Tekil Mesaj gösterimi
  #1  
Alt 27.06.21, 02:13
Buba Buba isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Üyelik tarihi: 23.06.19
Bulunduğu yer: Amasya
Mesajlar: 184
Etiketlendiği Mesaj: 6 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart Yasak Elma mı, bir sürecin başlangıcı mı?

1400 yıldır hâlâ cevabını bulamadığımız, Cennet'teki yasak ağaç, Cennet'ten kovulma, dünya hayatının başlaması ile ilgili konuya bir de şu açıdan bakalım mı?

Yasaklanan bir ağaç var ve bu ağacın da karşı konulmaz derecede bir meyvesi.
Meyve insan ve insan nesli için o kadar değerli ve kıymetlidir ki, Allah’ın yasak emrinde de bu açıkça görülür.
Hz. Adem ve Havva Cennetin her türlü nimetlerinden istifade ederlerken niçin bu meyve yasaklanmıştır? Bunu yasaklamaktaki amaç ve hedef nedir? İblis burada neden devreye giriyor?

Peki bu ağaç ve meyvesi nedir?

Bu konuda çok değişik yorumlar var. Elma diyenler, buğday diyenler olmuş. Başka bitki ve ağaçlara benzetenler de var. Ancak konu günümüze kadar tam olarak açıklığa kavuşmamış. Bu durumda günümüzdeki ilim ve fen noktasındaki gelişmeler ışığında farklı bazı yorumlar yapılabilir.
Öncelikle “şecere”, yani ağaç konusunu ele alalım. Şecere Arapçada ağaç manasına geliyor. Ancak bu kelime sadece ağaç şeklinde tanımlanmamış. “Bir kişinin ya da bir ailenin en uzak atasından başlayarak bütün bireyleri gösteren çizelge, soy ağacı, hayat ağacı, bir neslin soyunun yazılı olduğu çizelge” anlamına da geliyor. Bazı tefsirlerde bu tabir kâinatın, insanın, mahlûkatın yaratılışı manasında kullanılmış.

Bu ifadelere göre; "şecere" bir yaratılış ağacıdır. Ve bu ağacın da bütün genetik şifrelerinin yazıldığı bir meyvesi ve meyvesinin de bir öz ve çekirdeği var. Bugünkü bilim verilerine göre bir ağacın bütün program ve özelliklerinin meyvesinde ve meyvesinin çekirdeğinde yazılmış olduğu görülür. Genetik bilimi ve DNA keşifleri bunu bize çok açık ve net bir şekilde bildiriyor.

Cennetteki ağaç, bir yönü ile insanlığın yaratılış ağacıdır. Belki de insanlığın soy kütüğüdür. İnsanlığın bütün şifre ve özelliklerini ihtiva eden bir ağaçtır. Meyvesi ise bütün insanların genetik şifrelerinin yazılıp kodlandığı harika bir meyvedir. İnsanlığı ebede kadar ilgilendiren bütün her seyin kaydedildiği, kâinatın tamamını ilgilendiren diğer meyvelere benzemeyen nurânî bir meyvedir. İşte bu sebeple Hz. Adem ve Havva için karşı konulmaz bir cazibeye sahipti bu meyve.
Zira meyvenin yenmesinin ardından cismî, bedenî ve fizikî haller değişmeye başlamıştır. Bu konudaki bazı haberlerde meyvenin yarısını Hz. Havva, yarısını da Hz. Adem’in yediği ifade edilmekte. Belki de bu meyve bir dala bağlanmış çatallı bir meyve idi, Hz. Havva kendi payını, Hz. Adem de kendi payını yedi. Kur’ân’ın bildirdiğine göre ikisinin aynı anda meyveyi yemesi böyle bir durumu açıklıyor olabilir. Zira Taha Sûresinde, “Bunun üzerine onlar (Âdem ve eşi Havva) o ağacın meyvesinden yediler” âyeti meyvenin aynı anda yendiğine işaret ediyor olabilir.
Hz. Adem ve Hz. Havva bütün insanlığın genetik şifresinin kodlarını taşıyan bu meyveden kendi paylarına düşen kısımlarını yedikten sonra vücutlarında bir şeyler değişmeye başladı.
Şöyle ki:
Yasak meyve diye ifade edilen genetik şifre her birinin vücuduna girince fizikî süreç başladı. İlk kuantlaşma, yani dünya hayatına uygun bir maddeleşme süreci başladı. Vücut yapılarında değişiklik sebebi ile cennet hayatı arasında ilk farklılaşma da böylece başlamış oldu. Zira cennet elbiselerinin vücut üzerinden kalkması buna işaret eder. Çünkü Hz. Adem ve Havva için beş ve üstü boyutlu bir hayat tarzından zaman-mekân boyutuna, yani dört boyutlu dünya hayatına doğru bir değişme başlamıştır.

