Yine de, herşeye rağmen bir Cebrail beklentisi benimkisi
Kum fırtınalarıyla sarıya boyanmış kerpiç evlerin gölgelerinde yürüyorum, sırtımda çok eskilerden bir kisve.
Firavunun bir rüya uğruna öldürdüğü binlerce bebeğin kokusu var sokaklarda, feryatların ağırlığı her bir hava zerresine sinmiş sanki. Musa'yı nilde taşıyan o küçük sandalın içindeymişim gibi, kurtulma makamındayım.
Duyduk ki Yunus gitmiş ! Ninovadaki her evde her sokak başında bu konuşuluyor. Halbuki bıktırırcasına ama bıkmadan anlatır dururdu. Gitmiş olması inanılır gibi değil. Hele de o gidince hava da bozdu. Bundan bahsetmişti , "azab gelecek" demişti ve herkes aklını yitirmişcesine bir telaşın içinde şimdi. Ve korku. Herkes bir kenara yığılmış umutsuzca ağlıyor. Geride kalanlardan sadece biriymişim gibi, tevbe makamındayım.
Erkek doğar diye, daha doğmadan mabedin hizmetine adadı onu annesi. Meryem oldu adı, İmranın kızı, Hanne'nin kızı. Yaşı gelince mabedin yolunu tuttu Hanne. Yanında Meryem'le mabedin merdivenlerinden çıkarken, bir dağ kadar sarp yokuşlara dönüştü basamaklar. Yine de bıraktı Meryem'i ve ardına bakmadan evine döndü. Adamak nedir, ne değildir, gösterdi herkese. Öyle bir adayış ki bu, ak-pak ve Mesih'e gebe. Meryem'in susuşuna da, kucağında kundaktaki bebeğin konuşmasına da şahit olanlardan biriymişim gibi, müjde makamındayım.
Çok istedim Onu. Yusuf'un gözlerinde yittim. Ne yaşımdan utandım ne de başımdan. Beni kınayanlara Onu gösterince ellerini kesiverdiler ve bir daha da beni kınamadılar. Yusuf'u bir kez gören aklından çıkarabilir miydi? Hep kaçtı benden. O kadar çok arzuladım ki onu, ardını dönüp gidecekken gömleğinden tutup kendime çektim, gömleği yırtıldı ve yine kaçtı. Yusuf'un, "Allahım! Hapishane, bu kadınların beni çağırıp durdukları şeyden daha hayırlıdır" diye dua edişini, hemen yanıbaşında dinliyormuşum gibi, iffet makamındayım.
On gün kaldı Taifte, on gün dil döktü. İman etseler belki de yükü biraz olsun hafifleyecekti, nefes alacaktı. Ama, "Allah, peygamber göndermek için senden başka kimse bulamadı mı?" diyecek kadar kırıcıydılar. Taşladılar, mübarek ayakları kan içinde kalmıştı. Zeyd kendini siper etse de, onu asıl yaralayan engel olamadığı taşlardı. Öyle diyordu daha sonra anlatırken, "şu giden taşın önüne geçemedim".
Bir ağacın altına sığındılar, Resulün ayaklarında, taşların açtığı kan sızan yaralarından sadece biriymişim gibi, hüzün makamındayım.
Ahirzamanın boğucu boğumlarında tutunduğumuz dallarımız olmalı. Çarelerle kıssalarla donatmalıyız heryanımızı.
Televizyon kanal listemiz Kabe canlı yayınıyla başlamalı belki, ya da aracımızın radyo frekans kayıtları Kuranla başlamalı. Ne bileyim, gömlek cebimizde takkemiz hazır olmalı, çocuklarımıza uyumadan önce sindirellayı, kırmızı başlıklı kızı değil de, Zeyd bin Hariseyi okumalıyız, ya da Hz Meryemi, ya da Yunus Peygamberi dinleyerek uykuya dalmalılar. Aşina olmadığımız, çok duymadığımız isimler ve cümleler, nasıl hatırlanır, nasıl tutar ki bizi.
Radyolar hep aşk çalıyor biliyorum. Televizyonlar sokaklar hep arsız kareleri boca ediyor gözümüzden kalbimize biliyorum.
Çok seviyoruz hüzünlü bir şarkıda yitip gitmeyi, biliyorum.
Bir Taif yalnızlığındayız böyle garip. Kırıldıkça daha çok kırdıkları bir hırsın muhatabıyız. İmanımıza atılan taşların haddi hesabı yok. Yaralarımız kolay iyileşmeyecek kadar derin.
Yine de, herşeye rağmen bir Cebrail beklentisi benimkisi. Kanatlarını açar üzerimize ve yetiştirir vahyin şifasını diye, niyaz makamındayım!
|