Alıntı:
Bluerose Nickli Üyeden Alıntı
Allahın Cemali isimleri nelerdir? Celali zikir zarar verir mi?
Dün bir yazı okudum. Allah zikri hem cennet ehlini hem cehennem ehlini temsil ettiği için riskliymiş. Yapılan zikir kişide tecelli bulacagı için bazı zikirleri vird etmek tehlikeli dedi. Aslında suan kadar hiç inanmamıştım ama tereddüt yaşamama sebeb oldu dün zikri bıraktım demolize oldum. Aslında güzel seyler görüp yaşamaya başlamıştım. Çok fazla isim zikretmek ruhani ler arası çatışma yaratabileceginden aileyi etkiler demiş. Kaç gündür yüzüm bembeyazdı dün bıraktım zikri bugun sabah eski soluk sarı yüzüm geri gelmiş
|
kardeşim buyur Bedîüzzaman, Vâhidiyetin Celâl tecellîsini; Ehadiyetin de Cemâl tecellîsini gösterdiğini kaydeder. Bu durumda ekseriyetle nevîlere ve külliyâta, yani bir bütün olarak kâinâta ve küllî şeylere Celâl sıfatı ve Celîl ismi; mevcûdâtın cüz’iyâtına, yani bütün küçük varlıklara, yani kâinâtın fihristesi niteliğindeki küçük hayatçıklara da Cemâl sıfatı ve Cemîl ismi tecellî eder. Bazen de Cemâl, Celâl’den tecellî eder. Yani büyük varlıkların azametinde bir güzellik, büyüklüğünde bir rahmet, haşmetinde bir nezâhet vardır. Büyüklüğü ve azameti Celâlî isimlerden ise, güzelliği ve rahmet eseri oluşu Cemâlî isimlerdendir. Aynı zamanda Celâl içinde Cemâl tecellîsine, Cemâl içinde de Celâl tecellîsine şâhit olmak mümkündür. Yani Celâl ne kadar Cemîl ise; Cemâl de o kadar Celîl’dir.Küçüklerde tezâhür eden Celâl ve İzzet izleri de gözden kaçmamalıdır. Meselâ sinek öyle onurludur ki, izzet ve onuruyla, Celâl ve İzzet Sahibi olan Allah’ın eseri olduğunu âdetâ haykırır!
Üstad Saîd Nursî’ye göre, güneş ve arş gibi büyük cirmler, haşmet lisânıyla “Yâ Celîl! Yâ Kebîr! Yâ Azîm!” diye Allah’ı zikrederler. Sinek ve balık gibi küçücük hayat sahipleri de rahmet lisâniyle, “Yâ Cemîl! Yâ Rahîm! Yâ Kerîm!” diye Allah’ı zikrederler. Celîl-i Zü’l-Cemâl’den ve Cemîl-i Zü’l-Celâl’den başka hiçbir kimse, hiçbir şey şu büyük âlem olan kâinâta ve küçük âlemler mânâsında olan cümle canlı varlıklara aslâ müdâhale edemez! Buradan hareketle Kebîr, Mütekebbir, Azîm, Cebbâr, Kahhâr, Kâbıd, Hâkim, Melik, Adl, Kâdir, Kaviyy, Muktedir, Müntakım, Vâhid, Dârr gibi haşmet, azamet, ulviyet, büyüklük, hâkimiyet, kudret, kuvvet, ihtişam, kahır, tenzih, tesbih, havf, azab, korku, heybet ve tekebbür ifâde eden isimlerin Celâlî isimler olduğu; buna karşılık Rahmân, Rahîm, Kerîm, Selâm, Mü’min, Müheymin, Gaffâr, Rezzâk, Latîf, Halîm, Şekûr, Vedûd, Mukît, Mücîb, Muhyî, Ehad, Tevvâb, Afüvv, Raûf, Muğnî, Hâdî, Nûr gibi rahmet, şefkat, merhamet, mağfiret, cevap vermek, acımak, güzellik, hoşnutluk, rızâ, sevgi, muhabbet, bağışlamak, tezyin, hamd, lütûf, terğib, recâ ve ümit ifâde eden isimlerin ise Cemâlî isimler olduğu söylenebilir.
Kâinâtta zıtların birbiriyle mücâdeleleri, büyük şeylerin haşmet ve gösterişi, güzel olanların ise nezâhet ve câzibesi bu iki sıfat ve isim grubunun muhtelif tarzlardaki tecellîlerini nazara verirler. Bu bağlamda, her şeyde görülen sürekli tegayyür ve değişiklik kânûnu; her şeyin her an tekâmül, değişme, gelişme, büyüme ve farklılaşma içinde oluşu; iyilikle kötülüğün, güzellikle çirkinliğin, aydınlıkla karanlığın, nûr ile nârın, hidâyet ile dalâletin hep birbirine mütecâviz ve müdâfî vaziyette bulunmaları da Celâlî ve Cemâlî isimlerin tecellîlerindendir