Özgün metin çok daha ayrintili, ancak bazi sorulara yol açiyor. Örnegin sözü edilen kentler neredeydi? Amerika'da görkemli harabeler var ama, Book of Mormon'un söyledigi kentlerle herhangi bir iliski kanitlanmis degil! Buna karsi söylenilen, Tanrinin o kentleri tümüyle yok ettigi ve Sodom ve Gomora gibi, izinin bile kalmadigidir.
Metinden anlasilan MS 34 yilinda Kuzey Amerika'da büyük bir felaket oldugudur. Nükleer patlama açiklamalardan biri olabilir ama, bir gök tasi bombardimani ya da çok büyük bir deprem gibi ihtimaller de var.
Joseph Smith'in Incil'den büyük ölçüde etkilendigi açikça görülüyor. O yillarda dünya henüz Sümerler'in varligini bile bilmiyordu. Kayip uygarliklar çok sonra gündeme gelecek, Donnelly Atlantis'den 50, Churchward Mu'dan 100 yil sonra söz edecekti. Nükleer teknolojinin gelismesine de daha 100 yildan fazla vardi. Özetle Smith bunlardan esinlenmis olamaz. Ayni sekilde Smith'in genis bir klasik kültüre sahip olmadigi ve bu nedenle Platon ya da Hint vedalarmi okumus olmasi pek mümkün görünmüyor. Bu durumda sözü edilen felaketi Sodom ve Gomore olayinin Amerika kitasina adapte edilmis sekli, belki de Kizilderili efsanelerindeki yok olma motifleriyle birlestirilmesi olarak düsünebiliriz.
Incil gerçekten de çok sayida felaket motifleri içerir. Örnegin son bölümde Aziz John, Apokalips'i (Kiyamet Günü) söyle anlatiyor:
"Yedinci mühür sökülünce Tanrinin önünde duran yedi melegi gördüm. Hepsine birer boru verildi. Sonra minberin önündeki baska bir melek altin buhurdanliga buhur (incense) doldurdu. Buharlar Tanrinin önündeki meleklerin dualariyla yükseldi. Melek buhurdanliga minberin üstündeki atesten koydu ve Dünya'nm üzerine firlatti. Gök gürültüleri duyuldu, simsekler çakti ve bir deprem oldu.
Sonra birinci melek borusunu öttürdü. Dünyaya kanla karisik dolu ve ates yagdi. Dünyanin üçte biri, agaçlarin üçte biri ve yesil çimenlerin bütün yapraklari yandi.
Sonra ikinci melek borusunu öttürdü. Yanmakta olan kocaman bir daga benzer bir sey denize düstü. Denizin üçte biri kana dönüstü; deniz yaratiklarinin üçte biri öldü; gemilerin üçte biri batti.
Sonra üçüncü melek borusunu öttürdü. Bu kez mesale gibi yanan bir yildiz düstü ve Dünya'daki akarsularin ve su kaynaklarinin üçte birini acilastirdi. Bu aci suyu içen insanlar öldü.
Sonra dördüncü melek borusunu öttürdü. Günes'in, Ay'in ve yildizlarin üçte biri aldiklari darbenin etkisiyle isiklarinin üçte birini kaybettiler. Gündüzün üçte birinde isik olmadi ve de gecenin üçte birinde...
Sonra besinci melek borusunu öttürdü. Dünyaya düsen yildiza cehennemin anahtari verildi. Açilan kapidan firin kapagi açilmisçasina çikan yogun duman Günes'i ve havayi karartti. Dumanin içinden çekirgeler çikti; hepsine akrep gücü verilmisti. Çimenlere, agaçlara ve diger bitkilere zarar vermemeleri, yalnizca alninda Tanrinin isareti olmayan insanlara hücum etmeleri söylendi. Bu hücum öldürücü degildi ancak maruz kalana bes ay süreyle inanilmaz aci verecekti. Öyle ki, bes ay ölümü arayacak ama bulamayacaklardi. Ancak yolda iki felaket daha vardi...
Sonra altinci melek borusunu öttürdü. Tanrinin oturdugu altin tahtin dört kösesinden gelen ses melege büyük Firat Nehri'nin yaninda bagli bekleyen dört melegi serbest birakmasini söyledi. Melekler bu günü bekliyorlardi. Görevleri insanlarin üçte birini öldürmekti. Bunu 200 milyon süvariyle gerçeklestirdiler. Atlarin agzindan çikan ates, duman ve kükürt veba salgini saldi Dünya'ya...
