Osmanlı'nın savaş kazanma sırrının kılıç, kalkan veya toptan ibaret olduğunu öğrettiler. Ama senin bildiğini sandığın şeylerin çoğu eksik. Güç savaş meydanında değil, sarayın en sessiz odasında, gökyüzüne çevrilmiş bir usturlabın ucundaydı.
Osmanlı Devleti'nde ilm-i nücûm yani yıldız ilmi, sıradan bir falcılık veya bâtıl inanç değildi. Devletin kozmik bir pusulasıydı. Sarayda sadece bu iş için kurulan müneccimbaşılık müessesesi vardı. Bir padişah sefere çıkmadan önce, donanma denize indirilmeden önce, hatta mühim bir devlet antlaşması imzalanmadan önce mutlaka saray müneccimlerine danışılırdı. Neden biliyor musun? Çünkü onlar zamanın düz bir çizgi olmadığını, gezegen dizilimlerinin yeryüzünde devasa elektromanyetik ve psikolojik frekans dalgalanmaları yarattığını çok iyi biliyorlardı.
"Eşref saati" denilen kavram, göksel enerjinin, yapılacak eylemin frekansıyla en yüksek uyumu yakaladığı anın matematiksel hesaplamasıydı. Jüpiter'in veya Mars'ın konumuna göre ordunun moral motivasyonunun, düşman liderlerin karar alma yetilerinin nasıl etkileneceğini hesaplıyorlardı. Değil bu sıradan bir takvim okuması, kelimenin tam anlamıyla bir kozmik istihbarat çalışmasıydı.
Bugün sana astrolojiyi dergilerin arka sayfalarında okunan, kimin kimle uyumlu olduğunu anlatan ucuz bir magazin malzemesi gibi yutturuyorlar. Ama işin aslı hiç de öyle değil. Sanıyor musun ki modern devletler, küresel elitler veya trilyon dolarlık finans şirketleri yıldız döngülerini takip etmiyor? Bugün en büyük merkez bankaları ve uluslararası istihbarat örgütleri, güneş patlamalarından tutulmalara kadar her veriyi stratejik kararlarında kullanıyor. Sadece artık onlara müneccim demiyorlar, risk analisti veya veri mühendisi diyorlar. Astroloji danışmanı olmayan büyük şirket yoktur.
Sana bu kadim bilgiyi unutturdular. Gökyüzüyle bağını kopardılar ki yeryüzünde sadece sana dayatılan sisteme itaat edesin.
|