Tekil Mesaj gösterimi
  #1  
Alt 29.10.21, 21:41
yakupcelebi6778 yakupcelebi6778 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Üyelik tarihi: 20.10.21
Bulunduğu yer: zonguldak
Mesajlar: 245
Forum Puanı: 1762
Etiketlendiği Mesaj: 0 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart Mevlana Halid-i Bağdadi Hz

Mevlana Halid-i Bağdadi Hz:Mevlana Halid-i Bağdadi hz çok ilim sahibi bir kuldu henüz 20 yaşında ike bütün zahiri ilimleri bildiği söylenir.Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri o yıl hac iba*de*ti*ni ta*mam*la*dı. Mem*le*ke*ti Sü*ley*ma*ni*ye’ye dön*dü. Ta*le*be*le*ri ile ders*le*ri*ne yi*ne baş*la*dı. An*cak gö*nül dün*ya*sın*da*ki ara*dı*ğı hu*zu*ru hâ*lâ bu*la*ma*mış*tı. Sü*ley*ma*ni*ye’de ge*çir*di*ği bu yıl*lar, ara*yı*şın bel*ki de so*nuç*la*nan ilk ba*sa*mak*la*rı ola*cak*tı. Yol uzun*du, ufuk*lar öte*si bir dün*ya var*dı. Bu da ta*sav*vuf il*mi*nin ko*nu*suy*du. Özün*de*ki ga*ni gö*nül*lü*lük ve bü*yük gay*ret, yo*lu*nu ay*dın*la*tan bir kan*dil*den de ötey*di. Bel*ki rah*mâ*nî bir nur*du ve*ya ilâ*hî bir ik*ram*dı.
O gün*ler*de Sü*ley*ma*ni*ye’ye Mev*lâ*nâ Mu*ham*med Der*viş Azî*mâ*bâ*dî adın*da bir mür*şid-i kâ*mil gel*di. Bu zat, Del*hi’den ge*li*yor*du. Yıl*lar*ca ta*sav*vuf ter*bi*ye*si gör*müş ve so*nun*da mür*şi*di*nin iz*ni ile ir*şa*da baş*la*mış kâ*mil bir ve*liy*di. İn*san*la*rı ir*şad et*mek üze*re Bu*ha*ra’ya uğ*ra*mış, Şah-ı Nak*şi*bend haz*ret*le*ri*ni zi*ya*ret et*miş*ti. Sü*ley*ma*ni*ye’ye ge*le*ne ka*dar, bü*tün Mâ*ve*râ*ün*ne*hir böl*ge*si*ni ve Ho*ra*san’ı do*laş*mış, pek çok in*sa*na ta*sav*vu*fî şevk ve he*ye*can ka*zan*dır*mış*tı. Şim*di de bir sü*re Sü*ley*ma*ni*ye’de ka*la*cak*tı.
Mev*lâ*nâ Mu*ham*med Der*viş Azî*mâ*bâ*dî haz*ret*le*ri Sü*ley*ma*ni*ye’ye gel*di*ğin*de he*nüz genç de*ni*le*cek bi*riy*le kar*şı*laş*tı. Bu de*li*kan*lı*nın ba*ba*sı, Hz. Os*man Efen*di*miz’in (r.a) to*run*la*rın*dan*dı ve halk ara*sın*da Mî*kâ*il Os*ma*nî adıy*la bi*li*nir*di. Al*tı par*mak*lıy*dı. An*ne*si*nin ne*se*bi ise Eh*l-i bey*t’e ka*dar uza*nı*yor*du. He*nüz yir*mi yaş*la*rın*da*ki bu genç, Sü*ley*ma*ni*ye’de*ki med*re*se*nin mü*der*ri*si ve dö*ne*min Sü*ley*ma*ni*ye’de*ki Şâ*fiî mez*he*bi fı*kıh âli*mi sı*fa*tıy*la ge*len mi*sa*fi*ri kar*şı*la*mış*tı.
Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri mi*sa*fi*re iz*zet ve ik*ram*da bu*lun*du. O za*man*lar halk onu “Şeyh Hâ*lid” di*ye ta*nı*yor*du. Şeyh Hâ*lid, öte*den be*ri için*de sak*la*dı*ğı ni*ye*ti*ni, Sü*ley*ma*ni*ye’ye ge*len mür*şid-i kâ*mil Mu*ham*med Der*viş Azî*mâ*bâ*dî haz*ret*le*ri*ne aç*tı:
“İçim*de bir ek*sik*lik var, bir mür*şid-i kâ*mil arı*yo*rum. An*cak bu*gü*ne ka*dar gön*lü*mü dol*du*ra*cak kâ*mil bir zat bu*la*ma*dım. Ba*na ne yap*ma*mı tav*si*ye eder*si*niz?”
