Tekil Mesaj gösterimi
  #11  
Alt 18.06.20, 16:20
joeblack5 joeblack5 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Üyelik tarihi: 26.07.19
Bulunduğu yer: Earth
Mesajlar: 107
Forum Puanı: 2559
Etiketlendiği Mesaj: 8 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
krsd Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Tüm yazan arkadaşlara 1 sorum var..
Kalu bela meselesini düşündünüz mü? Verdiğiniz sözü hatırlıyormusunuz?
Bunu biraz düşünün.. Akşama da inşaallah herkesin söyleyeceği biter bende yazarım..
Ha bir de sürekli İslam'ı yaratılışı, kaderi kazayı açıklama derdi niye? Avam bu işleri çok düşünürse imandan çıkar demiştir Gazali..


ELEST MECLİSİ
Evet şimdi ezelin billur sinesinde alev alev yanan nur nur parlayan ve idraklerin her noktasında soluyan bir beste vardı:
- ELESTÜ BİRABBİKÜM (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?)
Bütün varlıklar enfüslerinden ve âfaklarından onları saran bu müthiş ilâhi sevda bestesi ile sarsılıyordu. Ve herşey sanki sonsuz bir hazzın doyulmaz ateşinde kavruluyor ve eriyordu.
Sonra bu haz müthiş bir haşyete döndü.
Ve sonra varlıkların boyutların ruhların sonsuz sahillerinde mecaller tükeniverdi. Dayanılmaz güzelliklerin mekânları zerre zerre alevlenmiş gibi bu muhteşem nağmenin sırrında eridi.
Bu müthiş emir öylesine kudretliydi ki sanki her varlığın içinde yeni bir an yaratıyor SONRA DA SUSAN HER NOKTAYI MEKÂNDAN SİLİYORDU. Varlıkların özünde ışıklar tek tek sönüyor sonsuz yokluklara dönüyordu.
Düşüncelere mecâl veren idraklerin özünde bile yalnız bu ilâhi sevde emri çınlıyordu:
- ELESTÜ BİRABBİKÜM (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?)
O ana kadar yalnız seyredilen ve yaşanan güzellikler sanki şimdi HAY Sırrı ile canlanmış dile gelmiş bu ilâhi emir şeklinde yansımıştı. Düşünce ve idrâkin mekânlarında her varlık ilâhi san’atın binbir parlayışını görüyor seziyor yaşıyor; fakat o ilâhi emrin dalgalarına dayanmaya mecâl bulamıyordu…
Çünkü tüm varlıklar idrak mekânlarında bu sedâdan başka dayanacak tutunacak mecâl bulup cevap verecek bir nokta bulamıyordu. Her varlığın özünde bir çıkış imkânı esrarlı bir kurtuluş umudu titreşiyor; FAKAT KİMSE BU MEÇHİL NOKTAYI BULAMIYORDU.
Evren tümüyle bu emrin ihtişamı ile dopdoluydu. Ruhlar bile sığınıp soluyacak bu meçhul noktayı sezememişti.
Ve sonra tüm varlıklar mecalsız kül yığınları gibi solmaya başladı. Boyutlar cüceleşti sonra yavaş yavaş dürülmeye başladı. Mekânlar birbirinden hayal gibi uzaklaşıyordu. Yalnız gönüllerin en uzak noktalarında BİR NİYAZ TİTREŞİYORDU. Evet belki de belli belirsiz bu niyaz dışında herşey soluyor tükenip bitiyordu.
Bu paniğin nedeni varlıkların kendi mekânlarında tutunacak bir nokta aramaları idi. SANKİ BU İLÂHİ EMRE CEVAP VEREBİLMEK İÇİN HER EŞYA NEFS PERDESİNDE BİR MECALE SIĞINMAK ÇABASINA DÜŞMÜŞTÜ. Bu ise gerçekte bir BENLİK ÇIKMAZI idi. Halbuki evren enfüs ve âfakı ile mekânın her noktasında ilâhi güzellik ve kudretle dolu idi. Ve BENLİK bu andan itibaren KENDİNE AYRI BİR MEKÂN ARAMAK KİMLİK ARAMAK GAFLETİNİ TEMSİL EDİP DURUYOR…
Ezelin solgun çehresinde birdenbire bir mûcize doğdu. Sonsuz mekânlarda yeni bir aşk nağmesi raksetti. Yepyeni bir güzelliğin hayat veren câzibesi tutuşuverdi.
- BELî (evet) RABBİMİZSİN.
Bu SIR Fahr-i Kâinat Efendimiz’in kalbinden coşup gelivermişti.
Bu hamd seli evreni yeniden taptaze bir hazza boğdu. Sanki sonsuz güzelliklerin kapanmaya yüz tutan goncası yeniden açılıverdi.
KİMDİ EZELİN SİNESİNDE BU SEDÂ NAKŞI KİMDİ BU GÜZELLER GÜZELİ?
KİMDİ EVRENLERİ TÜKENMİŞLİKTEN KURTARAN BU HAMD SELİNİN SIRRI?
Hamd ihtişamı içinde kulluğun en muhteşem noktasında evreni saran bu niyaz perde perde gönüllerde titreşen umutları alevledi. Ona en yakın olanlardan (suya atılan taşdan doğan halkalar gibi) halka halka (BELÎ) niyazları yükseldi. Ruhlar tek tek yeni doğan yıldızlar gibi bu ışıklardan mecâl bulup parladılar. Ve evren Fahr-i Kâinat gönlünde bir gonca gibi açılıverdi.
Fahr-i Kâinat Efendimizin âlemlere mecal veren (Belî) hamdine en yakından katılanlar mânâ âleminin kendine has pırıl pırıl yıldızlarıdır. Bu ruhlar zaman düzlemine ışınlanırken Efendimizin mutluluk çağına hususi surette monte edilmiştir. İkinci bölümde dünya hayatlarını izleyeceğimiz bu islam yüceleri Elestte Efendimize yakınlık derecesi açısından muhteşem raks halkalarını temsil etmektedir. İç içe iki dalga halinde nakşolan bu yüceleri iki ayrı fazda görürüz.

