Bu ayetin nüzul sebeplerine dair bir çok nakiller vardır.Şimdi bu nakillerden birkaç örnek verelim :
a-İbn cezir diyor ki:Yahudiler Nebi Muhtereme zaman, zaman Tevrat ile alakalı sorular soruyorlardı.Onlar hangi şeyle sual sorarlarsa, Allah Teâla onların sorduklarına cevap olarak ayetler indiriyor ve böylece onlara galip geliyordu.Bu durumu gördüklerinde dediler ki:”Bu adam Allah’ın bize indirdiğini bizden çok daha iyi biliyor.”ve Allah’ın resulüne sihirden sorarak onunla tartışmaya başlayınca Allah Teâla şu ayeti inzal buyurdu:”Ve şeytanların Süleyman’ın mülkü aleyhine uydurdukları şeylerin peşine düştüler.”
b-İbn Abbas’dan :Âsaf, Süleyman’ın katibi idi ve İsm-i Âzam-ı biliyor, Süleyman’ın emrettiği her şeyi yazıyor ve onun kürsüsünün altına gömüyordu.Süleyman vefat edince bu kitapları şeytanlar ortaya çıkartarak, satırlar arasına küfür ve sihir yazdılar ve “İşte Süleyman da bunlarla amel ediyordu.”dediler.(İbn Abbas diyor kiİnsanların cahilleri Süleyman’ı tekfir edip sövdüler.Ulemalar ise hiçbir şey söylemeden beklemekte iken, cahilleri hiç durmadan Süleyman’a sövüyorlardı.Bu durum Allah Teâla Muhammed’e bu ayeti indirene kadar devam etti. “Şeytanların Süleyman mülkü aleyhine....”
c-Fahreddin Razi ise eserinde bazı rivayetler naklederek ayetin nüzul sebebini açıklamıştır.Bunlar şunlardır:Bazı Yahudi din adamlarının sihirbazdan başka bir şey olmayan Süleyman’ın peygamber olduğunu iddia eden Muhammed’e şaşmaz mısın ?dedikleri, bunun üzerine Allah’ın bu ayeti indirdiği rivayet edilmiştir.İkinci nakil ise, şöyledir:Yahudi sihirbazlar sihri Hz.Süleyman’dan aldıklarını iddia etmişle, işte bunun üzerine Hak Teâla Hz.Süleyman’ı sihirden tenzih etmiştir.Üçüncü görüş ise şöyledir:Bazı insanlar Hz.Süleyman’ın mülkünün sihirle ayakta durduğunu iddia etmişler,işte bunun üzerine Hak Teâla,onun sihirden uzak olduğunu belirtmiştir.Çünkü Hz.Süleyman’ın peygamber olması,sihirbaz ve kafir olmasına manidir.
d-M.HamdiYazır ise esrinde şöyle demektedir: Bazı Yahudiler Hz.Süleyman’ın devleti aleyhine çirkin iftiralar atarak onun devletini ve dünyayı hükmü altına alışını sihir ilmini çok iyi bilmesine bağlayarak namına iftira edilerek sihri teşvik ediyorlardı.O derecede ki, daha sonra gelen İsrailoğulları, ona bir peygamber değil de çok iyi bir sihirbaz gözüyle bakarlarmış.Ne zaman ki Tevrat’ın haber verdiği şekilde bekledikleri son peygamber Hz.Muhammed gelip,Tevrat’ın aslındaki bilgi ve ilkeleri söz konusu etti, o zaman dönüp kendisiyle mücadeleye tutuştular.”Nübüvvet yoluyla buna itiraz edemeyiz, biz ne yapsak Cebrail kendisine haber veriyor.”dediler ve Cebrail’e düşman oldular.Tevrat’ı da büsbütün arkalarına atarak sihir ve iftira yoluna saptılar, “Süleyman, Muhammed’in dediği gibi bir peygamber değildi,sihirbaz bir hükümdardı, fakat yaptığı sihirleri mucize gibi gösterdi.”diye ona iftira ettiler.Buna göre Hz.Süleyman’ın haşa kafir olması lazım geliyordu.Çünkü sihrin bu derecesinin küfür olduğunda şüphe yoktu.Halbuki “Süleyman kafir değildi, fakat önce ve sonra ona sihirbaz diyen o şeytanlar kafir oldular ki , insanlara sihir öğretiyor, sihir talim ederek yoldan çıkarıyorlardı.”ayeti nüzul olmuştur.Ayrıca sihrin bu kısmı, sihir öğrenmenin küfür olduğunu da göstermektedir.
