Söz ve muhatap dan başka sizin hangi makamda söylendiği de önemlidir. Necati kinayeli tesbih ..... Alıntı ile vereceğim cevaba geçmeden önce şunu belirtmek istiyorum. Bundan 11 sene önce eski âlemlerin çok kitaplarını okuduğum sıralarda Muhyiddin arabinin kitapları elime geçti. 51 tanesi türkiyeye çevrilmiş. birkaçını okuyunca diğer tüm kitapları bıraktım sadece onunkikeri okumaya başladım. vahdetul vücudun üç metresi vahdetul rububiyet ilki bile acayip sürükleyici ve zevkli idi. vahdetul sıfatı bir parça ablayabikdim. en yuksegi olan ve bu kelam küfür değil mi dediginiz makam olan vahdetu zaten söylenen revize muhtaç sözleri gördüm nurlardan cevabını çok sonra buldum. o kadar cezbedici idiler ki uykuya yemeğe ihtiyaç hissetmedim devamli onun kitaplarını okuyordum. sonra ervah i habise mı sallar oldu. sıkıntıdan evde duramaz çarşıda gezemez oldum. hali yerlerde dağlarda gezmek hoşuma gidiyordu içimde fırtınalar kopuyor du. Aklı mi yitiren kadar bilinçaltı m sayısız sorularla uğraşıyor .arifsiz sıkıntı cekiyordum. Bir gece dalmış im Bingollu Seyyidlerden bir Arif dedi bunları okuma. sakin okuma. Said Nursi Hz leri de okuma diyor du. Ben de bıraktım. bi süre sonra duzrldim. vahdetu vücut bakım haline ait çok kitap ve sözler var. Bunlar bizim gibi arama zarardan. cevabını alintuda bulursunuz
Bu mes'ele-i Vahdetü'l-vücudu şimdiki insanlara telkin etmek, ciddî zarar verir. Nasılki teşbihat ve temsiller, havassın elinden avamın eline ve ilmin elinden cehlin eline girse, hakikat telakki edilir.
{(Haşiye): Nasılki iki melaike, teşbihin sırrı münasebetiyle Sevr ve Hut tesmiye edilen, avamca koca bir öküz ve koca bir balık telakki edilmiştir.}
Öyle de Vahdetü'l-vücud mes'elesi gibi hakaik-i ulviye, ehl-i gaflet ve esbab içine dalan avamlara girse, tabiat telakki edilir ve üç mühim zarar verir:
Birincisi:
Vahdetü'l-vücudun meşrebi, Cenab-ı Hak hesabına kâinatı âdeta inkâr etmek iken, avama girdikçe; gafil avamlara, hususan maddiyyun fikirleriyle âlûde olan fikirlere girdikçe, kâinat ve maddiyat hesabına uluhiyeti inkâr yoluna gider. İkincisi:
Vahdetü'l-vücud meşrebi, masiva-yı İlahînin rububiyetini o derece şiddetle reddeder ki, masivayı inkâr ve ikiliği ref'ediyor. Değil nüfus-u emmarenin, belki herbir şeyin müstakil vücudunu görmemek iken, bu zamanda fikr-i tabiatın istilasıyla ve gurur ve enaniyetin nefs-i emmareyi şişirmesiyle ve âhireti ve Hâlık'ı bir derece unutmak cihetiyle bazı nüfus-u emmare küçük birer firavun, âdeta nefsini mabud ittihaz etmek istidadında bulunan insanlara Vahdetü'l-vücudu telkin etmek, nefs-i emmareyi "EL'İYAZÜ BİLLAH" öyle şımartır ki, ele avuca sığmaz.
Üçüncüsü:
Tagayyür, tebeddül, tecezzi, tahayyüzden mukaddes, münezzeh, müberra, muallâ olan Zât-ı Zülcelal'in vücub-u vücuduna ve takaddüs ve tenezzühüne muvafık düşmeyen tasavvurata sebebiyet verir ve telkinat-ı bâtılaya medar olur. Evet Vahdetü'l-vücuddan bahseden; fikren seradan süreyyaya çıkarak, kâinatı arkasında bırakıp nazarını Arş-ı A'lâ'ya diken, istiğrakî bir surette kâinatı madum sayıp herşeyi doğrudan doğruya kuvvet-i iman ile Vâhid-i Ehad'dan görebilir. Yoksa kâinatın arkasında durup kâinata bakan ve önünde esbabı gören ve ferşten nazar eden, elbette esbab içinde boğulup, tabiat bataklığına düşmek ihtimali var. Fikren Arş'a çıkan, Celaleddin-i Rumî gibi diyebilir: "Kulağını aç! Herkesten işittiğin sözleri, fıtrî fonoğraflar gibi Cenab-ı Hak'tan işitebilirsin." Yoksa, Celaleddin gibi bu derece yükseğe çıkamayan ve Ferş'ten Arş'a kadar mevcudatı âyine şeklinde görmeyen adama, "Kulak ver, herkesten Kelâmullah'ı işitirsin" desen, manen Arş'tan Ferş'e sukut eder gibi, hilaf-ı hakikat tasavvurat-ı bâtılaya giriftar olur!..
قُلِ اللّٰهُ ثُمَّ ذَرْهُمْ فِى خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ ٭ مَا للِتُّرَابِ وَ لِرَبِّ الْاَرْبَابِ
سُبْحَانَ مَنْ تَقَدَّسَ عَنِ الْاَشْبَاهِ ذَاتُهُ وَتَنَزَّهَتْ عَنْ مُشَابَهَةِ الْاَمْثَالِ صِفَاتُهُ وَشَهِدَ عَلٰى رُبُوبِيَّتِهِ اٰيَاتُهُ جَلَّ جَلَالُهُ وَلَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ
Lemalar - 272
|