Yasak meyve içindeki genetik kodlar Hz. Adem ve Havva’da maddî bir süreci başlatmış bir reaksiyonlar zinciridir sanki. Bundan sonra maddî vücut yapısı teşekkül etmeye başlamış. İç organlar, kalp ve solunum ve dolaşım sistemi yaratılmış ve süreç sindirim ve üreme sistemi ile tamamlanmıştır. Bunu da dış ortamda ilk gözüken organların üreme organları olmasından anlıyoruz. Yine Kur’ân’ın tabiri ile, meyve yendikten sonra “ayıp yerleri” (üreme organları) ortaya çıkmıştır" denilmektedir.

Yasak meyve tabir edilen genetik şifrelerin vücuda alınması ile cinsiyet teşekkül etmiştir. Dikkat edilirse aynı anda Hz. Adem ve Havva kendi paylarına düşen meyveyi (ister yarım, isterse başka bir şekilde olsun) yemiştir. Bunun neticesinde Hz. Adem’de erkeklik kodu; Hz. Havva’da ise kadınlık kodu genetik olarak işlenmiş, yani insanlığın üreme kodları farklı iki vücuda yerleştirilmiştir. Kadın ve erkek arasındaki birbirine ilgi duyma da bu noktadan ileri gelmektedir. Tek dala bağlanmış bir meyveden iki parça yendiği için bu meyvenin tek olmasından dolayı bir çekim hâli mevcuttur.

Hz. Adem ve Havva’da dünya hayatını yaşamaya uygun maddeleşme süreci ile ilk hata ve yanlışlık yapma kabiliyeti ortaya çıkmıştır. Çünkü bu meyve yasaktır. Sonuç ne olursa olsun Allah bu meyvenin yenmesini yasaklamıştır. Meyvenin yenmesi Allah’ın emrine karşı gelmek demektir. Bu da hata ve yanlış bir fiilin işlenmesi anlamına gelir. Burada dikkat çekici bir sır vardır. Demek ki hatalar ekseriyet itibari ile maddî haller ve yaşayışlar neticesinde ortaya çıkmaktadır.

Maddî hatalar itibari ile Allah’ın güzel isimlerinin tecelli etmesi de bu süreç ile başlamış oluyor. Yapılan bu hatadan dolayı Allah'ın güzel isimleri tecelli etmeye başlamış, daha yasak meyvenin yenmesi ile birlikte Settar ismi tecelli etmiş ve Hz. Havva ile Hz. Adem cennet yapraklarını alarak ayıp yerlerini örtmeye, Allah’tan utanmaya, haya etmeye başlamışlardı. İnsanlığın genetik şifresini taşıyan yasak meyve yenmese maddî süreç başlamayacak, maddî süreç başlamasa Allah’ın bazı isimleri tanınıp bilinmeyecekti. İlk anlarda Settar ismi tecellisi ile birlikte Gaffar, Rahim, Tevvab, Rauf gibi isimler de tecelli etmeye başlamış ve Hz. Adem’in mühim bir vazifesi olan Allah’ın güzel isimlerine ayna olmak hususu böylece gerçekleşme yoluna girmişti.

Taha Sûresi 120-122 ayetlerde;
“Nihayet şeytan ona vesvese verip şöyle dedi: ‘Ey Âdem! Sana ebedîlik ağacını ve yok olmayan bir saltanatı göstereyim mi?’
Bunun üzerine onlar (Âdem ve eşi Havva) o ağacın meyvesinden yediler. Bu sebeple ayıp yerleri kendilerine göründü ve cennet yaprağından üzerlerine örtmeye başladılar. Âdem, Rabbine isyan etti ve yolunu şaşırdı.
“Sonra Rabbi onu seçti, tövbesini kabul etti ve ona doğru yolu gösterdi.

Ayetlerde dikkat çekildiği üzere Şeytan, Hz. Adem ve Havva’yı “ebedî yaşamak” düşüncesi ile aldatmıştır. İşin aslı bu aldatma tamamıyla da yanlış bir haber ve bilgi değildir. Zaten o ağacın meyvesinde bir ebediyet duygusunu, bir ebediyet cazibesini Hz. Âdem de hissetmiştir. Şeytanın da böyle bir bilgiyi bildiği, en azından tahmin ettiği görülmektedir. Burada Şeytanın maksadı Hz. Adem’in meyveyi yiyerek Allah’a isyan etmesini sağlamaktır. Bu sayede onun da cennetten kovulacağını zannederek, güya ondan intikam almış olacaktır. İşin aslında insan için ebediyet yolu bu yasak meyvenin yenmesi ile açılmıştır. Bilgi doğrudur, ancak fiil bir hata sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Demek ki insan için ebediyet yolu belli başlı hatalar sonucunda ortaya çıkacaktır. Hata yapılacak ki doğru bulunsun, günah işlenecek ki af vuku bulsun, ölüm görülsün ki ebediyetin değeri bilinsin. İşte insanlığın bütün terakkisi bu yolla olmuştur ve olmaktadır da...
Yine de doğrusunu Allah bilir.

Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148