Tekil Mesaj gösterimi
  #33  
Alt 21.02.19, 11:29
aykutay aykutay isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Gayretli üye
 
Üyelik tarihi: 07.01.19
Bulunduğu yer: Tr
Mesajlar: 337
Forum Puanı: 121
Etiketlendiği Mesaj: 22 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Tarihçiler, İlluminati örgütünün 1776 yılında Bavyeralı Yahudi Adam Weishaupt (1748-1830) tarafından kurulduğunu belirtseler de örgütün gerçek tarihi MÖ 6. yüzyıldaki Babil'e kadar geri gider.

İlluminati örgütünün temel felsefesi Yahudi Kabalası'na dayanmaktadır.
İlluminati mensuplarının açıklamalarına bakılırsa, onlar kayıp kıta Atlantis'te yaşayan "dünyaya düşmüş melekler"in soyundan geliyorlardı.

Bu "düşmüş melekler"in insanlarla melezleşmesinden üstün bir ırk olan "Aryanlar ortaya çıkmıştı. Bu "melekler" onlara "eski bilgeliği" öğretmişlerdi.
Bu nedenle İlluministler kendilerini, kökenleri yüzyıllar öncesine dayanan okült bir bilgeliğin temsilcisi sayarlar.

İlluminati tiranlığa, despotizme ve organize dinlere karşıdır. İlluminati'nin ana hedefi, "tek bir dünya dinine dayalı yeni dünya düzeni" kurmak ve onu yönetmektir...

İlluminati mensupları, bu plan gereğince yüzyıllar boyunca kendi aralarında evlenmiş ve bu "kutsal kan bağı" vasıtasıyla ezoterik bilgeliği nesilden nesile aktarmıştır.

Günümüzdeki İlluminati, güçlü bankacı ailelerden oluşmuştur ve gerek kültürel, gerekse ekonomik üstünlükleri ile dünyayı bir "Dünya Hükümetinin" yönetimine doğru yönlendirmeye başlamıştır.

Onlar dünyamıza paralel bir dünyada var olan bir güç şebekesi olup eylemlerini yeraltı dünyasında gerçekleştirmektedir.
İlluminati'nin fetih politikası dünya toplumlarını tamamen de moralize etmek üzerine inşa edilmiştir.

Onlar, istemedikleri her fabrikayı yok etmeye, her türlü cinsel sapkınlığı yaymaya, nifak tohumları ekmeye ve savaşlar çıkarmaya muktedirlerdir.

Devasa borçlarla dünya milletlerini köleleştirerek, onları itaate mecbur ederek, her an biraz daha küresel hükümetin egemenliğini
sağlamlaştırmaktadırlar.
Onlar, borsa spekülasyonlarıyla dünyanın cahil kitlelerinin servetlerini hortumlamaktadırlar.

Onlar, sonunda devasa boyutta küresel ekonomik kriz yaratarak,insanların ne kadar kendini yönetmekten aciz, yeteneksiz olduklarını ispatlamak istemektedir.
Büyük bir küresel kriz sonrasında ortaya çıkacak "global faşist devleti" onların beklediği kurtarıcı Mesih yönetecektir!

Onlar hiçbir moral değere bağlı kalmaksızın, örtülü eylemlerini (silah, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı ile fuhuş gibi) rahatlıkla yürütebilmektedirler. Bu yasadışı faaliyetleri gizli istihbarat örgütlerinin faaliyetleriyle iç içe yürümektedir.

Dünyanın önde gelen istihbarat servisleri (CIA, MOSSAD, M16 gibi) uluslararası suç şebekeleri (mafya, Asyanın Triadları, Japon Yakuza'sı gb) ortak çalışmaktadır.
Gerçekte İlluminati, 18. yy'da devleti dinden Hıristiyanlıktan ayırarak, onun yerine "kendi dinini" ikame etmişti.

18.yüzyıldan başlayarak sürdürülen çok kapsamlı bir propaganda kampanyasıyla, Hristiyanlığın akılcılığa uymadığı ve bilimsel bulgulara ters düştüğü iddia edilmişti.
Bu nedenlerle kilisenin yolsuzluğa bulaştığı ve aşırı mülk edinme hırsına kapıldığı gerçeği aşırı büyütülmüştü.

Aslında kilisenin yolsuzluklara bulaştığı doğruydu ama bu sadece Kilise hiyerarşisinin üst kademesinde siyasete bulaşanlar için geçerliydi.
Paradoksal olarak İlluminati sekülerizmi, ateizme değil, okült öğretilere dayanıyordu.

