Mevlana Halid-i Bağdadi Hz
Mevlana Halid-i Bağdadi Hz:Mevlana Halid-i Bağdadi hz çok ilim sahibi bir kuldu henüz 20 yaşında ike bütün zahiri ilimleri bildiği söylenir.Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri o yıl hac iba*de*ti*ni ta*mam*la*dı. Mem*le*ke*ti Sü*ley*ma*ni*ye’ye dön*dü. Ta*le*be*le*ri ile ders*le*ri*ne yi*ne baş*la*dı. An*cak gö*nül dün*ya*sın*da*ki ara*dı*ğı hu*zu*ru hâ*lâ bu*la*ma*mış*tı. Sü*ley*ma*ni*ye’de ge*çir*di*ği bu yıl*lar, ara*yı*şın bel*ki de so*nuç*la*nan ilk ba*sa*mak*la*rı ola*cak*tı. Yol uzun*du, ufuk*lar öte*si bir dün*ya var*dı. Bu da ta*sav*vuf il*mi*nin ko*nu*suy*du. Özün*de*ki ga*ni gö*nül*lü*lük ve bü*yük gay*ret, yo*lu*nu ay*dın*la*tan bir kan*dil*den de ötey*di. Bel*ki rah*mâ*nî bir nur*du ve*ya ilâ*hî bir ik*ram*dı.
O gün*ler*de Sü*ley*ma*ni*ye’ye Mev*lâ*nâ Mu*ham*med Der*viş Azî*mâ*bâ*dî adın*da bir mür*şid-i kâ*mil gel*di. Bu zat, Del*hi’den ge*li*yor*du. Yıl*lar*ca ta*sav*vuf ter*bi*ye*si gör*müş ve so*nun*da mür*şi*di*nin iz*ni ile ir*şa*da baş*la*mış kâ*mil bir ve*liy*di. İn*san*la*rı ir*şad et*mek üze*re Bu*ha*ra’ya uğ*ra*mış, Şah-ı Nak*şi*bend haz*ret*le*ri*ni zi*ya*ret et*miş*ti. Sü*ley*ma*ni*ye’ye ge*le*ne ka*dar, bü*tün Mâ*ve*râ*ün*ne*hir böl*ge*si*ni ve Ho*ra*san’ı do*laş*mış, pek çok in*sa*na ta*sav*vu*fî şevk ve he*ye*can ka*zan*dır*mış*tı. Şim*di de bir sü*re Sü*ley*ma*ni*ye’de ka*la*cak*tı.
Mev*lâ*nâ Mu*ham*med Der*viş Azî*mâ*bâ*dî haz*ret*le*ri Sü*ley*ma*ni*ye’ye gel*di*ğin*de he*nüz genç de*ni*le*cek bi*riy*le kar*şı*laş*tı. Bu de*li*kan*lı*nın ba*ba*sı, Hz. Os*man Efen*di*miz’in (r.a) to*run*la*rın*dan*dı ve halk ara*sın*da Mî*kâ*il Os*ma*nî adıy*la bi*li*nir*di. Al*tı par*mak*lıy*dı. An*ne*si*nin ne*se*bi ise Eh*l-i bey*t’e ka*dar uza*nı*yor*du. He*nüz yir*mi yaş*la*rın*da*ki bu genç, Sü*ley*ma*ni*ye’de*ki med*re*se*nin mü*der*ri*si ve dö*ne*min Sü*ley*ma*ni*ye’de*ki Şâ*fiî mez*he*bi fı*kıh âli*mi sı*fa*tıy*la ge*len mi*sa*fi*ri kar*şı*la*mış*tı.
Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri mi*sa*fi*re iz*zet ve ik*ram*da bu*lun*du. O za*man*lar halk onu “Şeyh Hâ*lid” di*ye ta*nı*yor*du. Şeyh Hâ*lid, öte*den be*ri için*de sak*la*dı*ğı ni*ye*ti*ni, Sü*ley*ma*ni*ye’ye ge*len mür*şid-i kâ*mil Mu*ham*med Der*viş Azî*mâ*bâ*dî haz*ret*le*ri*ne aç*tı:
“İçim*de bir ek*sik*lik var, bir mür*şid-i kâ*mil arı*yo*rum. An*cak bu*gü*ne ka*dar gön*lü*mü dol*du*ra*cak kâ*mil bir zat bu*la*ma*dım. Ba*na ne yap*ma*mı tav*si*ye eder*si*niz?”
