Ölüm korkusu yaşayıp, ölümü kabul etmemek
Doğayı yakından izlediğinizde bir şeyi fark edersiniz: çiçekli bitkiler susuz ve ışıksız kaldıkları zaman çiçek açarlar. Şaşırır kalırsınız bu çetin yok'luk durumunda, nasıl da o muhteşem çiçekler çıkar diye ! Aslında çok da şaşılacak bir durum yoktur. Evrendeki zekanın çalışma şeklini biraz kavradıysanız, olanı anlarsınız. Susuz ve ışıksız kalan bitki "öleceğim" alarmıyla, yaşamını sürdürebilme yolunu arar. Bu da çiçekleri ve polenleri sayesinde olacaktır. Tüm hücrelerinde var olan zeka ölmemek için değişip, dönüşmesi gerektiğini çok iyi bilir ve uygular. Bu sitenin ana konusu bitki bilimi olmadığı ve benim de bu konuda engin !!! bilgiye sahip olmadığım aşikar olduğu için ana konuya dönelim: bunun kişisel gelişim ile ne ilgisi var ?
Evrenin her biriminde aynı sistem işler. Bitkiler, hayvanlar, insanlar... Tek fark bitki ve hayvanlar yaptıklarını biz insanoğlu kadar bilinçli yapmazlar. Onlar var olan sistemin doğal akışında gelişirler. Akışta kalırlar. İnsan ise direnir. Egosu, akışın hayrını görmesini bazen engellediği için, teslim olmak ona zor geldiği için direnir. Peki sistem insanoğlunda nasıl çalışır ?
Bitkinin susuz, ışıksız kalması gibi insan da zaman zaman bunalıma düşer, iç çatışma yaşar, depresyona girer... Tüm bu durumlar insan için bir alarm durumudur. Bitki bu durumda nasıl varlığım devam eder derken, insan yaşadığı zor duruma saplanıp kalır. Egosunun meli malılarıyla, beklentileriyle, korkularıyla... akışı değiştirip kendi standartlarında kalmaya çabalar. Esnemez, kendi düşünce şeklinde diretir. Tek çözümün bu olduğuna tüm varlığıyla inanır. Yani der ki: " Ben şu kadar su , şu kadar ışık ve şu zamanda almalıyım. Su ve ışık gelmese de, yine de almalıyım. " Ve kaskatı kalır, direnir, oldurtmaya çalışır. Söz konusu yeni durumda ego eğer olana uyum sağlarsa, olanı kabul ederse neler olacağını önceden bilmediği için, bilenen kötüyü, bilinmeyen iyiye tercih eder.
Ölüm korkusu yaşar. Ancak o ölümü kabul etmez. Neyin ölümünü ? Düşüncelerinin, alışık olduğu yaşam stilinin. Oysa düşüncelerinin ölümünü kabul edebilse yani değişse ve dönüşse, muhteşem çiçekler açacaktır. Yaşamın ona açtığı yeni yolda yaratıcılığı ile yeni düşünceler, yeni yaşam deneyimleri onun muhteşem çiçekleri olacaktır. İnandığının aksine daha güzel, daha parlak, daha esnek, daha yaratıcı.
Yaratıcılık yoksa yaşam da yoktur. Yaşam hep ileriye gider, yaratmak, değişmek, dönüşmek üzerine kuruludur. Evrenin sistemini anlayıp kabul etmedikçe, oyunun dışında küskün ve mutsuz bekleyeceğiz. O zaman neden yaşamın zekasına güvenmeyelim ? Sonuç muhteşem bir eser olacaksa, neden kendini bir konuma, duruma hapsetmek ? Galiba tek ihtiyacımız biraz cesaret ve güven.
|