öyle kazanırlar ve sizi öyle başarıdan başarıya ulaştırırlar ki sonunda sizi kendine hizmetkar ederler. Karşılığında her dediğini yaparsınız. Ona öyle güvenirsiniz ki sonunda size yaptırdıkları sizin imanınızın gitmesine sebep olur. Zaten onun istediği de budur.Sizler bu işte muvaffak olmak mı istiyorsunuz, en etkili daveti yazıyorum.
Bu davet Allah ın rızasını kazanmak , Kur an ve sünnet dairesinde takva üzere yaşamak ve Allah a dost olmaktır.
Allah a dost olduğunuz zaman, Allah a dost olanlara da dost oldunuz demektir. Zaten siz de davetleri, ulvileri veya evliya vari zatların ruhlarıyla ünsiyet kurmak için yapmıyormuydunuz.
İşte maksadınıza erdiniz Allah a dost olmakla, birine değil, hepsine dost oldunuz.
Sen Allah a dost olsan, onlar sana gelmek için çaba gösterir, sen onlara gitmek için değil. Taki senin teveccühünü kazanmakla, Allah ı razı etmek ve onun tevecühünü üzerlerine çekmek isterler.
Tekrar belirteyim. Havas alimleri nefisleri terbiye edip, kesafetten arındırmak için riyazet ve ibadetlerde bulunmuşlar, bu kesafetten kurtulan ruh, mertebeler kat etmeye başladıkça, her makamın ahalisiyle meşveret kurmuşlar ve bu makamlarda ki meşveretlerini ve usullerini de bizlere anlatarak havas kitapları meydana gelmiştir.
Yani işin özü maksat, Allah a dost olmak olmalı. Ve ALLLAHA TESLİM OLMAKDIR
Eger şunu diyebiliyorsan>>>ALLAH'ıM KALBiMDE SENİN DIŞINDA ve H.Z KURAN VE H.Z MUHAMMED MUSTAFA S.A.V ve SENİN SEVDİKLERİN DIŞINDA BİR SEVGİ OLURSA VEYA SEN'DEN BAŞKASININ SEVGİSİNİ KALPİME KATARSAM GÖKDE VE YERDE NE YARATDIYSAN ONLARIN LANETİ ÜZERİME OLSUN DÜNYADA VE AHİRRETDE İKİ YAKAM BİR ARAYA GELMESİN YA KAHHAR İSMİNLE BENİ KAHIR EYLE...
Eğer bu sözü gibi her gün söyLiye bilirsen sana her türlü manavi alemin kapısı acılır. Anlatamayacağım mucizeler yaşar ve gözünle görürsün...işde teslimiyet budur.........
Eger busözleri deyip”de bu yeminin dışına cıkarsan ozaman vay haline bunu anlatmaya dilim bile varmaz.
__________________
Rabbim! Beni Senin emanetinde, tedbirinde, kolaylaştırmanda ve yönlendirmen altında kıl.
|