Mev*lâ*nâ Mu*ham*med Der*viş Azî*mâ*bâ*dî haz*ret*le*ri,
“Del*hi’de bir Al*lah dos*tu var, za*ma*nın gav*sı*dır, kut*b-ı ek*ber*dir, gav*s-ı âzam*dır. Di*ler*sen se*ni onun der*gâ*hı*na gö*tü*re*yim. Bir de*fa*sın*da ben onun, ‘Bu top*rak*la*ra Ana*do*lu’dan bir âlim ge*le*cek!’ de*di*ği*ni işit*miş*tim. Ümit ede*rim ki, o ki*şi sen olur*sun” de*di.
*
Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri o an*da için*de bir gö*nül hu*zu*ru his*set*ti. Mev*lâ*nâ Mu*ham*med Der*viş Azî*mâ*bâ*dî haz*ret*le*ri*ne sev*giy*le sa*rıl*dı. Sü*ley*ma*ni*ye’de bu*lun*du*ğu sı*ra*da ona çok hiz*met et*ti. Bir müd*det son*ra da bir*lik*te Del*hi’ye doğ*ru yo*la çık*tı*lar.
*
Mev*lâ*nâ Mu*ham*med Der*viş Azî*mâ*bâ*dî haz*ret*le*ri, Al*lah’ın seç*kin kul*la*rın*dan*dı. Açık söz*lüy*dü. Kim*se*nin kı*na*ma*sın*dan kork*maz, kral*lar, sul*tan*lar ve ko*mu*tan*la*rın hu*zu*run*da bi*le ce*sa*ret*le ko*nu*şur*du. Ni*ce bel*de*ler do*laş*mış*tı. Pek çok in*san on*dan et*ki*len*miş ve ta*sav*vu*fa yö*nel*miş*ti. Ni*ha*yet Bu*ha*ra ya*kın*la*rın*da*ki yer*le*şim ye*ri Me*di*ne-i Had*ra’nın (Keş, bu*gün*kü adı Se*bez) yö*ne*ti*ci*si ta*ra*fın*dan ze*hir*le*ne*rek şe*hid edil*miş, ha*ya*tı*nı da bu yol*da fe*da ede*rek şe*hid ol*muş*tu.
*
Mâ*ne*vî Et*ki*le*şim (Ta*sar*ru*fat)
*
1224 (1809) yıl*la*rıy*dı. Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri 1224 (1809) yı*lın*da gön*lün*de*ki mür*şi*di bul*mak üze*re üze*re Hin*dis*tan’a gi*di*yor*du ve bu yol*cu*lu*ğa çı*kar*ken şöy*le di*yor*du:
*
“Mak*su*dum vus*la*tım*dır
Ona va*ra*na ka*dar bü*tün zor*luk*la*rı se*ve*ce*ğim
Uzak*ta ol*sa ara*dı*ğım,
On*la*rı bu*lun*ca*ya ka*dar sab*re*de*ce*ğim.”
*
Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri Sü*ley*ma*ni*ye’den ay*rı*lın*ca Rey, Me*di*ne-i Had*ra (Keş), Bis*tâm, Ha*ra*kân, Nî*şâ*bur, Tûs, Câm, He*rat, Kan*de*har, Pe*şâ*ver, La*hor üze*rin*den Del*hi’ye yak*laş*tı. Del*hi’nin o za*man*ki adı sal*ta*nat mer*ke*zi olan Ci*ha*nâ*bâd idi.
*
Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri, yol bo*yun*ca pek çok âlim*le ta*nış*mış, âhi*re*te ir*ti*hal et*miş kâ*mil ve*lî*le*ri zi*ya*ret et*miş, on*la*rın mer*ka*dı ba*şın*da şi*ir*ler di*le ge*tir*miş, kı*yı*sı gö*rül*me*yen bir um*man ola*rak co*şup âde*ta taş*mış*tı. Hat*ta He*rat’ta bü*tün âlim*ler onu yol*cu eder*ken şeh*rin bir mil ka*dar dı*şı*na çı*ka*rak uğur*la*mış*lar*dı. O ar*ka*sı*na bak*ma*dan, ses*siz*li*ğin ses*siz*li*ğin*de, as*lan yü*re*ği*nin bi*le kor*ka*ca*ğı ıs*sız dağ*lık*la*rı aşa*rak Kan*de*har ve Kâ*bil’e gel*miş, şim*di de âlim*ler di*ya*rı Pe*şâ*ver’e ulaş*mış*tı.
