Bu örnekten kişi insanın durumunu ya da daha ziyade Yaratan’la birlik edinen ruhun
durumunu anlayabilir. Bedenle giyinmeden önce ruh, Yaratan’la görünüşte bir
bütündür. Ancak, bedenle giyinir giyinmez, Yaratan’la bedenin özelliklerinin farklılığından dolayı, O’ndan tamamen ayrılır.
Bu şu demektir, ruha egoizm hissini vermekle Yaratan Kendi dışında bir şey yarattı,
çünkü farklı arzular manevi dünyadaki nesneleri ayırır. Dolayısıyla, nesne (ruh) ve
egoizm (beden) ayrı parçalar haline gelirler. Benzer şekilde, bedenden kesilmiş bir
organ gibi, insan Yaratan’dan ayrıdır. Bir birlerinden o kadar uzaktırlar ki insan
Yaratan’ı hiçbir şekilde hissetmez. Gerçekten de, mesafe o kadar büyük ki insan O’nu
bilemez, sadece O’na inanabilir.
Dolayısıyla, eğer özelliklerimizi O’nunkine eşitleyerek birlik edinirsek (yani manevi
yasaları benimseyip bizi Yaratan’dan ayıran egoizmi özgecilliğe dönüştürerek), O’nun
düşüncelerini ve arzularını ediniriz. Hem de Kabala’nın gizemlerini, Yaratan’ın
düşüncelerini evrenin gizemleriymiş gibi ifşa ederiz!
Kabala’nın iki kısmı vardır: ifşa olmuş ve gizlenmiş. Her ikisi de Yaratan’ın
düşüncelerinden oluşur. Kabala, egoizm denizinde boğulan bir insana yukarıdan atılmış
bir halat gibidir. Manevi yasaları benimseyerek, kişi ikincisi için hazırlanır, esas aşama
olan benimseyen ile zorlayanın manevi olarak birleşmesi.
Manevi kuralları benimseyenler beş seviyeden geçerler: Nefeş, Ruah, Neşama, Hayâ
ve Yehida. Her seviye beş alt-seviyeden meydana gelir ki bunlarda sonra beş ek alt-
seviyeye bölünür. Tamamı, manevi yükseliş merdiveni, ya da Yaratan’a yakınlık, 125
basamaktan oluşur. Bu merdivenin 5 ana basamağına “dünyalar” denir. Bunların
Sefirot’tan oluşan alt-seviyelerine Partzufim denir.
Belli bir manevi dünyada varolan her şey o dünyadaki nesneleri ve alt dünyalardakileri
algılar. Ancak, bir üst dünyadan her hangi bir şeyi ne hayal edebilir ne de
hissedebilirler. Dolayısıyla, 125 seviyenin birine ulaşan bir kişi orada geçmiş, mevcut
ve gelecek nesillerden varolan tüm ruhları edinir ve orada onlarla kalır. Sadece bizim
dünyamızda varolan bizler ise diğer seviyelerde ya da dünyalarda var olan hiçbir şeyi,
onların sakinleri de dâhil olmak üzere, ne hayal edebiliyor ne de hissedebiliyoruz.
Yaratan’a doğru yollarında belli bir seviyeye ulaşan Kabalistler bulundukları seviyeyi
sadece o seviyeyi edinmiş insanların anlayabileceği ifadelerle tanımlarlar. Bahsedilen seviyeyi edinmemiş kişilerin bu tanımlardan dolayı kafaları karışabilir ve doğru
kavrayıştan uzaklaşabilirler.
Yukarıda dediğimiz gibi Yaratan’a yolumuz 125 seviyeye/dereceye bölünmüştür, ancak
kişi ıslahını tamamlamadan önce onların hepsine yükselemez. Tüm nesiller ile son,
tamamen ıslah olmuş nesil arasında iki belirgin fark vardır:
1. Sadece son nesilde tüm 125 seviyeyi edinmek mümkün olacak.
2. Geçmiş nesillerde sadece birkaç insan diğer dünyaları edinebildi. Son nesilde,
herkes manevi seviyelerden yükselip Yaratan’la birleşebilecek.
“Son nesil” terimi 1995’ten sonraki tüm nesillerden söz eder, çünkü Zohar Kitabı’na
göre, bu zamandan itibaren insanlık, Son Islah denilen, yeni bir safhaya girdi.
Kabala’da bu döneme, insanlığın en alt durumdan çıkacağının tayin edildiği “kurtuluş
zamanı” denir.
Raşbi ve onun öğrencileri tüm 125 seviyeyi çıktılar. Bu nedenle dünyaların tüm 125
seviyesini içeren Zohar Kitabı’nı yazabildiler. Dolayısıyla Zohar’da, kitabın sadece
“günlerin sonunda” ifşa edileceğini söyler, yani ıslahın sonunun arifesinde. Diğer
nesiller ıslahın sonuna ulaşamadılar. Dolayısıyla, bu kitabı anlayamadılar çünkü Zohar
Kitabı’nın yazıldığı tüm 125 seviyenin üstesinden gelemediler. Bizim neslimizde hepimiz
125. seviyeye ulaşabiliriz; o vakit hepimiz Zohar Kitabı’nı anlayabiliriz.
Çağdaş bir Kabalist’in Zohar Kitabı’nı tamamıyla yorumlamayı başarması gerçeği, son
neslin eşiğinde olduğumuzun ve herkesin Zohar Kitabı’nı anlayabileceğinin işaretidir.
Gerçekten de, bizim zamanımızdan önce Zohar Kitabı üzerine tek bir tefsir bile ortaya
çıkmadı. Bugün, Baal HaSulam tarafından yazılmış Zohar Kitabı üzerine açık ve tam
Sulam tefsiri mevcuttur, tam da son nesilde olması gerektiği gibi.
Ancak, manevi eylemlerin fiziksel eylemler gibi ortaya çıkmadığını anlamalıyız: yani,
sebep ve sonuç hemen bir birini izlemez. Bizim zamanımızda, dünyaların manevi
durumu Mesih’in (Yaratılışı egoizmden çıkarıp özgecilliğe götüren güç) gelişi için
hazırdır. Ancak bu sadece bize edinim için bir fırsat verir, asıl edinim ise bize ve manevi
seviyelerimize bağlıdır.
|