Mev*lâ*nâ Mu*ham*med Der*viş Azî*mâ*bâ*dî haz*ret*le*ri,
“Del*hi’de bir Al*lah dos*tu var, za*ma*nın gav*sı*dır, kut*b-ı ek*ber*dir, gav*s-ı âzam*dır. Di*ler*sen se*ni onun der*gâ*hı*na gö*tü*re*yim. Bir de*fa*sın*da ben onun, ‘Bu top*rak*la*ra Ana*do*lu’dan bir âlim ge*le*cek!’ de*di*ği*ni işit*miş*tim. Ümit ede*rim ki, o ki*şi sen olur*sun” de*di.
*
Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri o an*da için*de bir gö*nül hu*zu*ru his*set*ti. Mev*lâ*nâ Mu*ham*med Der*viş Azî*mâ*bâ*dî haz*ret*le*ri*ne sev*giy*le sa*rıl*dı. Sü*ley*ma*ni*ye’de bu*lun*du*ğu sı*ra*da ona çok hiz*met et*ti. Bir müd*det son*ra da bir*lik*te Del*hi’ye doğ*ru yo*la çık*tı*lar.
*
Mev*lâ*nâ Mu*ham*med Der*viş Azî*mâ*bâ*dî haz*ret*le*ri, Al*lah’ın seç*kin kul*la*rın*dan*dı. Açık söz*lüy*dü. Kim*se*nin kı*na*ma*sın*dan kork*maz, kral*lar, sul*tan*lar ve ko*mu*tan*la*rın hu*zu*run*da bi*le ce*sa*ret*le ko*nu*şur*du. Ni*ce bel*de*ler do*laş*mış*tı. Pek çok in*san on*dan et*ki*len*miş ve ta*sav*vu*fa yö*nel*miş*ti. Ni*ha*yet Bu*ha*ra ya*kın*la*rın*da*ki yer*le*şim ye*ri Me*di*ne-i Had*ra’nın (Keş, bu*gün*kü adı Se*bez) yö*ne*ti*ci*si ta*ra*fın*dan ze*hir*le*ne*rek şe*hid edil*miş, ha*ya*tı*nı da bu yol*da fe*da ede*rek şe*hid ol*muş*tu.
*
Mâ*ne*vî Et*ki*le*şim (Ta*sar*ru*fat)
*
1224 (1809) yıl*la*rıy*dı. Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri 1224 (1809) yı*lın*da gön*lün*de*ki mür*şi*di bul*mak üze*re üze*re Hin*dis*tan’a gi*di*yor*du ve bu yol*cu*lu*ğa çı*kar*ken şöy*le di*yor*du:
*
“Mak*su*dum vus*la*tım*dır
Ona va*ra*na ka*dar bü*tün zor*luk*la*rı se*ve*ce*ğim
Uzak*ta ol*sa ara*dı*ğım,
On*la*rı bu*lun*ca*ya ka*dar sab*re*de*ce*ğim.”
*
Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri Sü*ley*ma*ni*ye’den ay*rı*lın*ca Rey, Me*di*ne-i Had*ra (Keş), Bis*tâm, Ha*ra*kân, Nî*şâ*bur, Tûs, Câm, He*rat, Kan*de*har, Pe*şâ*ver, La*hor üze*rin*den Del*hi’ye yak*laş*tı. Del*hi’nin o za*man*ki adı sal*ta*nat mer*ke*zi olan Ci*ha*nâ*bâd idi.
*
Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri, yol bo*yun*ca pek çok âlim*le ta*nış*mış, âhi*re*te ir*ti*hal et*miş kâ*mil ve*lî*le*ri zi*ya*ret et*miş, on*la*rın mer*ka*dı ba*şın*da şi*ir*ler di*le ge*tir*miş, kı*yı*sı gö*rül*me*yen bir um*man ola*rak co*şup âde*ta taş*mış*tı. Hat*ta He*rat’ta bü*tün âlim*ler onu yol*cu eder*ken şeh*rin bir mil ka*dar dı*şı*na çı*ka*rak uğur*la*mış*lar*dı. O ar*ka*sı*na bak*ma*dan, ses*siz*li*ğin ses*siz*li*ğin*de, as*lan yü*re*ği*nin bi*le kor*ka*ca*ğı ıs*sız dağ*lık*la*rı aşa*rak Kan*de*har ve Kâ*bil’e gel*miş, şim*di de âlim*ler di*ya*rı Pe*şâ*ver’e ulaş*mış*tı.
