Tekil Mesaj gösterimi
  #2  
Alt 31.01.17, 20:44
SiLence SiLence isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Daimi Üye
 
Üyelik tarihi: 21.12.16
Mesajlar: 10,326
Forum Puanı: 9519
Etiketlendiği Mesaj: 1593 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Cin çarpan kimsenin tedâvisi, onun bedenen güçlü, cinleri yaratan Allah Teâlâ’ya karşı doğru bir îmâna sahip olması ve şeytanın şerrinden Allah’a sığınılan sahîh duâ ve zikirleri okurken diliyle kalbi birbirine uyması yâni diliyle okurken kalbinin ona mutabık olması gerekir. Bu, bir tür savaştır. Çünkü düşmanına karşı savaşan kimse, şu iki şeyle silahlanmazsa, düşmanına gâlip gelemez:

Birincisi: Bedensel yönden sağlıklı ve silahının iyi olması.

İkincisi: Bileğinin güçlü olması gerekir.

Bu iki silahtan birisi olmazsa, o silah düşmana pek fazla tesir etmez.

Bir silah düşmana tesir etmediğine göre, iki silahtan mahrum olan ve kalbi tevhidden, Allah Teâlâ'ya tevekkülden ve O’na yönelmekten uzak bir şekilde harabe hâline gelmiş ve silahsız kalmış bir kimsenin hâli nice olur.

İkincisi: Cin çarpan kimseyi tedâvi edenin de yukarıda belirttiğimiz iki silahla silahlanması gerekir. Öyle ki cin çarpan hastaları tedâvi eden bazı kimseler, onları tedâvi ederken, hastanın bedenine giren cine; 'Onun (hastanın) bedeninden çık' veya 'Bismillah' veyahut da 'Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh' demekle yetinmektedirler. Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- cine hitâben şöyle derdi:

“(Bunun) çık. Ey Allah’ın düşmanı! Ben Allah’ın elçisiyim.”

Şeyhimiz İbn-i Teymiyye’yi cin çarpmış kimsenin bedenine giren cinle konuşmak için birisini yolladığına şâhit oldum. O kimse, cine şöyle dedi: Şeyhimiz sana (onun bedeninden) çıkmanı söyledi.Çünkü böyle yapman sana helâl değildir. Bunun üzerine cin çarpan kimse kendine gelirdi. Kimi zaman şeyhimiz bizzat kendisi cinle konuşur, kimi zaman da cin inatçı olur ve ancak ona vurmakla hastanın bedeninden çıkardı. Cin çarpan kimse kendine geldiğinde hiçbir acı hissetmediğini bizimle birlikte başka kimseler de birçok kez şâhit oldular.”

İbn-i Kayyim -Allah ona rahmet etsin- şöyle devam eder:

“Özetle söylemek gerekirse, bu tür sara hastalığını ve tedâvi şeklini ancak ilim, akıl ve bilgi yönünden nasibi olmayan kimse inkâr eder.

Cinler genellikle, dîni yönden zayıf, kalbi Allah’tan uzak,dilleri zikirden, şeytanın şerrinden Allah’a sığınılan nebevî duâlardan ve îmândan yoksun olan kimselere musallat olurlar. Böyle olunca cin, insanı silahsız olarak yakalar.Kimi zaman da onu çırılçıplak bir halde bulur ve onun bedenine girerek ona tesir eder.” [13]

Cinin insanın bedenine girebileceğine dâir zikrettiğimiz şer’î deliller ile ehli sünnet âlimlerinin bu konudaki icmâı, cinin insanın bedenine girebileceğini inkâr eden kimsenin sözünün geçersiz ve fazîletli âlim Ali Tantâvî’nin bunu inkâr etmekte hatalı olduğunu okuyanlara gösterir.

Fazîletli âlim Ali Tantâvî, kendisine ne zaman gerçeği gösterecek birisi olursa, hakka döneceğine söz verdi.Zikrettiğimiz şeyleri okuduktan sonra kendisinin doğruya döneceğini ümit ederim. Allah Teâlâ’dan, bizi ve kendisini hidâyet ve başarıya iletmesini dilerim.

Ayrıca, S. Arabistan’da yayınlanan Nedve gazetesinin 14.10.1407 hicri yılında Dr. Muhammed İrfan’dan naklettiği habere göre, Dr. Muhammed İrfan, cinnet sözcüğünün tıbbî sözlüklerden kaldırıldığını, cinin insanın bedenine girmesinin ve bedenine girdiği insanın diliyle konuşmasının ilmî olarak yüzde yüz yanlış olduğunu iddiâ etmesinin hepsi bâtıldır.

Bütün bunlar, adı geçen doktorun ehli sünnet âlimlerinin kabul ettiği şer’î ilimler hakkındaki yeterli bir bilgiye sahip olmamasından kaynaklanmaktadır. Pek çok doktorun bunu bilmemesi,cinin insanın bedenine giremeyeceğine delil teşkil etmez.Aksine doğruluk, emânete riâyet ve dînî konularda yeterli bilgiye sahip olmakla bilinen İslâm âlimlerinin bu konuda bilgili olduklarına, kendilerinin de büyük bir cehâlet içerisinde olduklarına delil teşkil eder.

Şeyhul-İslâm İbn-i Teymiyye’nin naklettiği gibi, ehli sünnet âlimleri bu konuda oybirliğine varmışlardır.

Aynı şekilde Ebul-Hasen Eş’arî’den nakledildiğine göre, ehli sünnet âlimlerinden de böyle nakletmiştir.

Yine, Hanifî âlimlerinden Ebû Abdillah Muhammed b. Abdillah eş-Şelebî’nin (ölümü: Hicrî 799) “Âkâmul-Mercân fî Ğarâibil-Ahbâr ve Ahkâmil-Cân” adlı kitabının 51. bâbında Ebul-Hasen el-Eş’arî’den bunu nakletmiştir.

İbn-i Kayyim’in -Allah ona rahmet etsin- daha önce zikredilen sözünde olduğu gibi, doktorların ileri gelenleri ile akıl sahipleri bu olayı inkâr etmeyip kabul etmektedirler. Bu durumu, doktorlardan bilgisiz, seviyesiz ve münâfık olanlar ancak inkâr ederler.

Okuyucu Kardeş!

Hak olarak zikrettiğimiz şeylere sımsıkı sarılman ve bunu böyle bilmen gerekir. Bu konuda bilgisizce konuşan doktorlara, Mu’tezile ve onlar gibi bid'at ehli olan grupları taklit eden bilgisiz doktorlarla başkalarına aldanmamalısın.

Her işte yardım yalnızca Allah Teâlâ’dan dilenir.







[1] Hicrî 3.11.1408 yılında Ali Tantâvî’ye gönderilen reddiye.



[2] Sâd Sûresi:35



[3] Buhârî



[4] Müslim



[5] Buhârî,sahîhinde 4. cilt, 487. sayfada yorumsuz olarak rivâyet etmiştir.



[6] Buhârî ve Müslim



[7] Müslim



[8] Bakara Sûresi:275



İbni Ebî Hâtim’in sözü burada bitmektedir.

[10] Bakara Sûresi:275



[11] Bakara Sûresi:275



[12] Buhârî ve Müslim



İbn-i Kayyim’in -Allah ona rahmet etsin- sözünden kastedilen şey burada bitmektedir.

__________________
Kaybettiklerim arasında en çok kendimi özledim, oysa ne güzel gülerdim..
Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148