Sen bir aysın, ben kara gece...
Burnumun direğini sızlatan bir cümlede tutuklu kalmışım da, bir ömür onda oyalanmışım sanki...
Kâh bulutlar üzerinde uçtuğum, kâh uçurumlardan düştüğüm bir rüyaya dalmışım da, gerçeğe bir türlü uyanamamışım sanki...
Mevsimler gelip geçmiş de, sonbaharda çiçek açmaya, ilkbaharda yaprak dökmeye heveslenip durmuşum sanki...
Sofralar kurulmuş, nimetler serilmiş önüme de, ben hep kırıntılara talip olmuş bir türlü doyamamışım sanki...
Nefsimi emmare bilmişim de, bile bile arzuların derinlerine dalmış, tekrar tekrar boğulmuşum sanki...
Denizi kelimeler olan bir fırtınaya tutulmuşum, cümleler beni yutmuş da, harf harf nedamet ve azimet dileniyorum sanki...
Kaç zaman daha sürer bu fırtınaları gönlümün? Ruhuma saplanan şimşeklerini ne zaman çıkarır bulutlar? Dalgalar ne zaman diner? Sahil-i selamet nerede ve kavuşmak ne zaman?.. Ardı ardına sorular uçuşurken zihnimde, cevaplar fısıldayan bir türkü çalıyor radyoda, soru sormayı bırakıyorum.
"Sen bir aysın, ben kara gece..."
|