*
Med*re*se âlim*le*ri*nin yıl*lar*dır uy*gu*la*dı*ğı bir ge*le*ne*ği var*dı; ge*len âlim*le*ri so*ru yağ*mu*ru*na tu*tar*lar*dı. Pe*şâ*ver’de de âlim*ler Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri*nin ka*tıl*dı*ğı bir top*lan*tı dü*zen*le*di*ler. Özel*lik*le Şiî mez*he*bi*nin te*si*ri al*tın*da kal*mış ve mü*na*za*ra*yı çok se*ven âlim*ler tef*sir, ha*dis, fı*kıh, ke*lâm gi*bi te*mel İs*lâ*mî ilim*ler*de ken*di*si*ne pek çok so*ru sor*du*lar. Şiî âlim*ler ör*ne*ğin,
*
“Pey*gam*ber*le*rin gü*nah*sız ol*duk*la*rı hak*kın*da ne dü*şü*nü*yor*sun?” di*ye so*run*ca, Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri,
*
“Hep*si ma*sum*dur” de*di ve,*“Al*lah se*ni af*fet*ti”*(Tev*be 9/43.)*me*âlin*de*ki âye*ti oku*du.
*
Şi*îler Hz. Ebû Be*kir Efen*di*miz’i (r.a) sev*mez*ler*di. Bu yüz*den onun hak*kın*da*ki dü*şün*ce*le*ri*ni sor*duk*la*rın*da Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri on*la*rı,
*
“Al*lah’ın ra*zı ol*du*ğu bir zat hak*kın*da siz*ler ne*den mem*nun ol*mu*yor*su*nuz” di*ye*rek sus*tur*du. (*)
*
Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri ar*dı ar*ka*sı ke*sil*me*yen so*ru*la*ra bir bir ce*vap ver*di. Pe*şâ*ver’in seç*kin âlim*le*ri an*la*dı*lar ki bu zat, İs*lâ*mî ilim*le*ri önü*ne kat*mış, mu*hab*bet ile sel olup taş*mış, bil*gi*siy*le sa*ğa*nak olup taş*mış*tı. Ama ken*di*sin*de hiç bü*yük*len*me be*lir*ti*si (ki*bir) yok*tu, te*va*zu var*dı, kalp*le*ri kır*ma*dı, sev*giy*le örü*lü ni*ce gö*nül*ler kur*du, Pe*şâ*ver*li*ler ken*di*si*ne hür*met et*ti*ler, iz*zet ve ik*ram*da bu*lun*du*lar ve bir*kaç gün son*ra da onu yol*cu et*ti*ler.
*
Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri ken*di*si*ni ir*şad ede*cek mür*şid-i kâ*mi*lin, Kâ*be’de*ki za*tın de*di*ği*ne gö*re bu böl*ge*de ol*du*ğu*na inan*mış*tı. Her an onun*la kar*şı*laş*ma*sı müm*kün*dü. Kim*di ve ne*re*dey*di? Bu yüz*den rast*la*dı*ğı âlim*le*re ve ve*lî*le*re kar*şı te*va*zu ve edep*ten as*la ta*viz ver*mi*yor*du. İlâ*hî ira*de ise onu her yer*de ko*ru*yor, mâ*ne*vî bir kuv*vet san*ki onu ir*şa*da doğ*ru çe*ki*yor*du. Ya*şa*dık*la*rı ile bu du*ru*ma, hem zâ*hir hem de bâ*tın*da ta*nık olu*yor*du.
*
La*hor’a gel*di. Bu*ra*sı Hin*dis*tan ile Pa*kis*tan’a sı*nır*dı. Ay*nı za*man*da böl*ge*nin kül*tür ve sa*nat mer*ke*ziy*di. La*hor’da Ab*dul*lah-ı Dih*le*vî haz*ret*le*ri*nin mür*şi*di Mir*za Maz*har Câ*n-ı Câ*nân haz*ret*le*ri*nin ha*li*fe*le*rin*den Mev*lâ*nâ Şeyh Mu*am*mer Se*nâ*ul*lah haz*ret*le*ri var*dı. O da Ab*dul*lah-ı Dih*le*vî haz*ret*le*ri ile ay*nı şey*hin ha*li*fe*siy*di.
*
Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri bu za*tın der*gâ*hın*da bir*kaç gün kal*dı. Ora*da ge*çir*di*ği gün*le*ri* ken*di*si şöy*le an*la*tı*yor:
*
“O ge*ce rü*yam*da Mev*lâ*nâ Şeyh Se*nâ*ul*lah haz*ret*le*ri*ni gör*düm. Be*ni ken*di*si*ne doğ*ru çe*ki*yor*du. An*cak o ta*ra*fa doğ*ru git*mek içim*den gel*mi*yor*du, di*re*ni*yor*dum...
