Tekil Mesaj gösterimi
  #4  
Alt 24.05.21, 06:46
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
☆Yusufiyeli Yusufiyeli isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,915
Forum Puanı: 4547
Etiketlendiği Mesaj: 558 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Zaferan Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Bir fiilin haram olduguna ulema mi karar veriyor Allah uTeala mi?
Değerli kardeşim sen de takdir edersin ki bize çok zengin fıkıh mirası kalmıştır. Fıkıh mirasının oluşmasında kadim fukahamızın emekleri çok büyüktür. Fukahamız bu mirası oluştururken gelişi güzel davranmamışlardır. Önce bir usul oluşturmuşlar ve problemlerin çözümlerine vusul sağlamaya çalışmışlardır. Burada vahiy ile aklın senkronize kullanılması önem taşımaktadır.
İmam Gazali Mustafa’sında ilimlerin en şereflisi akıl ile kulağın izdivaç ettiği, fikir ile kanunun (şeriat) yarenlik ettiği ilimdir. Bunun gerçekleşeceği meydan usul-u fıkıh alanıdır. Burada doğru bir yol takip edilir. Ne kanuna aykırı sadece aklın bir tasarrufu vardır ne de aklın onaylamadığı sadece taklidin bir uygulaması vardır sözleri bu perspektifi sağlamaya yönelik sözler olarak değerlendirilmelidir.
Bu perspektif aslında hükümlere ulaşırken istidlal yolunu kullanarak içtihat etmektir. İçtihat, önce nassları doğru anlama çabası ile başlar, sonra nasslar ın diğer hükümlere tatbiki ile devam eder. İbn Kayyim el-Cevziyye’nin sahabenin metodunu tarifinde bu vardır. O diyor ki, ‘’Sahabe yeni ortaya çıkan hadiseleri benzerlerine kıyas etmişler, hükümlerini taşımışlar ve böylece ulemaya içtihat kapısını açmışlardır
Sahabenin yolundan yürüyen alimlerimizin hükümlerin ortaya konulmasında ve yeni ortaya çıkan problemlerin çözülmesinde her zaman ana kaynakları kuran olmuştur. Diğer kaynaklar, sünnet, icma ve kıyas aslında Kur’an’a bağlı oluşan kaynaklardır. Fakat ulema bu kaynaklar ile yetinmemişler yine bu kaynaklar ile koordineli kaynaklar üretmişlerdir. Belki bunlara metotlar demek daha doğru olabilir. Bunlar maslahat-ı mürsele, örf, istihsan, istishab, sedd-i zerai, zaruret ve beraet-i asliyye kuralları, umum-u belva yaklaşımı gibi metotlardır.
Şöyle bir vaziyette var Kur’an merkezli İslam anlayışı 1980’li yılların Türkiye’sinde başta Mealciler diye anılan grup olmak üzere Malatya ekolü gibi diğer bazı gruplar ile Hüseyin Atay, Süleyman Ateş, Yaşar Nuri Öztürk gibi ilahiyatçı akademisyenler tarafından da farklı tonlarda savunulmuştur. Bu süreçte Sünnet’in teşri değerini sorgulama ve hadisleri Kur’an’a arz etme yönündeki görüşlerin yaygınlık kazanmasına paralel olarak gitgide radikalleşen bir hadis karşıtlığı zuhur etmiş. Fakat etki-tepki prensibinin muktezasınca bu eğilimin karşısına güçlü bir hadis taraftarlığı da dikilmiştir.
Kur’an’a dönüş veya Kur’an merkezli İslam söylemi, dini, düşünceyi geleneksel tortulardan arındırıp saflaştırmayı hedef göstermekle birlikte, bu söylem pratikte salt Kur’an metninden hareketle yeni bir din ihdas etmek ve bunun içinde çağdaş Kur’an üretimi denebilecek tarzda tevillere meyletmek gibi bir sonuca müncer olmuştur.

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148