Artik Tanrinin planinin son asamasina gelinmisti...
Ve yedinci melek borusunu öttürdü. Gökyüzünden gelen sesler artik Dünya'yi yönetme gücü yalnizca Tanriya ve onun Mesih'ine aittir diyordu."
Bu bölümde gökyüzünde Günes'i elbise olarak kullanan bir kadin dan söz ediliyor. Kadin hamile ve çocugunu dogurmak üzeredir. Derken bir ejderha çikar; Mikail ve melekleri ejderhayla savasir. Bu ejderha Seytan'dir; savasi kaybeder ve yeryüzüne atilir. Bu kez çocugunu dogurmus olan kadinin pesine düser, amaci çocugu öldürmektir ama bunu basaramaz.
Öykünün bu bölümü hemen bütün dinlerde gördügümüz karanlikla aydinlik ya da kötüyle iyinin kavgasidir. Aziz John ya da her kim yazdiysa bu bölümü kiyamet günü senaryosuna monte etmis gibi görünüyor.
Ancak Tanrinin gazabi henüz sona ermemistir. Yedi melek bu kez sirayla ellerindeki çanaklarin içinde bulunan belalari Dünya'nin üstüne döker. Yukarida anlatilanlara benzer felaketler sarar Dünya'yi...
Daha fazla ayrintiya girmeden bir hususu vurgulamak gerekiyor: Aldigi dini ögretilerin etkisinde kalmis, degisik yorumlarla kafasi karismis, elindeki tek kaynak Incil olan ve onu Tanrinin sözü olarak kabul eden kisilerin bu gibi yok olus senaryolarina baglanmasi ve bu senaryolari çesitli zaman kesitlerine uygulamasina pek de sasirmamaliyiz.
Bence bütün din kitaplarinda, bütün efsanelerde, bütün folklorda, özetle insanligin bütün kültür birikiminde bu gibi öykülerin yer almasi Dünya'mizin geçmiste gerçekten bazi büyük felaketler geçirmis oldugunu kanitliyor. Bu felaketlerin bir kismi gök cismi çarpmasi gibi dogal nedenlerden kaynaklanmis. Bunu çagdas bilim de inkar etmiyor. Peki ama insan kaynakli felaketler de olmus olabilir mi?
Eski çaglardan kalan mesajlarda denizaltilardan uçaklara, gen mühendisliginden uzay teknolojisine, ultrasonik araçlardan atomik sistemlere kadar günümüzün en ileri konularini içeren referanslar var. Eski insanlar matematik, astronomi ve diger temel bilimlerde sanilandan çok ileri düzeylere ulasmislar. Ve bu uygarliklar neredeyse hiçbir iz birakmadan yok olmuslar.
Bir hayali senaryo üretelim: Çok eskiden, dünyanin bir kösesinde çok ileri teknolojilere sahip, ileri bir uygarlik var. Bu uygarlik dünyanin geri kalmis diger bölgelerini kontrolü altina almis, bir sömürge düzeni kurmus, hammadde kaynaklarini oralardan sagliyor. Oralardaki ilkel insanlar bu uygarligi "Efendimiz" olarak görüyor. Ters giden bir sey olursa uçaklarini gönderiyor, bombalarini atiyor." Askerleri en ufak bir isyani bile siddetle cezalandiriyor.
Bu uygarlik uzak noktalarda bazi üsler kurmus. Gerek merkezde, gerekse bu üslerde nükleer ve biyolojik silahlar depolanmis. Genetik laboratuarlar haril haril çalisiyor ve yeni ölümcül virüsler üretiyor. Atom santrallerinde daha güçlü nükleer silahlar yapiliyor. Bunlar dünyadaki silah stokuna ekleniyor.
Yönetim aristokrat denebilecek bir sinifin elinde; bu kisiler otoritelerini kesinlikle paylasmiyor, aralarina diger siniflardan kimseyi sokmuyorlar. Ancak bazi üslerde zamanla bu durumdan memnun olmayan ve basa kendi geçmek isteyen kisiler çikiyor. Sonuçta bir ayaklanma oluyor ve hareketin lideri elindeki nükleer silahlari merkeze karsi kullaniyor. Merkez tahrip oluyor; oradaki nükleer silahlar da tetiklenip patliyor; yikilan genetik laboratuarlardaki virüsler havaya dagiliyor. Sonuç: Merkezde tas üstünde tas kalmiyor. Ilk soku atlatanlar bir yandan radyoaktivite, öte yandan ölümcül virüslerin dagilmasiyla ölüyor.
