İblis buna şu cevabı verdi:
— Allah’a (c.c.) yemin ederim ki, her gördüğüm yerde ondan kaçtım.
— “Peki Osman b. Affan için ne dersin?”
— Ondan utanırım… Hem de çok… Nasıl ki, Rahman’ın (c.c.) melekleri de ondan utanırlar.
— “Peki Ali b. Ebû Tâlib için ne dersin?”
İblis şu cevabı verdi:
— Ah onun elinden bir kurtulsam… O kendi başına kalsa, ben kendi başıma kalsam… O beni bıraksa… Ben de onu bıraksam; ama o beni bırakmaz.
Resûlullah (s.a.a) Efendimiz yukarıdaki soruları sorduktan ve şeytanın verdiği cevapları da kısmen bitirdikten sonra, şöyle buyurdu:
— “Ümmetime saadet ihsan eden, seni de tâ, belli bir vakte kadar şâki kılan Allah’a (c.c.) hamd olsun.”
Resûlullah (s.a.a) Efendimizin o cümlesini duyan lâin şöyle dedi:
— Heyhat, heyhat… Ümmetin saadeti nerede? Ben, o belli vakte kadar diri kaldıkça, sen ümmetin için nasıl ferah durursun? Ben onların kan mecralarına girerim. Etlerine karışırım. Ama onlar benim bu halimi göremez ve bilemezler. Beni yaratan ve baas gününe kadar bana mühlet veren Allah’a (c.c.) yemin ederim ki, onların tümünü azdırırım. Cahillerini ve âlimlerini, ümmîlerini ve okumuşlarını… Fâcirlerini ve âbidlerini… Hasılı, bunların hiç biri elimden kurtulamaz.
Fakat… Allah’ın (c.c.) hâlis kullarını… Evet, bunları azdıramam.
Bunun üzerine Resûlullah (s.a.a) Efendimiz sordu:
— “Sana göre ihlâs sahibi muhlis kullar kimlerdir?…”
Bu suale İblis şu cevabı verdi:
— Bilmez misin ya Muhammed (s.a.a)? Bir kimse ki, dirhemini ve dinarını sever… O, Allah (c.c.) için bir ihlâsa sahip değildir. Bir kimseyi görsem ki; dirhemini ve dinarını sevmez; övülmekten, medhedilmekten hoşlanmaz… Bilirim ki o ihlâs sahibidir… Hemen onu bırakır kaçarım. Bir kul, malı ve övülmeyi sevdiği süre kalbi de dünya arzularına bağlı kaldığı müddet o size vasfını yaptığım kimseler arasında bana en çok itaat edendir. Bilmez misiniz ki; mal sevgisi, büyük günahların en büyüğüdür. Bilmez misiniz ki; ya Muhammed (SAV), baş olma sevgisi büyük günahların en büyükleri arasındadır.
İblis anlatmaya devam etti:
— Ya Muhammed (SAV), bilmez misin?… Benim yetmiş bin tane çocuğum var. Bunların her birini, bir başka yere tayin etmiştir. Sonra… O her çocuğumla birlikte yine yetmiş bin tane şeytan vardır.
Onların bir kısmını ulemaya gönderdim. Bir kısmını gençlere yolladım.
Bir kısmını meşâyiha saldım. Bir kısmını da ihtiyar kadınlara musallat ettim.
Gençlere gelince; aramızda hiç bir anlaşmazlık yoktur. Onlarla gayet iyi geçiniriz. Çocuklara gelince… Onlarla da bizimkiler istedikleri gibi birlikte oynarlar. Bizimkilerin bir kısmını da âbidlerin başına dert ettim. Bir kısmını da zâhidlerin.
Onlar bunların yanına girer; halden hale sokarlar. Bir tepeden diğerine hep dolaştırıp dururlar. Öyle bir hal alırlar ki başlarlar, sebeplerden herhangi birine sövmeye…
İşte böylece onlardan ihlâsı alırım. Onlar bu halleri ile yaptıkları ibadeti ihlâssız yaparlar gayri… Ama bu hallerinin farkında olamazlar.
İblis, bundan sonra, aldattığı bir rahibin hikâyesini anlatmaya geçti. Ve şöyle dedi:
—Bilmez misin ya Muhammed (s.a.a), Rahip Barsisî; tam yetmiş yıl ihlâs ile Allah’a (CC) ibadet etti. Bu ibadetleri sonunda ona öyle bir hal verilmişti ki; her dua ettiği hasta duası bereketiyle şifâ buluyordu.
Onun peşine takılıp hiç bırakmadım… Zina etti. Katil oldu. Sonunda da küfre girdi. Bu o kimsedir ki; Allah-ü Teâlâ (c.c.), aziz kitabında, onu şöyle anlatır:
— “…Şeytanın hali gibidir ki; o insana: Kâfir ol…Dedi…Vaktaki o kâfir oldu; bu defa da ona şöyle dedi: Ben senden uzağım… Ben. Âlemlerin Rabbi olan Allah’tan (CC) korkarım.”
İblis bundan sonra, bazı kötü huylar üzerinde durdu. Ve onların her birinden nasıl istifade ettiğini anlattı…
YALAN
— Bilmez misin ya Muhammed (s.a.a), yalan bendedir ve ilk yalan söyleyen de benim. Her kim yalan söylerse… O benim dostumdur. Her kim yalan yere yemin ederse O da benim sevgilimdir.
