Bütün ibadet ve amellerin dünyada bir günün şükrü etmez
Bir zâhit kişi vardı. Günlerden bir gün dişi ağrıdı ve kendisine çok eziyet ve zahmet
verdi. Hiç huzuru kalmadı, hatta namaz bile kılamaz oldu. Hak teâlâ, bu zâhide aczini bildirmek için, tabip şeklinde bir melek gönderdi. Melek kendisine:
— Seni şu diş ağrısından kurtarmak için bir ilâç veririm ama karşılığında bana ne
verirsin? diye sordu. Zâhit:
— Ne istersin? diye yokladı.
— Bütün iyi amellerini, ibadet ve tâatini ver, cevabını alınca:
— Ben buna nasıl razı olayım? dedi ve tabip şeklindeki melek de çekildi, gitti.
Fakat, dişinin ağrısı da her gün biraz daha artıyor ve ona rahat bir nefes bile
aldırmıyordu. Kendi kendisine:
— Ömrümün sonu böyle huzursuzlukla ve acılar içinde geçmesin. Şu tabibe bütün
amellerimi ve ibadetlerimi vereyim de beni iyi etsin. Sonra ben yine ibadet eder, yeniden sevap kazanırım, diye düşündü ve dediği gibi de yaparak bütün amellerini ve ibadet ve tâatini tabibe verdi.
Bazıları, on sekiz yıllık ibadetini, sırf bu diş ağrısından kurtulmak için verdi, derler. Tabip, buna bir ot verdi ve dişinin üzerine koyar koymaz derhal ağrısı geçti. Zahidin gözleri açıldı:
— Elhamdülillah. Çok şükür yâ Rab! dedi.
Tabip şeklindeki melek, onun bu hamdi ve şükrü üzerine şunları söyledi:
— Ey zâhit! İyi bilmiş ol ki, senin bütün amellerin, ibadet ve tâ’atin, dünyada bir gün sağlıkla bakmanın şükrü bile değildir. Ben, senin ibadet ve tâatini ne yapayım? Ben, meleğim ve sana aczini bildirmek için beni Hak teâlâ gönderdi.
Şimdi, ibadetinden ötürü Allahu Teâlâ’dan başka bir şey umma. Sen, ücretle tutulan bir ırgata benzersin, üstelik ücretini peşin vermişlerdir. Ücretini peşin alan ırgatında elbette çalışması gerekir, dedi ve derhal kayboldu.
Evet, biz de bütün ömrümüzü ibadet ve tâ’atle geçirsek bile, bu bir gün rahat bir
nefes alıp vermemizin şükrü dahi olamaz.
__________________
Nesimi'ye sormuşlar;
O YAR ile hoş musun?
Hoş olayım olmayayım o YAR benim
Kime Ne!
|