Hz.Süleyman sihir yapan sihirle amel eden bir sâhir, kafir değildi.Şeytanlar Hz.Süleyman’a sihir nispet ederek sihrin onun ilmi ve rivayetinden olduğunu öne sürüyorlardı; ins, cin ve sâir halkı sihir ile hükmü altında tuttuğunu iddia ediyorlardı.
Fahreddin Razi şeytanların,Hz.Süleyman’a sihri nispet etmelerinin birkaç sebebini eserinde şöyle diyerek belirtmiştir
a-Onlar sihrin durumunu önemli göstermek, ona karşı saygı uyandırmak ve kendilerinden bunu kabul etmeleri için insanları teşvik etmek maksadıyla sihri Hz.Süleyman’a nispet etmişlerdir.
b-Yahudiler, Hz.Süleyman’ın peygamber olacağını kitaplarında görmemişler, bundan dolayı da Hz.Süleyman’ın bu mülkü sihir yoluyla elde ettiğini söylemişlerdir.
c-Allah Teâla, cinleri Hz. Süleyman’ın emrine verip, o da onların için girip onlardan
harikulade sırlar öğrenince, insanlar, Hz.Süleyman’ın sihri de cinlerden öğrendiğini zannetmişlerdir
İşte şeytanların bu gayeleri için Hz.Süleyman aleyhine uydurdukları iftiraları Allah Teâla boşa çıkarmak ve Hz.Süleyman’ın kafir olmadığını çünkü Yahudilerin ona sihri nispet etmiş gibi oldukları (zira sihir küfrü muciptir) için Allah şeytanların ispat ederek “Ve lakin şeytanlar kafir oldular”ayetini buyurmuştur.Sihri kullandılar hem öğrendiler hem de tedvin ettiler, ve böylece kafir oldular.
“İnsanlara sihri ve Babil’de Harut ve Marut denen iki meleğe indirilen şeyi öğretiyorlardı.”
Ayette şeytanların, insanlara büyüyü ve bir de Babil’de Harut ve Marut isimli iki meleğe indirileni öğrettikleri ifade ediliyor.Ayetin bu kısmı üzerinde tefsirciler bir çok fikirler beyan etmişlerdir.Bazı tefsirciler “ma”yı ,nafiye kabul ederek “Babil’de Harut ve Marut adıda iki meleğe bir şey indirilmedi”diye mana vermiştir ki, ayeti alt tarafı bu manaya uygun değildir.Bu manayı verenlerin maksadı, meleklerin, insanlara büyü öğrettiklerini kabul etmemektir.Halbuki ayette “O iki meleğe indirilen şey”hakkında açıkça sihir tabiri kullanılmamış ancak sihre atfedilmiştir.Bununla beraber bunun şeytanlar tarafından öğretim tarzının küfür olduğuna ve bundan özel bir sihir yapıldığına işaret edilmiştir.M.Hamdi Yazır bu iki meleğin Cibril gibi vahiy melekleri olmadığını, ayetin, her şeyden önce bu iki meleğin bilgi getiren melekler değil, bilgi gönderilen melekler olduğunu bundan dolayı da nüzulde aşağı dereceden melekler olduğunu belirtip, öğretilen şeylerinde peygamberlere gelen vahiy derecesinde değil de ilham cinsinden olduğunu söylemiştir.Bu meleklerin öğrettikleri şeylerin sihir olmayıp temel bilgiler ihtiva eden ve sihir olarak da kullanılabilecek bilgiler olduğunu ve böyle kullanılınca da küfür olacağını belirtmiştir ve bunun içinde ayette bunun sihir olduğu ifade edilmiştir demiştir.
