Manevi dünyayı incelerken algılarımızın, kendimizi Yaratan’ın bir parçası değil de ayrı
mevcudiyeti olan bir varlık gibi hissetmemizi isteyen, yalnızca Yukarıdan bir arzu
olduğunu keşfederiz. Tüm kuşatan dünya aslında manevi güçlerin üzerimizdeki
etkisinin sonucudur. Bu nedenle kuşatan dünyadan illüzyonlar dünyası olarak
bahsedilir.
Ne demek istediğimi bir hikâyeyle açıklayayım;
“Bir zamanlar bir arabacı yaşardı. Bir çift atı, bir evi ve ailesi vardı. Aniden kötü bir
şans dalgasına kapıldı: atları öldü, karısı ve çocukları da öldü ve evi yıkıldı. Kısa sürede
arabacı kederden öldü. Göksel mahkemede bu acı çekmiş ruha ne verilebileceği
tartışıldı. Sonunda; yeniden hayattaymış gibi, ailesiyle evinde, iyi atlara sahip ve işi ve
hayatıyla mutluymuş gibi hissetmesine izin verilmesi kararlaştırıldı.”
Bu hissiyatlar bazen bir rüyanın gerçekmiş gibi göründüğü şeklinde algılanır. Aslında,
kuşatan dünyanın resimlerini sadece bizim hislerimiz yaratır. Öyleyse illüzyonu
gerçekten nasıl ayırabiliriz?
Tüm bilimlerde olduğu gibi, Kabala da maddeyi ve maddenin doğasını incelemeye
bölünmüştür. Buna rağmen, onun diğer bilimler üzerinde belirgin bir özelliği ve yanı
vardır: maddenin doğasının maddeden soyutlanmasını inceleyen kısmı bile tamamen
deneysel kontrol üzerine kurulmuştur; yani, deneysel teste tabidir!
Bir Kabalist, çalışılan nesnenin manevi seviyesine yükseldiği zaman, onun niteliklerini
ve bu suretle de tam içsel görüşü edinir.
Bu kişi aslında maddenin çeşitli formlarını (doğası, içeriği), henüz maddede görünür
olmadan, sanki illüzyonlarımızı bir kenardan gözlemliyormuş gibi, etkileyebilir!
Aynı diğer öğretilerde olduğu gibi, Kabala da nesne ve eylemleri tanımlamak için belli
terminoloji ve semboller kullanır: manevi güç, dünya, ya da bir Sefira (Sefirot’un tekil
hali), kontrol ettiği dünyevi nesnenin ismi ile adlandırılır.
Her maddi nesne veya güç, onu kontrol eden manevi nesne ya da gücün karşılığı
olduğundan, fiziksel dünyadan alınan isim ve onun kökü, kaynağı, arasında katıksız
kesin bir uyum vardır.
Bu nedenle, sadece manevi güçler ve maddesel nesneler arasındaki benzerliği açıkça
bilen bir Kabalist manevi nesnelere isimler tayin edebilir. Sadece nesnenin manevi
seviyesini edinmiş bir kişi, bunun dünyamızdaki etkisinin sonucunu görebilir.
Kabalistler, “dalların dili” ni kullanarak kitap yazar ve diğerlerine bilgilerini aktarırlar.
Bu dil olağanüstü doğrudur çünkü manevi kök ile fiziksel dal arasındaki bağlantı
üzerine kurulmuştur. Nesne ve onun manevi kökü arasındaki değişmez bağdan dolayı
da değiştirilemez. Aynı zamanda, dünyevi dilimiz aşamalı olarak doğruluğunu
kaybediyor çünkü o köke değil sadece dala bağlıdır.
Ancak, dilin yalnız sözde bilgisi yetersizdir, çünkü sadece maddesel nesnenin ismini
bilmek onun manevi formunu anlamayı sağlamaz. Yalnız manevi formun bilgisi, kişinin,
onun dalı olan maddesel sonucu görmesini sağlayabilir.
Öyleyse, ilk olarak manevi kökü, onun doğasını ve özelliklerini edinmemiz gerektiği
sonucunu çıkarabiliriz. Ancak o zaman kişi, ismi bu dünyadaki dala geçirebilir ve
manevi kök ile maddesel dal arasındaki iç bağlantıyı inceleyebilir. Ve sadece o zaman
kişi “dalların dili” ni anlayabilir, dolayısıyla tam manevi bilgi değiş tokuşunu
kolaylaştırır.
Şöyle bir soru sorabiliriz, “Eğer kişi önce manevi kökü edinmeliyse, yeni başlayan biri
öğretmeni doğru anlamaz ise bu bilime nasıl hâkim olacak?”. Cevap şudur ki;
maneviyata dayalı yüksek arzu ile öğrenci doğru yolu bulur ve Üst Dünyanın hissiyatını
edinir. Bu, sadece orijinal kaynakları çalışarak ve tüm maddesel alışkanlıklardan da
vazgeçerek yapılır.
|