*
Med*re*se âlim*le*ri*nin yıl*lar*dır uy*gu*la*dı*ğı bir ge*le*ne*ği var*dı; ge*len âlim*le*ri so*ru yağ*mu*ru*na tu*tar*lar*dı. Pe*şâ*ver’de de âlim*ler Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri*nin ka*tıl*dı*ğı bir top*lan*tı dü*zen*le*di*ler. Özel*lik*le Şiî mez*he*bi*nin te*si*ri al*tın*da kal*mış ve mü*na*za*ra*yı çok se*ven âlim*ler tef*sir, ha*dis, fı*kıh, ke*lâm gi*bi te*mel İs*lâ*mî ilim*ler*de ken*di*si*ne pek çok so*ru sor*du*lar. Şiî âlim*ler ör*ne*ğin,
*
“Pey*gam*ber*le*rin gü*nah*sız ol*duk*la*rı hak*kın*da ne dü*şü*nü*yor*sun?” di*ye so*run*ca, Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri,
*
“Hep*si ma*sum*dur” de*di ve,*“Al*lah se*ni af*fet*ti”*(Tev*be 9/43.)*me*âlin*de*ki âye*ti oku*du.
*
Şi*îler Hz. Ebû Be*kir Efen*di*miz’i (r.a) sev*mez*ler*di. Bu yüz*den onun hak*kın*da*ki dü*şün*ce*le*ri*ni sor*duk*la*rın*da Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri on*la*rı,
*
“Al*lah’ın ra*zı ol*du*ğu bir zat hak*kın*da siz*ler ne*den mem*nun ol*mu*yor*su*nuz” di*ye*rek sus*tur*du. (*)
*
Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri ar*dı ar*ka*sı ke*sil*me*yen so*ru*la*ra bir bir ce*vap ver*di. Pe*şâ*ver’in seç*kin âlim*le*ri an*la*dı*lar ki bu zat, İs*lâ*mî ilim*le*ri önü*ne kat*mış, mu*hab*bet ile sel olup taş*mış, bil*gi*siy*le sa*ğa*nak olup taş*mış*tı. Ama ken*di*sin*de hiç bü*yük*len*me be*lir*ti*si (ki*bir) yok*tu, te*va*zu var*dı, kalp*le*ri kır*ma*dı, sev*giy*le örü*lü ni*ce gö*nül*ler kur*du, Pe*şâ*ver*li*ler ken*di*si*ne hür*met et*ti*ler, iz*zet ve ik*ram*da bu*lun*du*lar ve bir*kaç gün son*ra da onu yol*cu et*ti*ler.
*
Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri ken*di*si*ni ir*şad ede*cek mür*şid-i kâ*mi*lin, Kâ*be’de*ki za*tın de*di*ği*ne gö*re bu böl*ge*de ol*du*ğu*na inan*mış*tı. Her an onun*la kar*şı*laş*ma*sı müm*kün*dü. Kim*di ve ne*re*dey*di? Bu yüz*den rast*la*dı*ğı âlim*le*re ve ve*lî*le*re kar*şı te*va*zu ve edep*ten as*la ta*viz ver*mi*yor*du. İlâ*hî ira*de ise onu her yer*de ko*ru*yor, mâ*ne*vî bir kuv*vet san*ki onu ir*şa*da doğ*ru çe*ki*yor*du. Ya*şa*dık*la*rı ile bu du*ru*ma, hem zâ*hir hem de bâ*tın*da ta*nık olu*yor*du.
*
La*hor’a gel*di. Bu*ra*sı Hin*dis*tan ile Pa*kis*tan’a sı*nır*dı. Ay*nı za*man*da böl*ge*nin kül*tür ve sa*nat mer*ke*ziy*di. La*hor’da Ab*dul*lah-ı Dih*le*vî haz*ret*le*ri*nin mür*şi*di Mir*za Maz*har Câ*n-ı Câ*nân haz*ret*le*ri*nin ha*li*fe*le*rin*den Mev*lâ*nâ Şeyh Mu*am*mer Se*nâ*ul*lah haz*ret*le*ri var*dı. O da Ab*dul*lah-ı Dih*le*vî haz*ret*le*ri ile ay*nı şey*hin ha*li*fe*siy*di.