Bilmez misin ya Muhammed (s.a.a), ben Adem’e (a.s) ve Havva’ya yalan yere Allah (c.c.) adına and içtim.
— “Muhakkak ben size nasihat ediyorum…”
Dedim… Bunu yaparım, çünkü yalan yere yemin gönlümün eğlencesidir
GIYBET – KOĞUCULUK
— Gıybet ve koğuculuğa gelince… Onlar da benim meyvelerim ve şenliğimdir.
NİKAH ÜZERİNE YEMİN ETMEK
— Her kim talâk üzerine yemin ederse, günahkâr olacağından endişe edilir, isterse bir defa olsun isterse doğru bir şey üzerine olsun, her kim talâkı ağzına alırsa, bu hakikat belli oluncaya kadar karısı ona haram olur. Onlar bu halleri ile kıyâmete kadar meydana getirecekleri çocuklar da hep zina çocuğu olur. Ağıza alınan o talâk kelimesi yüzünden hepsi cehenneme girer.
NAMAZ
— Ya Muhammed (s.a.a), namazı an bean tehir edene gelince… Onu da anlatayım.
O, her ne zamanki namaza kalkmak ister; tutarım. Ona vesvese veririm.
Derim ki:
— Henüz vakit var. Sen de meşgulsün; hele şimdilik işine bak. Sonra kılarsın. Böylece o vaktinin dışında namazını kılar… Ve bu sebepten onun kıldığı namazı yüzüne atılır. Şayet o kimse beni mağlup ederse ona insan şeytanlarından birini yollarım… Böylece onu vaktinde namaz kılmaktan alıkoyar. O bunda da beni mağlup ederse… Bu sefer onun hesabını namazda görmeye bakarım. O namazın içinde iken…
— Sağa bak… Sola bak…
Derim… O da bakar… O ki öyle yaptı… yüzünü okşar, alnından öperim. Bundan sonra ona:
— Sen ebedî yaramaz bir iş yaptın. Derim ve böylece onun huzurunu bozarım.
Sen de bilirsin ki ya Muhammed (SAV)! Her kim namazda sağa ve sola çokça bakarsa Allah (CC) onun namazını kabul etmez. Yüzüne atar.
Bunda da ona mağlûp olursam… Yalnız başına namaz kıldığı zaman yanına giderim. Ve ona: çabuk çabuk kılmasını emrederim. O da başlar namazını çabuk kılmaya. Tıpkı horozun gagası ile yerden bir şeyler topladığı gibi.
Bu işi ona yaptırmakta da başarı kazanamazsam, bu sefer cemaatla namaz kılarken, onun yanına varırım. Orada onun başına bir gem takarım. Başını imamdan evvel secdeden ve rükûdan kaldırırım. İmamdan evvel de, secde ve rükû yaptırırım.
İşte… O böyle yaptığı için kıyâmet günü, Allah (c.c.) onun başını eşek başına çevirir. O kimse, bunda da beni yenerse bu defa ona namazda parmaklarını çıtırdatmasını emrederim. Böylece o beni tesbih edenlerden olur. Ama ona bu işi namazda yaptırmaya muvaffak olursam, şayet o bu esneme esnasında elini ağzına kapamazsa… Onun işine küçük bir şeytan girer, dünya hırsını ve dünyevî bağlarını çoğaltır. İşte bundan sonra o kimse, hep bize itaat eder. Sözümüzü dinler. Dediklerimizi yapar.
Şeytan bundan sonra konuşmasına devam etti:
— Sen, ümmetin hangi saadetinden ferah duyarsın ki?…
Ben onlara tuzaklar kurarım… Ne tuzaklar…
Miskinlerine, çaresizlerine ve zavalıllarına giderim. Namazı bırakmalarını emrederim. Ve onlara derim ki:
— Namaz size göre değil. O, Allah’ın (c.c.) afiyet ihsan ettiği ve bolluk verdiği kimseler içindir. Sonra hastalara giderim:
— Namaz kılmayı bırak. Derim… Cünkü Allah-u Teâla (c.c.) “Hastalara zorluk yok” buyurdu… İyi olduğun zaman çokça kılarsın. Ve böylece, o namazını bırakır. Hattâ küfre de girebilir. Şayet o hastalığında namazı terkederek ölüp giderse… Allah’ın (c.c.) huzuruna cıkarken Allah-ü Teâla’yı (c.c.) öfkeli bulur.
Sonra şöyle dedi:
— Ya Muhammed (s.a.a), eğer bu sözlerime yalan kattımsa, beni akrep soksun…
Sonra… Eğer yalan varsa… Allah’tan (c.c.) dile; beni kül eylesin. İblis bundan sonra konuşmalarına devam etti ve şöyle dedi:
— Ya Muhammed (s.a.a) , sen ümmetin için ferah mı duyuyorsun? Halbuki, ben onların altıda birini dinden çıkardım.
Bundan sonra… Resûlullah (s.a.a) Efendimiz ona, yani İblis’e aşağıdaki şekilde bazı kısa sorular sordu. O da bunlara cevap verdi.
— “Ya lâin, senin oturma arkadaşın kim?”
— Faiz yiyen.
— “Dostun kim?”
— Zina eden.
— “Yatak arkadaşın kim?”
— Sarhoş.
— “Misafirin kim?”
— Hırsız.
__________________
-Eğer duanız olmasa RABBİMİN katında ne ehemmiyetiniz var.
-Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir;kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar.
|