Ervah-ı âliye(yüksek ruhlar) ile ervah-ı safile, (süfli ruhlar) müsabaka meydanında birbirinden ayrılsın.
Nasıl ki bir madene ateş veriliyor; tâ elmasla kömür, altınla toprak birbirinden ayrılsın.
Öyle de bu dâr-ı imtihanda (imtihan meydanı) olan teklifat-ı İlahiye bir ibtiladır ve bir müsabakaya sevktir ki; istidad-ı beşer (insanın kabiliyetleri ) madeninde olan cevahir-i âliye(kıymetli cevherler) ile mevadd-ı süfliye, (süfli maddeler) birbirinden tefrik edilsin...
Madem Kur'an, bu dâr-ı imtihanda bir tecrübe suretinde, bir müsabaka meydanında beşerin tekemmülü (insanın mükemmelliği) için nâzil olmuştur. Elbette şu dünyevî ve herkese görünecek umûr-u gaybiye-i istikbaliyeye (gelecekte olacak gizemli olaylara) yalnız işaret edecek ve hüccetini isbat edecek derecede akla kapı açacak. Eğer sarahaten zikretse, (açıkça geleceği haber verse) sırr-ı teklif (imtihan sırrı) bozulur. Âdeta gökyüzündeki yıldızlarla vâzıhan "Lâ ilahe illallah" yazmak misillü bir bedahete girecek. O zaman herkes ister istemez tasdik edecek. Müsabaka olmaz, imtihan fevt olur. Kömür gibi bir ruh ile elmas gibi bir ruh.
{(Haşiye): Ebu Cehil-i Laîn ile Ebu Bekir-i Sıddık müsavi görünecek. Sırr-ı teklif zayi' olacak.}
beraber kalacaklar...
Sözler - 267
|