Tekil Mesaj gösterimi
  #3  
Alt 13.06.19, 11:01
Naim Naim isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Daimi Üye
 
Üyelik tarihi: 29.04.18
Bulunduğu yer: İzmir
Mesajlar: 911
Forum Puanı: 3708
Etiketlendiği Mesaj: 13 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Bu dünyaya gelerek, kişi kendi isteğine karşın çevresinin etkisi altındadır ve toplumun yapısı ve özelliklerini alır. Dolayısıyla, kişinin kalıtsal eğilimleri toplumun etkisi altında
değişir.
Üçüncü etken çevrenin etkisinden temellenir. Her birimiz bazen zevklerimizin ve
görüşlerimizin çevrenin etkisi altında değiştiğini biliyoruz. Doğanın cansız, bitkisel ve
hayvansal seviyelerinde buna benzer şeyler ortaya çıkmaz; bu sadece insanlarda
olabilir.
Dördüncü etken, ilk maddenin gelişiminin ardışık sırasıyla hiçbir ilgisi olmayan, negatif
dış etkenlerin (sorunlar ve endişe) doğrudan ve dolaylı etkisidir.
Tüm düşüncelerimiz ve hareketlerimiz bu dört faktöre bağlıdır ve bütün hayatımızı
belirlerler. Aynı çömlekçinin elindeki kil gibi, biz de bu dört faktörün etkisi altındayız.
Dolayısıyla, görüyoruz ki arzunun özgürlüğü yok, her şey tamamıyla bu dört faktörün
bir biriyle etkileşimine bağlı ve hiçbir kontrolümüz olamaz. Hiçbir bilimsel teori
maneviyatın maddeyi içten nasıl idare ettiğine ya da nerede ve neyin beden ile ruhu
bir araya getirdiğine cevap veremez.
Kabala, tüm dünyalarda her hangi bir zamanda yaratılmış olan her şeyin sadece
Işık’tan ve onun doldurduğu kaptan oluştuğunu söyler. Yaratılan tek şey, Yaratan’dan
doğrudan gelen Işığı almak isteyen kaptır. Kaba hayat ve zevk getiren Işığı alma isteği,
kişinin arzusunun yoğunluğuna bağlı olarak, hem manevi hem de fiziksel maddedir.
Yaratılmış olan tüm varlıklardaki doğa, nitelik ve miktardaki farklılıklar yalnızca
arzunun derecesinde yatar ki bu da aynı ölçüde hayat-veren Yaratan’dan gelen Işıkla
doldurulur.
Bir nesneyi diğerinden ayıran renk, öz, dalgalar ve diğer farklılaştıran etkenler, alma
arzusunun kapasitesinin sonucudur, dolayısıyla, onu dolduran Işığın miktarının. Başka
bir deyişle, belli bir büyüklükteki arzu mineralin formunu verir; farklı büyüklükteki
arzular sıvı, renk, ya da dalgaları oluşturur. Bizi ve dünyaları saran Işık eşit ve
değişmez olmasına rağmen, her şey arzu terazisinin pozisyonuna bağlıdır.
Şimdi bireyin özgürlüğü sorusuna açıklık getirebiliriz. Kişinin, Yaratan’ın Işığından belli bir miktar alma arzusundan oluştuğunu zaten anladığımıza göre, bu arzuya alışılmamış
gelen tüm özellikler tamamen arzunun yoğunluğuna, Işığın çekim gücüne bağlıdır.
Genellikle “ego” dediğimiz çekim gücü, hayatta kalabilmemiz için bizi mücadeleye
zorlar. Eğer egonun arzularından ya da isteklerinden birini yok edersek, onun
potansiyel kabını kullanma fırsatına, Yaratan’ca verilmiş doyum hakkına engel oluruz.
Tüm fikirlerimizi çevrenin etkisi aracılığıyla ediniriz, zira bir tahıl tanesi sadece
toprakta, ona uyan çevrede yetişir. Dolayısıyla, hayattaki tek seçimimiz toplumun
seçimidir, arkadaş çevresi. Çevremizi değiştirerek, ister istemez bakış açımızı
değiştiririz, çünkü kişi yalnızca toplumun bir kopyası, ürünüdür.
Bunu fark eden insanlar, irade özgürlüğünün olmadığı sonucuna varırlar çünkü kişi
toplumun ürünüdür ve kişinin düşüncesi bedenini yönetmez. Daha ziyade, dışsal bilgi
beynin hafızasında saklanır ve beyin sadece bir ayna gibi, çevrede meydana gelen her
şeyi yansıtır.
Başlangıcımız, bizim temel, ilk maddemizdir. İsteklerimizi ve eğilimlerimizi kalıtımla
elde ederiz ve bu kalıtım bir kişiyi diğerinden ayıran tek özelliktir. Herkes toplum
tarafından farklı etkilenir; bu yüzden asla iki benzer kişi bulamayız.
Bu ilk maddenin kişinin gerçek serveti olduğunu bilin ve kişi bunu değiştirmeye
çalışmamalı, çünkü kişi benzersiz özelliklerini geliştirerek kişilik olur.
Dolayısıyla, kişi tek bir dürtü ya da istekten kurtulsa, bu bile dünyada boşluk yaratır;
bu dürtü ya da istek başka hiçbir bedende asla tekrarlanmayacaktır. Bundan, “gelişmiş
milletler” in kendi kültürlerini diğer milletlere zorlamakla ve onların temellerini yıkmak
ile ne tür bir suç işlediklerini görebiliyoruz.
Peki, toplumda tam bir kişisel özgürlük sağlamak mümkün mü? Açıkçası, normal
fonksiyon gösterebilmesi için toplumun kişilere kanunlarını, kısıtlamalarını ve
normlarını zorla kabul ettirmesi gerekiyor. Bunu, kişinin toplumla sürekli mücadele
içinde olması izler. Burada daha keskin bir nokta ortaya çıkıyor: eğer çoğunluğun
toplumun kurallarını belirleme hakkı var ise ve kitleler, toplumdaki en gelişmiş kişilerden her zaman daha az gelişmişlerse, bu ilerleme yerine gerileme yaratır.
Eğer toplum, kurallarını manevi yasalara göre oluşturursa, bunları yerine getirenler
kişisel olarak Yaratan’la birleşme fırsatını kaçırmazlar. Bunun sebebi bu yasaların dünya
ve toplumun yönetimi için doğal yasalar olmasıdır. Eğer bir toplum manevi doğanın
yasaları ile zıt kendi yasalarını yaratırsa, manevi yasaları benimseyenler maksimum
gelişim sağlarlar.
Amaçlı yönetime göre, doğanın yasalarını benimsemeliyiz ki kişiler ve toplum doğru
yönde gelişsin. Kabala, tüm kararlarımızı toplumun düşüncelerine göre verdiğimizi
öğretir. Kabala, günlük hayatta çoğunluğun düşüncelerini ve manevi gelişimde ise
gelişmiş bireylerin düşüncelerini izlememiz gerektiğini gösterir.
Bu yasaya “doğal yönetim yasası” denir. Kabala ilminin tüm kural ve yasaları, doğanın
yönetiminin yasalarından oluşur. Kabala aracılığıyla Yukarıdan aşağıya dünyamızı
etkileyen yasaların bir birleri arasındaki bağları incelerken, toplumu etkileyen
çoğunluğun yasalarının aslında doğal olan olduğu açıkça belirgin hale gelir.

Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148