İlluminati'nin üst kademelerinde insanları özgürlüğe kavuşturanın Lucifer (İblis) olduğu öğretiliyordu. Lucifer insanlara mutlak gerçeğin olmadığını öğretiyordu.
Yine bu öğretiye göre, "ahlak" denilen şey cahil kitlelerin uydurduğu bir şeydi.

İlluminati için tek geçerli şey, "irade" idi. Ancak onunla bütün korkuları yenmek mümkündü.
18. yüzyıldaki İlluminati programının özü, kendilerinin batıl inançlar dediği bütün dinleri ortadan kaldırmak ve "istedikleri her şeyi yapmak" özgürlüğüne kavuşmaktan ibaretti.

Batılı tarihçiler, günümüz seküler Avrupa devletlerinin tarihî bir süreç içerisinde "özgürlüğe" doğru ilerlediğini ileri sürmektedirler. Özgürlük kavramı Batı'nın Doğu'ya -özellikle despotizmin egemen olduğu Doğu'ya olan üstünlüğünün bir ifadesi sayılmıştır.

Batı tarihinin başlangıcı sayılan Antik Yunan'dan Roma İmparatorluğuna, Rönesans'a ve nihayet "Aydınlanma Çağına" gelinceye dek, Avrupalı düşünürler kendilerini -batıl inanç saydıkları- dinlerden uzak tutmaya çalışmışlardır.

Bu sözde ilerici düşüncelerin eyleme dönüşmesi sonucunda Fransız ve Amerikan devrimleri ve onların "özgürlük" adına getirdikleri “seküler düzenler" ortaya çıkmıştır.
Gerçekte bu devrimler İlluminati'nin gerçekleştirdiği hükümet darbeleriydi.

İlluminati’nin bu devrimleri gerçekleştirdikten sonra yaptığı ilk şey, (Fransa'da Marki de Concordet ve Almanya'da Fichte tarafından) mecburi eğitimin devreye sokulmasıydı.
Bu eğitimde tarihin özgürlükçü yorumu anlatılmaya başlanmıştı.

Tarihi, "özgürlüğün gelişmesi" olarak ilk yorumlayan Alman profesörü ve İlluminati üyesi George Hegel olmuştur.
Hegel, Yahudi Kabalası'ndan aldığı ilhamla tarihin, "Tanrı'nın kendisini bilmek istemesinden doğduğunu" iddia ediyordu.

Hegel'e göre insan tanrılaşıyor ve Batı uygarlığı batıl inançları (dinleri) yenerek "özgürlüğe" doğru ilerliyordu.
Birinci Dünya Savaşına kadar Hegel'in "Batı Medeniyeti" sınavı geçerliliğini korudu.

Son anda Birinci Dünya Savaşı'na katılan ABD, kendisi ve müttefiklerini haklı göstermek için tek bir "Batı" uygarlığının temsilcisi olduğunu ve Batı'nın özgürlüklerini savunmak için savaşa katıldığını açıklamıştı.

O günlerde emperyalist strateji, yüksek idealler kılıfı içinde yutturulmaya çalışılıyordu, aynen günümüzde olduğu gibi.
Amerika'nın demokrasi havariliğine soyunarak despotizme karşı savaş açması İkinci Dünya Savaşı sırasında da devam etti.

ABD'nin terörizme karşı savaş adı altında günümüzde yürüttüğü savaş da "demokrasiyi savunma" kılıfıyla aynı emperyal çıkarlara hizmet etmektedir.
ABD'li ideolog Francis Fukuyama, Sovyet Rusyanın çöküşünden sonra Hegel'i kaynak göstererek Tarihin Sonunun geldiğini ilan etmişti.

Ona göre, artık bugün "insani entelektüel ilerlemenin" sonuna gelinmişti ve daha fazla ilerleme söz konusu değildi. Çünkü Batı tarzı "liberal demokrasi" son aşamasına gelmişti. Fakat bu son aşamanın önünde bir engel vardı, o da "militan İslam" idi.

Benzer görüşü savunan ABD'li Yahudi Samuel Huntington, İlluminatinin de cephe örgütlerinden olan CFR'nin yayın organı olan Foreign Affairs dergisinde, Batının İslam ile kaçınılmaz şekilde çatışacağını "Clash of Civilizations"
Medeniyetler Çatışması yazısında açıklamıştı.

20.yüzyılda iki büyük dünya savaşının çıkacağını ve sonuncu savaşın Üçüncü Dünya Savaşı Müslümanlarla yapılacağını âdeta bir kâhin gibi daha 19.yy'da çok çok önceden bilen şahıs, Amerikan iç Savaşında konfederasyon generali ve 33. dereceden Mason olan Albert Pike olmuştur.

Albert Pike, 19. yüzyılda "Dünya Masonluğun Papası" olarak biliniyordu ve İlluminati üyesiydi.

Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149