Birinin gönlü cehenneme dönmüşse o kişi cehennemliktir; yani gönlünde kin varsa, nefret varsa, haset varsa, insanlara sıkıntı veriyorsa bu, cehennemi adamdır; yani adamın kendisi cehennemdir, böyle biri nasıl cennetlik olsun! Ama tam tersi de olabilir; birinin de gönlünde sevgi, merhamet, ikram ve yakınlık varsa onun gönlü de cennete dönmüş bir gönüldür. Elbette ki böyle biri de cennetliktir.
Eğer cennetlik veya cehennemlik olduğumuzu bilmez, anlamazsak hâşâ Allah bize zulmetmiş olur; çünkü “ya rabbi, ben cennetlik veya cehennemlik olduğumu bilmiyordum, anlamadım” dersek bu bizim için zulüm olur. Oysaki Allah mubindir; her şeyi ortaya koyandır, bununla beraber kendisi de apaçık tecelli eden, apaçık öğretendir. Eğer öğretmezse bu bizim için zulüm olur, işte o zaman biz de “ya rabbi, bilmiyordum” diyebiliriz; ama böyle bir şey söz konusu değildir. Biz, “Ben gözümü kapattım, anlamak istemedim” dersek Allah ayeti kerimede; “görmek istemeyenden daha kör, işitmek istemeyenden daha sağır kimse yoktur” buyurmuştur.
İnsan görmek istedi mi görür. Bu yüzden iman ile beraber baktığınızda birinin etrafına sıkıntı verdiğini görürseniz onun gönlünün cehennem olduğunu, o kişinin de cehennemlik olduğunu bilin. Aynı şekilde imanla beraber baktığınızda etrafına rahmet olan, muhabbet olan, nimet olan birini görürseniz onun da cennetlik olduğunu bilin; yani biri güzel ahlaka sahipse cennetlik, kötü ahlaka sahipse cehennemliktir. Bu yüzden birinin cennetlik veya cehennemlik olduğunu anlamak için onun ibadetine bakmayın; çünkü ibadet âbd olmanın gereğidir. İbadet araçtır, amaç değildir. Amaç; Allah’a âbd olmak, Hz. insan olmak, Allah’a yeryüzünde halife olmak, ayna olmak, Allah’ın güzelliğini üzerinde göstermektir.