Aleykümselam,
sanırım aradıgınız şey, Ayetin Nüzul Sebebi Ashab-ı Suffe de saklı...........,
Ayet-i kerime, muhacirlerin fakirleri hakkında nâzil olmuştur. Onlar kırk kişi kadar olan Ve Medine'de ne yurtları, ne de akrabaları bulunan Ashab-ı Suffe idiler. Onlar Mescid-i Nebî'den ayrılmıyorlar, Kur'an-ı Kerim öğreniyorlar, oruç tutuyorlar ve her gazveye de iştirak ediyorlardı.
Birinci Sıfat:
"Kendilerini Allah Yoluna Vakfetmiş Olanlar..."
İkinci Sıfat:
Ticaret İçin Gezip Dolaşamazlar
Üçüncü Sıfat:
Muhtaçlıklarını Bilmeyenler Onları Zengin Zanneder
Dördüncü Sıfat:
Derûnları Yüzlerinden Okunur
Beşinci Sıfat:
Israrla İstemezler
"Kendilerini Allah Yoluna Vakfetmiş Olanlar..."......... "Allah yolunda" ifâdesi Kur'an örfünde cihâd mânasına tahsis edilmiştir. Öte yandan cihâd o zaman farz idi. AlIah'ın Resûlüyle beraber cihâd etmek için kendisini bu yola adamış olan kimselere şiddetle ihtiyaç duyulmaktaydı. Binaenaleyh böyle kimseler, ihtiyaç hissedildiğinde, hazır ve âmâde idiler. Bundan dolayı Cenâb-ı Allah, bu fakirlerin bu vasıflar ile muttasıf olduğunu açıkladı.
"Onlar yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremezler.
Katâde ve İbn Zeyd'in görüşüne göre bunun mânası şudur: "Onlar, kâfir düşmanlar saldırır korkusuyla, maişetlerini temin için ticaretle uğraşmaktan kendilerini alıkoymuşlardı. Çünkü kâfirler, Medine'nin etrafında toplanmışlardı. Kâfirler, müslümanları yakaladıkları yerde öldürüyorlardı."
"(Hallerini) bilmeyen de, iffet (utanma) ve istiğnalarından dolayı onları zengin zanneder"
......aksine bununla ancak "tecrübe"nin zıddı olan cehaleti (yani tecrübesizliği) murad etmiştir. Buna göre Allah sanki, "Onların durumlarına vâkıf olamayan ve hiç tecrübe etmemiş olan kimseler, iffetlerinden dolayı onları zengin zannederler" demiştir.
''Onlar dilenmezler.'' âyetinin manası, Fakat dilenmeyişlerine, ısrarla dilenmenin yerini tutacak şekilde perişan bir hal ve bir inkisar katmazlar. Aksine insanlar arasında kılık kıyafetlerine dikkat ederler, güzel bir tavır içinde bulunurlar ve fakirlik ile ihtiyaçlarını ancak AlIah'ın bileceği şekilde gizlerler" şeklinde olur. Bu izah'da, uygun ve ma'kul bir izahtır.
"Sen onları, simalarından tanırsın" tavsifidir.
AlIah'ın samimi ve ihlâslı kullarının diğer insanların gönlünde ve kalbinde bir heybeti ve bir ağırlığı, vakarı vardır. Onları gören herkes, onlardan etkilenir ve onlara boyun eğer. Bu ise, ruhanî idrâkler nevinden olup, cismânî alâmetler değildir
sonuç olarak, Hak Teâlâ, inananları, hem müslümanlara, gayr-i müslimlere tasadduk etmeye teşvik ettikten sonra, 'İnfak ettiğiniz mal, size tamamen geri ödenecektir" buyurarak, bu sadakaların mükâfaatının mutlaka verileceğini beyan etmiştir. Sonra bu ikinci âyette, insanları şu sayılan olgun vasıflara sahip fakirlere tasaddukta bulunmaya teşvik etmiştir. Bu şekilde verilecek sadakalar, infâkın en güzel ve sevâplı şekli olduğu için, bunun peşi sıra, bu tür infâkın sevabının büyüklüğüne delalet edecek şeyi zikretmiş ve, "Siz, ne mal infak ederseniz, şüphesiz Allah onu hakkıyla bilir" buyurmuştur.
bu bilgiler ışıgında NEREDE bulundukları ne yaptıkları daha net şekilde belli, umarım siz bu yerlere uzak degilsinizdir...
|