Sana ilm-i nücum'u yasaklanmış bir hurafe olarak öğrettiler ama Osmanlı sarayında müneccimbaşı diye resmi bir makam vardı. Padişah sefere çıkmadan önce o adama danışırdı. Evlilik tarihi o adamın hesabıyla belirlendi. Tahta çıkış saati o adamın takvimiyle seçildi. Bu devlet hurafecilerin devleti miydi yoksa sen mi bir şeyleri eksik biliyorsun?
Bîrûnî, Kitabü't-Tefhim'de astrolojiyi matematik ve astronomiyle iç içe anlattı. Yıldızların konumlarını hesaplamak için trigonometri kullandı. Bu adam aynı zamanda dünyanın çapını ölçen bilim insanıydı. Cahil birinin işi değildi yani. Ebû Maşer el-Belhî, Kitabü'l-Medhal el-Kebîr'i yazdı ve bu eser Avrupa'da "Albumasar" adıyla yüzyıllarca ders kitabı olarak okutuldu. Batı rönesansının astroloji bilgisi doğrudan bu müslüman alimden geçti.
İbn Sîna El-Kanun fi't-tıbb'da gezegen konumlarını tedavi zamanlamasıyla ilişkilendirdi. Hastaya ne zaman ilaç verileceğini yıldız haritasına bakarak belirledi. Tıbbın babası dediğin adam nücum ilmini tıbbın içine gömmüştü.
Mesele şu. İlm-i nücumun iki katmanı var. Birincisi ilm-i ahkâm-ı nücûm, yani yıldız hareketlerinden hüküm çıkarmak. İkincisi ilm-i heyet, yani gök cisimlerinin hareketini hesaplamak. İkincisi saf astronomidir, kimse itiraz etmez. Ama birincisi de tamamen reddedilmedi. Âlimler "yarın ne olacak" diye sormayı değil, bu gök düzeni neye işaret ediyor diye okumayı ayrı tuttu. Doğum haritası sana kaderini söylemez ama hangi toprakta ekildiğini gösterir. Ne biçeceğin sana kalmıştır.
Osmanlı müneccimbaşısı sadece padişaha değil tüm ülkeye yön verdi. Takvimler o makamdan çıktı, namaz vakitleri o hesaplarla belirlendi, Ramazan ayının girişi o gözlemlerle tespit edildi. Sen bugün saat kaçta iftar açıyorsan bunun arkasında nücum ilminin matematik mirası var. Ama sana bunu hurafeymiş gibi sattılar çünkü kendi göğünü okuyan insan başkasının takviminde yaşamaz.