Nesnenin hileci bir insan olduğunu varsayın:
• Madde kişinin bedenidir;
• Maddenin doğası hilekârlık özelliğidir;
• Soyut Doğa, maddeyi göz ardı ederek, hilekârlıktır;
• Kişinin Öz’ü (ki bu bedenden ayrıldığında hiçbir şekilde tasavvur bile edilemez).
Aslında Öz’ü, her hangi bir hayalle desteklesek bile, duyu organlarımızla tahayyül bile
edemeyiz. Sadece kuşatan gerçekliğe olan eylemleri ve tepkileri ve Öz ile bazı
etkileşimleri edinebiliriz. Mesela, bir nesneyi incelediğimizde gözler sadece nesnenin
kendisini algılamaz, fakat onun ışıkla olan etkileşimini, ya da ışığın gözle etkileşimini
algılar. İşitme duyumuz sadece sesi algılamaz, fakat dalganın duyu organımızla
etkileşimini algılar. Tat alma duyumuz sadece nesnenin kendisini değil fakat tükürüğün,
sinir uçlarının ve salgıların nesneyle etkileşimini algılar.
Tüm duyularımız sadece Öz’ün tepkilerinin etkileşimlerini açığa çıkarır, Öz’ün kendisini
değil. Nesnenin sertliği ve sıcaklığı ile ilgili bilgi veren dokunma duyumuz bile nesnenin
kendisini ortaya çıkarmaz, sadece dokunma ve hissetmeye olan tepkimizi temel alarak
hüküm vermemizi sağlar.
Dolayısıyla, dünyayı maksimumda edinmek Öz’ün bizi nasıl etkilediğini araştırmakta
yatar. Ancak, en çılgın hayallerimizde bile, en azından bir kez hissetmeden, Öz’ü
tahayyül edemeyiz, zihinsel hayal ve onu araştırma arzusundan yoksunuz.
Dahası, kendimizi bile bilemeyiz, bizim kendi Öz’ümüzü. Kendimi yer, şekil, ısı tutan
ve düşünebilen bir nesne olarak algılamakla, benim Öz’ümün eylemlerinin sonuçlarını
algılıyorum, Öz’ün kendisini değil. Dünyamızdaki en tamamlanmış düşünceyi, ilk
edinim türü olan Madde ile alıyoruz. Bu bilgi mevcudiyetimiz ve çevreleyen dünya ile
etkileşim için gayet yeterlidir.
İkinci edinim türünü, çevremizdeki doğayı duyularımızla inceledikten sonra, Maddenin
Doğası ile alırız. Bu tür edinimin evrimi, hayatın her alanında son derece bel
bağladığımız bilimin doğuşuna sebep olmuştur. Dünyanın bu düzeyde edinimi aslında
insanlar için de gayet yeterlidir.
Üçüncü edinim türü, Soyut Doğa, maddeyle örtünmemiş olup da maddeden ayrılmış
olarak gözlemleyebilseydik mümkün olurdu. Ancak, doğa maddeden sadece
tahayyülde ayrılabilir (mesela, kişiyle bağlantısız olarak hilekârlık soyut bir
düşüncedir).
Fakat kural olarak, soyut şekliyle, maddeyle bağı olmayan bir doğayı incelemek güvenli
sonuçlar vermez ve asıl olayı onaylamaz. Bu, hiçbir zaman maddeyle örtünmemiş
doğaları incelerken daha da doğru olur!
Dolayısıyla, dört edinimden nesnenin Öz’ü kesinlikle hissedilemez ve Soyut Doğa da
yanlış edinilir. Sadece madde ve onun doğası, maddeyle birlikte analiz edildiğinde,
incelenen nesne hakkında doğru ve yeterli veri sağlar.
Manevi dünyalar olan BYA’da her nesne sadece madde ve doğası olarak elde edilir. Bu
dünyalarda renkler (kırmızı, yeşil ve siyah) maddeyi oluşturur ve biz onları Atzilut
dünyasının beyaz zemini üzerinde elde ederiz. Zohar’ı çalışan okuyucular kendilerini
bize sunulan iki çeşit inceleme ile sınırlamaları gerektiğini akılda tutmalılar.
Daha önce bahsedildiği gibi, tüm Sefirot dört edinim seviyesine bölünürler. Dolayısıyla,
Sefira Hohma Doğayı ve Bina, Tiferet ve Malkut da Doğa ile örtünmüş Maddeyi
oluşturur.
Zohar’da sadece Sefirot Bina, Tiferet ve Malkut incelenir. Kitap, Öz’ü – Yaratılışın her
parçasına hayat veren Yaratan’ın parçasını (Eyn Sof) bırakın, maddeden ayrılmış
doğayı incelemekle bile ilgilenmez.
Sefirot Bina, Tiferet ve Malkut incelememiz için Atzilut dünyasında bize sunulmuştur,
Sefirot Keter ve Hohma Assiya dünyasının sonunda bile bize sağlanmamıştır.
|