Bıcagın kesmedigi kurban
BIÇAĞIN KESMEDİĞİ KURBAN
Hz. İsmail (a.s) Cürhümîler arasında geçen uzun yıllar sonrasında koşma, oynama çağına gelmişti. Babası Hz. İbrahim (a.s) Filistin’den gelmiş, kavuşmanın heyecanıyla birbirlerine sarılmışlar ve hasret gidermişlerdi. Bu yıllar Hz. İbrahim’in (a.s) zor yıllarıydı. Ciğerparesi, duasının meyvesi İsmail’inden ve iman âbidesi, tevekkül incisi Hacer’inden uzaklardaydı. Ama bütün bunlar ilâhî bir imtihandan başka bir şey değildi. Dünya kulluk dünyası, hayat tamamen imtihandı. Kendileri en güzel örnek olan Hz. İbrahim ve beraberindekilerin yaşayarak bizlere gösterdikleri Allah’a kulluktu. Allah’ın dostları en ağır sınavlardan geçiyordu. Babası, İsmail’e yaklaştı ve şöyle dedi: “Ey yavrucuğum, seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Buna ne dersin?” Hz. İbrahim (a.s)’e teslimiyet abidesi halim bir oğul verilmişti. Babasına: “Ey babacığım, ne emrolunuyorsan yap! Sen, beni inşallah sabredenlerden bulacaksın” dedi.[8] Peygamberlerin rüyaları diğer insanların rüyalarına benzemez. Çünkü onların rüyaları apaçık gerçeklerin ifadesi olan bir tür vahiydir. Konuyla ilgili Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Peygamberlerin gözleri uyur, fakat kalpleri uyumaz.”[9]
Hz. İbrahim, Hz. İsmail’i (a.s) alıp Mina’da kurban edeceği yere götürdü. Ve çocuğunun ellerini ayaklarını bağlayıp şakağı üzere yatırdı. Hz. İbrahim’in ve Hz. İsmail’in bu samimi teslimiyetleri ve itaatleri Rabbimiz tarafından kabul gördü. Ve onlara şöyle seslenildi: “Ey İbrahim! Gerçekten rüyanı doğrulayıp onayladın. Biz iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz. Bu gerçekten çok açık bir imtihandır.”[10] Her ikisi de Allah’ın bu teslimiyet imtihanını kazanmış oldular. Buna karşılık Allah onlara katından Cebrail ile bir kurban gönderdi… “Biz oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona iyi bir nam bıraktık. İbrahim’e selam, dedik. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o bizim mü’min kullarımızdandır.”[11]
Sevgili Peygamberimiz (sas), atası Hz. İsmail aleyhisselâmın ve babası Hz. Abdullah’ın[12] Allah yolunda kurban olmaya âmâde oluşlarını: “Ben iki kurbanlığın oğluyum”[13] buyurmak sûretiyle yâdetmiştir. Böylece O (sas), hem soyundan geldiği bu mübarek insanlar üzerinden gerçek bir kul duruşunu hatırlatmış; hem de Kendisinin de gerektiğinde ataları gibi Allah yolunda bütün varlığını feda etmekten çekinmeyeceğini ihsâs ettirmiştir.
Hz. İbrahim (a.s) ile Hz. İsmail’in (a.s) namı bize kadar gelmiştir ve kıyamete kadar da devam edecektir. Hz. Ebû Muhammed Ka’b bin Ucre (r.a) şöyle anlatır: “Bir gün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yanımıza gelmişti. Kendisine: “Ya Rasûlallah! Sana nasıl selam vereceğimizi öğrendik, ancak sana nasıl salâvat getireceğiz?” diye sorduk. O da şöyle cevap verdi: “Allahım! İbrahim’e ve âline salât ettiğin gibi Muhammed’e ve âline de salât et. Allahım! İbrahim’e ve âline hayır ve bereket lütfettiğin gibi Muhammed’e ve âline de hayır ve bereket ihsan et. Şüphesiz övülmeye layık olan sensin ve yücesin!” deyiniz.[14]
Hz. İsmail (as)’in Allah yolunda kurban edilmeyi, Hz. İbrahim (a.s)’in de canından çok sevdiği oğlunu kurban etmeyi tereddütsüz kabullenişi, onların Allah’a olan eşsiz itaatlerini göstermesi yanında; Hz. İsmail (a.s)’in hem Allah’ın emrine hem de babasına teslimiyetini de gösteren çok güzel bir örnektir. O günden kıyamete kadar kurban ibadeti ile bu büyük itaat ve teslimiyet eylemi dâima beraber yâd edilecektir.
|