Elestte Efendimize en yakın niyazların temsilcilerinde birinci halkada Efendimize sıhriyet yakınlığı olanları görüyoruz.
Bu ilk halkanın merkezinden dışa doğru dizisi Hz HATİCE ve Hz FÂTIMA annemizden başlar. Efendimiz bu diziyi bize tanıtmak için “ÂLİÂB” formülünü vermiştir. Yani bu iki annemize ilâveten Hz ALİ Hz HÜSEYİN Hz HASAN ve Hz MUHSİN… Bu dalganın raks devamı Ehl-i Beyt’le devam eder. Efendimize yakın hamd niyazlarının bir başka halkası ise ilk müslümanları temsil etmektedir. Bu halkada Hz ZEYD Hz EBU BEKİR Hz ÖMER Hz ŞEYMA Hz BİLÂL Hz RUKAYE Hz. CAFERİ TAYYAR Hz AMMAR Hz.OSMAN Hz ÂİŞE Hz SÜMEYYE Hz NESİBE Hz VEYSEL KARANİ Hz SAAD ve Hz DIHYE de vardır.
Ve bu halkalar içiçe devam ederek başta Efendimizin muhterem Anne ve Babaları Hz AMİNE Hz ABDULLAH olmak üzere diğer ashab-ı güzini temsil eder. Sonraki halkalar âşıkları velîleri Peygamberleri sıralar. Mü’minler de net olarak bu halkaların daha sonraki rakslarında mevcuttur.
Ve tüm varlıklar kulluğun sonsuz zevkine erdi.
Mekânlar renk renk ilâhi güzelliğin sırrında yeni aşk şarkıları besteledi.
Galaksiler atomlar bu hamdin coşkusu ile semâ ederek kader perdelerinden iniverdiler. Atomların özünde sonsuza dek ALLAH’ı zikreden birbirinden güzel şarkılar doğdu. Sonsuz ışık dünyalarında tükenmeyen ışık şölenleri başladı.
Ve Cennet perde perde bir gelin gibi ilâhi güzellikleri sonsuz boyutlarda sergileyiverdi.
Şimdi ezelde yepyeni bir can binbir pırıltı raksediyordu. VE ONLARIN MERKEZİNDE EFENDİMİZİN GÖNLÜNDE HAMD NİYAZI COŞUYORDU… SÜRESİZ….

MUHAMMED’İN (sav) HAMDİNDEN TÜM EVRENLERE IŞIK IŞIK ZİKİRLER YAYILDI. Melekler sonsuz hazların coşkusunu yine mekânların ötesine yeni âlemlerin sınırsız ufuklarına yaydılar.
ALLAH bu büyük bayram gününde EFENDİMİZE EVRENİN EN BÜYÜK İLTİFATINI YAPTI:
- LEVLÂKE LEVLÂK LEMMÂ HALAKTÜ’L-EFLÂK
(Sen olmasaydın sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım).
İşte birinci bölüme temel olan “BEN ALLAH İKEN MELEKLERİMLE BERABER PEYGAMBERİME SALÂT-U SELÂM EDERİM. EY İNSANLAR SİZ DE SALÂT-U SELÂM GETİRİN ONA İLETEYİM” (Enbiya Sûresi âyet 107)
Âyet-i Kerimenin meleklere yönelen hikmeti hamd niyazının melekler tarafından sonsuza dek âlemlere yansıtılmasını anlatmaktadır.
Şüphesiz ki ALLAH bu yeni doğan ezel sırrı içinde hilkatlere ve sonsuz güzelliklere ilâhi damgasını basarken SIRR-I MUHAMMEDÎ’nin hamd niyazını her noktada sergilemiştir. Âyetin son cümlesi ise inananların (Belî) niyazında hayat sırrı taşıyan bağlılıklarını hatırlatmaktadır.
Salâvat-ı Şerife okuyarak bütün inananlar ELEST MECLİSİNİN anlaşılması güç hikmetlerini kaybolmuş hâfıza bandının ötesinden; gönül penceresinden seyredebilir. Yoksa insanın kendi başına inandığını sanması ALLAH’IN sonsuz hikmetlerini kavradım gafletine düşmesi; ELESTTEKİ paniğin bir parçasıdır. Bu yüzden îman ancak gönüllerde yaşayan bir hikmettir. Elestte Efendimizin göniünde doğan hamd niyazı ancak gönüllere can veren hikmettir. Nefsin perdesinde yaşayanlarsa Elestteki gafletlerini tekrar ederek benlik çıkmazında bocalamaya mahkûmdur. Mânâ ilimlerinin bile en zor bölümü olan ELEST MECLİSİ konusunu aktarmaya çalışmamızın nedeni yaradılışın bu temel sırrına yaklaşmak içindir.

Dr Haluk NURBAKİ


Sanırım Rabbimin sınavını biz burda geçtik veya kaldık. Allah cc cümlemizi geçenlerden eylesin..

Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148