Bu arada patlamalarin siddetiyle fay hatlari hareketleniyor, büyük depremler oluyor, ardindan volkanik faaliyet basliyor, dev tsunami dalgalari sahil kentlerini vuruyor. Ayakta kalan binalar ve hala sag kalmis insanlar da yok oluyor. Bölgede yasam olanagi kalmiyor ve bu durum yüzlerce yil devam ediyor.
Bu senaryonun bir alternatifi de orta büyüklükte örnegin Chixculub'a vuran gök cismi gibi bir cismin hayali uygarligimizin merkezine çarpmis olmasi... Birincide insan yapisi, ikincide dogal kaynakli bir felaket söz konusu!
Senaryomuz tamamen spekülatiftir ve dogru olup olmadigi hakkinda kesin bir sey söylemek imkansizdir. Tarihin tekerrürden ibaret oldugu sözünü bilimsel bir ilke gibi kabul eden ve "bugün olabiliyorsa, önceden de olmus olabilir" mantigina dayanan kisiler bu gibi senaryolari üretmeye devam ediyor!
Tabii bu yok olus senaryolarinin gelecege dönük sekilleri de var. Her çagda ortaya çikan felaket tellallari kiyametin yaklastigim haber vermis, kimileri çok kesin tarihler de koymustur. Bu konuda en çok bilinenlerin basinda Nostradamus gelir.
Kim oldugunu belirtmeye gerek yok sanirim 1503 yilinda Fransa'da St. Remy de Provence kasabasinda dogdu. Tahsilini Avignön'da yapti, sonra Montpellier Tip Okulu'nu bitirdi. Fotografik bir hafizasi vardi, bir kez okudugunu en küçük detayina kadar hatirlayabiliyordu.Evlendi, iki çocugu oldu. Ancak önce çocuklari, sonra da karisi öldü. Daha sonraki yillarda Italya ve Fransa'da dolasti. Durugörü(clairvoyance) yetenegi bu yillarda çikti. O yillarda Avrupa'yi kasip kavuran veba salginiyla mücadele etti. Bir yandan da Misir ve Kaide büyü sistemlerini inceliyordu.
1547 yilinda Salon kentine yerlesti. Tip ve astroloji mesleklerini icra ederken kehanetlerini de yazmaya basladi. 1566 yilinda öldü. Yakin dostu de Chevigny'nin dediklerine göre kendi ölümünü bir gün öncesinde haber vermisti.
Kehanetler kitabinin önsözünde ikinci evliliginden dogan oglu Sezar'a sunlari söylüyor:
Dünya çapindaki tutusma pek çok felaketler ve ihtilaller getirecek. Neredeyse tüm topraklar su altinda kalacak. Bu sadece tarih ve cografya kalana kadar sürecek... Çesitli ülkelerde çikan ihtilallerin öncesinde ve sonrasinda yagmurlar çok azalacak. Çok yanginlar olacak, gökten ates saçan mermiler düsecek ve bu son tutusmadan önce olacak..
Nostradamus son tutusmanin 1999 yilinda olacagini söylemisti. Bu tarih dogru çikmadi. Ancak Nostradamus'un Fransa Ihtilali'nden Ikinci Dünya Savasi'na kadar pek çok kehaneti dogru çikmistir. 4500 yil öncesinden hassas tarih vermek ne ölçüde hatasiz olabilir?
Öte yanda, Nostradamus son derece muglak ifadeler kullanmis, kendine göre sifreli isimler vermis, dörtlüklerinde kronolojik bir sira kullanmamistir. Dörtlüklerinde sistematik bir kodlama var midir? Bazi arastirmacilar, örnegin Hewitt ve Loire bunu destekliyor; Nost radamus: 1992'den 2001'e Kehanetler adli kitaplarinda harfleri yenileme ve eritme adini verdikleri bir metotla Nostradamus'un bazi kehanetlerini çok kesin sekilde yorumluyorlar, tabii kendilerine göre!
Ben Nostradamus'un bulabildigim dörtlükleri arasinda Dünyanin sonu konusunu ele alan bir tane buldum. O da söyle diyor:
Çok sayida insanlar (askerler) toplandiktan sonra,
Daha da büyügü hazirlaniyor, Tanri çaglari yenileyecek,
Ihtilal ve kan dökülmesi kitliga, savasa ve türlü belalara yol açacak.
Gökyüzünde ates görünecek, içinden roketler geçecek.
__________________
Kaybettiklerim arasında en çok kendimi özledim, oysa ne güzel gülerdim..
|