*
Er*te*si gün, gör*dü*ğüm rü*ya*mı ken*di*si*ne an*la*ta*cak*tım ki ba*na,
*
‘Del*hi’ye git*me*li*sin. Ora*da kar*de*şi*miz Ab*dul*lah’ın hiz*me*ti*ne gi*re*cek*sin. Sa*na va*ad edi*len ema*net onun ya*nın*da ger*çek*le*şe*cek*tir’ de*di.
*
Onun söz*le*rin*den şu*nu an*la*dım: Her ne ka*dar be*ni Mev*lâ*nâ Şeyh Se*nâ*ul*lah haz*ret*le*ri ye*tiş*tir*mek is*te*miş*se de, efen*dim Ab*dul*lah-ı Dih*le*vî haz*ret*le*ri*nin mâ*ne*vî ta*sar*ru*fa*tı da*ha üs*tün gel*miş*ti. Al*lah’a ham*det*tim.”
*
Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri Del*hi’ye ulaş*tı*ğın*da yüz*ler*ce ki*lo*met*re*lik me*sa*fe*yi, on*lar*ca şeh*ri ve tam bir yı*lı ge*ri*de bı*rak*mış*tı.
*
Mür*şi*di*ne kar*şı sev*gi ve aşk ha*li art*tık*ça art*mış*tı. Kar*şı ko*nu*la*maz bir va*zi*yet al*mış*tı. Ar*tık Ab*dul*lah-ı Dih*le*vî haz*ret*le*ri*nin, “Ana*do*lu’dan bir âlim ge*le*cek” di*ye mü*rid*le*ri*ne müj*de*le*di*ği, ge*le*ce*ğin mür*şid-i kâ*mi*li Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri*nin gö*nül dün*ya*sın*da*ki nur zi*ya*de*siy*le par*la*mış*tı.
*
Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*riar*tık mür*şi*di*nin öte*den be*ri al*mak*ta ol*du*ğu rah*mâ*nî ne*fe*si*ni his*set*mek*ten de öte ya*şa*dı*ğı*nı yan*sı*tı*yor ve onun der*gâ*hı*na var*ma*ya kırk ko*nak ka*la şöy*le di*yor*du:
*
Ulaş*tır*dı be*ni ga*ye*le*rin yü*ce*si*ne
Mak*sa*dım ulaş*mak*tı, mür*şid*le*rin mür*şi*di*ne
Nur*lan*dı*ran uf*ku, bat*tık*tan son*ra
Gaf*let*ten kur*ta*ran hi*da*yet cad*de*si*ne
*
…
*
Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri Ab*dul*lah-ı Dih*le*vî haz*ret*le*ri*nin der*gâ*hın*da bir yıl kal*dı. Hiz*met ve zi*kir ne*yi ge*rek*ti*ri*yor*sa onu yap*tı. Mür*şi*di*nin hiz*me*ti*ne ko*şan ni*ce mü*rid*ler var*dı; ama o, Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri*ni kü*çük bü*yük her tür*lü hiz*me*te koş*tur*du. Onun nef*si*ne ait id*dia, ar*zu ve is*tek ne var*sa al*dı gö*tür*dü. Ge*ri*de tek şey kal*dı; Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri...
*
Mev*lâ*nâ Hâ*lid-i Bağ*dâ*dî haz*ret*le*ri bir yıl için*de eşi*ne az rast*la*nır bir mü*rid ol*du. Ta*sav*vu*fî ter*bi*ye*nin en gi*rift mer*te*be*le*ri*ni aş*tı, nur*lu mü*şa*he*de âle*mi*ne ulaş*tı, ve*lâ*yet ma*kam*la*rı*na ka*vuş*tu. Al*lah’ın ona ik*ram et*ti*ği ul*vî mer*te*be*le*ri mür*şi*di Ab*dul*lah-ı Dih*le*vî haz*ret*le*ri mü*şa*he*de edin*ce, ken*di*si*ne beş ta*ri*ka*tın ir*şad me*to*du*nu öğ*ret*ti. Nak*şi*ben*dî, Kâ*di*rî, Küb*re*ver*dî, Süh*re*ver*dî ve Çiş*tî ta*ri*ka*tı*na gö*re mür*şid-i kâ*mil ol*du.
|