Elbette ki değildi. Ama, tarih boyu, kötü insan olarak bilindi, öğretildi, öğretiliyor… Tarih derslerimizde, dünyanın en büyük felâketlerinden biri olan Moğol istilasının, iki pozitif sonucundan bahsedilir.
BİR: Anadolu’nun Türkleşmesini sağladı. (Orta Asya’daki Türk nüfusunun çoğunluğu, Moğol zulmü korkusuyla, peyderpey Anadolu’ya göç etti.)
İKİ: Hasan Sabbah fitnesi olan Alamut’un kökü kazındı, diye. Bizlere öğretilen tarih bile, Hasan Sabbah düşmanlığı empoze eder. Alamut’un kökünü kazıdı diye, dünyanın büyük istilasından birine alkış tutar.
Bence, Hasan Sabbah kötü birisi değildi. Hayatın anlamını çok iyi çözebilmiş birisiydi. Alâmut’ta inşa ettiği cennet köşesine, fedailerine afyon vererek, bu cennet bahçelerine sokardı. Fedailer de cennet tadını tekrardan yaşayabilmek için, Hasan Sabbah’ın tüm isteklerine koşulsuz itaat ederler, verdiği görevlere gözünü kırpmadan koşarlardı.
Hasan Sabbah’ın hedefindekiler çoğunluk, yani sıradan insanlar olmadı. Devletleri yöneten üst düzey yöneticiler oldu hep. Hasan Sabbah’ı bu yüzden büyük bir tehlike olarak gördüler hep. Devletler pek masummuş gibi. Savaş kararlarını kim alıyorsa? Sayısız insanın savaşıp ölmesine kim neden oluyorsa? Yakın zamana kadar, tarihi en çok meşgul eden konulardan biri taht kavgaları olmuştur. Kardeşlerin iktidar mücadelesi uğruna iç savaşlar çıkmış, sayısız insan ölmüştür. Hani, meşhur bir söz vardır: “Bir kişi ölürse, adı cinayet; savaşta binlerce insan ölürse, adı istatik olur,” diye. O yüzden, Hasan Sabbah’ın payına katillik düşmüştür.
Sevgili dostum @
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]'un ısrarlarlı önerileri sonucu, Vladimir Bartol’un ‘Fedailerin Kalesi: Alamut’ adlı kitabını okudum. Ve, çok beğendim. Sevgili dostum BeyazMor'a, ısrarlı önerisi için çok teşekkür ederim. Vladimir Bartol’un bu kitabını daha önce duymuştum, ama okumak hiç içimden gelmemişti. BeyazMor'un ısrarlı önerisi olmasa, gene okumazdım. Bunun için, @
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]'a tekrar teşekkür ederim.
Hasan Sabbah üzerine yazılmış en güzel kitap, bence, bu kitaptır. Vladimir Bartol, Sloven bir yazar. Bu muhteşem tarihi romanı günümüzden seksen dört yıl önce yazmış. Ta 1938 yılında yayımlanmış. Türkçe’de çıkması bile, onlarca yıl sonra olmuş. On yıldır da, pek ünlü olmayan bir yayıncıdan çıkıyor. Türkiye’deki edebiyat ve yayın dünyası, gerçekten sorunlu bir dünya…
Hasan Sabbah felsefesinin, Alamut’ta kurduğu teşkilâtın, gerçekleştirdiği hayallerinin kusursuz ve sıcak roman diliyle anlatılması…
‘Fedailerin Kalesi: Alâmut,’
Koridor Yayıncılık’tan çıkıyor. Çevirmen, Ender Nail. Türü, roman. Sayfa sayısı, 510.
Kitabın arka kapak yazısı:
“Yılların eskitemediği muhteşem kitap Alamut artık Koridor Yayıncılıkta. Hasan Sabbah'ın, Alamut Kalesinin, fedailerin ve cennet bahçelerinin hikayesi. Bir tarafta Hasan Sabbah'ın yeryüzü cennetiyle yeni tanışan güzel köleler, diğer tarafta onun en güvenilir savaşçıları olan fedailer.
Sabbah'ın yarattığı cennetin içinde gözleri açıldığında hepsinin hayatı hiç umulmadık bir şekilde değişir. Hikaye 11. yüzyıl İranında, kendini peygamber ilan eden Hasan Sabbah'ın, seçilmiş bir grup insanı intihar suikastçısına dönüştürerek bölgede hakimiyet kurmak için çılgınca ve aynı zamanda zekice bir plan tasarladığı Alamut Kalesinde geçmektedir.
Güzel kadınların, yemyeşil bahçelerin, şarap ve haşhaşın göz boyadığı sanal bir cennet yaratan Sabbah, genç savaşçılarını emirlerine uydukları takdirde bu cennete gidebileceklerine inandırır. Kendilerini onun yoluna adayan, ölmeyi de öldürmeyi de göze almış olan bu küçük orduyla hükümdar sınıfına gözdağı verebileceğini düşünür. Sabbah kendi deyimiyle insanların saflığını kullanıp dine adanmışlığı politik emellerine alet eder. Artık kapılar onun için ardına kadar açılmıştır.”