*
Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri bu za*tın der*gâ*hın*da bir*kaç gün kal*dı. Ora*da ge*çir*di*ği gün*le*ri* ken*di*si şöy*le an*la*tı*yor:
*
“O ge*ce rü*yam*da Mev*lâ*nâ Şeyh Se*nâ*ul*lah haz*ret*le*ri*ni gör*düm. Be*ni ken*di*si*ne doğ*ru çe*ki*yor*du. An*cak o ta*ra*fa doğ*ru git*mek içim*den gel*mi*yor*du, di*re*ni*yor*dum...
*
Er*te*si gün, gör*dü*ğüm rü*ya*mı ken*di*si*ne an*la*ta*cak*tım ki ba*na,
*
‘Del*hi’ye git*me*li*sin. Ora*da kar*de*şi*miz Ab*dul*lah’ın hiz*me*ti*ne gi*re*cek*sin. Sa*na va*ad edi*len ema*net onun ya*nın*da ger*çek*le*şe*cek*tir’ de*di.
*
Onun söz*le*rin*den şu*nu an*la*dım: Her ne ka*dar be*ni Mev*lâ*nâ Şeyh Se*nâ*ul*lah haz*ret*le*ri ye*tiş*tir*mek is*te*miş*se de, efen*dim Ab*dul*lah-ı Dih*le*vî haz*ret*le*ri*nin mâ*ne*vî ta*sar*ru*fa*tı da*ha üs*tün gel*miş*ti. Al*lah’a ham*det*tim.”
*
Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri Del*hi’ye ulaş*tı*ğın*da yüz*ler*ce ki*lo*met*re*lik me*sa*fe*yi, on*lar*ca şeh*ri ve tam bir yı*lı ge*ri*de bı*rak*mış*tı.
*
Mür*şi*di*ne kar*şı sev*gi ve aşk ha*li art*tık*ça art*mış*tı. Kar*şı ko*nu*la*maz bir va*zi*yet al*mış*tı. Ar*tık Ab*dul*lah-ı Dih*le*vî haz*ret*le*ri*nin, “Ana*do*lu’dan bir âlim ge*le*cek” di*ye mü*rid*le*ri*ne müj*de*le*di*ği, ge*le*ce*ğin mür*şid-i kâ*mi*li Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri*nin gö*nül dün*ya*sın*da*ki nur zi*ya*de*siy*le par*la*mış*tı.
*
Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*riar*tık mür*şi*di*nin öte*den be*ri al*mak*ta ol*du*ğu rah*mâ*nî ne*fe*si*ni his*set*mek*ten de öte ya*şa*dı*ğı*nı yan*sı*tı*yor ve onun der*gâ*hı*na var*ma*ya kırk ko*nak ka*la şöy*le di*yor*du:
*
Ulaş*tır*dı be*ni ga*ye*le*rin yü*ce*si*ne
Mak*sa*dım ulaş*mak*tı, mür*şid*le*rin mür*şi*di*ne
Nur*lan*dı*ran uf*ku, bat*tık*tan son*ra
Gaf*let*ten kur*ta*ran hi*da*yet cad*de*si*ne
*

*
Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri Ab*dul*lah-ı Dih*le*vî haz*ret*le*ri*nin der*gâ*hın*da bir yıl kal*dı. Hiz*met ve zi*kir ne*yi ge*rek*ti*ri*yor*sa onu yap*tı. Mür*şi*di*nin hiz*me*ti*ne ko*şan ni*ce mü*rid*ler var*dı; ama o, Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri*ni kü*çük bü*yük her tür*lü hiz*me*te koş*tur*du. Onun nef*si*ne ait id*dia, ar*zu ve is*tek ne var*sa al*dı gö*tür*dü. Ge*ri*de tek şey kal*dı; Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri...
*
Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri bir yıl için*de eşi*ne az rast*la*nır bir mü*rid ol*du. Ta*sav*vu*fî ter*bi*ye*nin en gi*rift mer*te*be*le*ri*ni aş*tı, nur*lu mü*şa*he*de âle*mi*ne ulaş*tı, ve*lâ*yet ma*kam*la*rı*na ka*vuş*tu. Al*lah’ın ona ik*ram et*ti*ği ul*vî mer*te*be*le*ri mür*şi*di Ab*dul*lah-ı Dih*le*vî haz*ret*le*ri mü*şa*he*de edin*ce, ken*di*si*ne beş ta*ri*ka*tın ir*şad me*to*du*nu öğ*ret*ti. Nak*şi*ben*dî, Kâ*di*rî, Küb*re*ver*dî, Süh*re*ver*dî ve Çiş*tî ta*ri*ka*tı*na gö*re mür*şid-i kâ*mil ol*du.

Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148