Fahreddin Razi ise ayette geçen iki melek hakkında şunları söylemektedir:”Biz bu iki meleğin küfür olan sihri öğrettiklerini kabul etmiyoruz.Aksine belki onlar Cenâb’ı Allah’ın:”İnsanlar o iki melekten , kendisiyle karı kocanın arasını ayıracakları şeyleri öğreniyorlardı”ayetinde beyan edildiği gibi diğer sihir çeşitlerini öğretiyorlardı.Eğer öğreten , öğrenen kimsenin sihri gerçek ve hakikat olduğuna inanmasını istemek gayesiyle öğretirse küfür olur, lakin sihrin zararından sakınmak sihir öğrenmeye gelirse bunu öğrenmek küfür değildir.meleklerin öğretmesi Cenâb’ı Allah’ın o iki melekten bahsederken “Biz ancak bir imtihan vesilesiyiz;binaenaleyh kafir olma! demedikçe hiçbir kimseye sihir öğretmiyorlardı”buyurduğu gibi mükellefin sakınması için olmuştur.İnsanlara sihir öğreten şeytanlara gelince bunların maksatlarının bu tür şeylerin hak olduğuna inanmak ve inandırmak olduğudur.Böylece bu iki şey arasına ki fark ortaya çıkmış olur.
Sabunî ise eserinde;iki meleğin insanlara sihir öğretmesinin hikmeti hakkında şunları demiştir:”O dönemde sihirbazlar çoğaldı ve sihir bir çok enteresan sanatlar icat ettiler.Hatta peygamberlik iddia edenlerde oldu.Bunun üzerine yüce Allah , bu iki meleği gönderdi ki ,insanlara sihir çeşitlerini öğretsinler de, insanlar sihirle mucize arasını ayırma imkanı bulsunlar ve yalan söyleyerek peygamberlik iddia edenlerin peygamber değil sihirbaz olduklarını anlasınlar demiştir.
Bu iki melekle ilgili olarak bir kıssa mahiyetinde anlatılan ve onların içki içtikleri , kan döktükleri, zina ettikleri , adam öldürdükleri v fala taptıkları gibi şeylerin tümü asılsızdır ve hiçbir dayanağı olmayan sözler olup tamamen Yahudilerin uydurmalarıdır.Kaldı ki bu hem akli yönden hem de nakil açısından gerçeğe aykırıdır.Çünkü meleklerde böyle bir şey söz konusu olamaz.
Fahreddin Razi’de melekler hakkındaki bu iddiaları reddetmektedir.Bu rivayetlerin fasit ve merdut olup kabul edilmesinin mümkün olmadığını söylemiştir.Harut ile Marut sihri öğretecekleri zaman”Biz bir fitneyiz, yani bu öğreteceğimiz şeyler fitneye müsaittir ve kötüye kullanılması da küfürdür.Şu halde sakın sen bunu belleyip de küfre girme!”demedikçe ve bu yolla nasihat etmedikçe kimseye bir şey öğretmezlerdi.Burada fitneden maksat Allah’a itaat edeni isyan edenden ayrılmasına vesile olan bir imtihandır.Zira kim sihri insanları onun zararından korumak için öğrenirse kurtulur.Kim de insanlara zarar vermek için öğrenirse sapıtır ve helak olur.
“Fakat insanlar bu meleklerden kişi ile karısını ayıracak şeyleri yani karı kocanın arasının açılma sebeplerini ve bunun nasıl kullanılacağını öğreniyorlardı.”Bu tabir sihrin en yüksek derecedeki tesirini ifade etmektedir.Karı ile kocasının arasını bile ayırabilecek fesatlar çevirenler , bu kadar kuvvetli bir sevgi bağını kıranlar, bir topluma neler yapmazlar, komşular ve hemşehriler arasında ne fitneler çıkarıp halkı birbirine düşürmezler mi?Ayet bize gösteriyor ki sihrin en büyük tesiri ruhlar üzerindedir;fikirleri bozar, kalpleri çalar, ahlakı perişan eder, toplumların altını üstüne getirirler.
İbn Kesir bu konuda şöyle demiştir:”Harut ve Marut’tan öğrendikleri sihirle çirkin fiilleri yapıyorlardı.Öyle ki karı ile kocasının arasını ayıracak kötü davranışlarda bulunuyorlardı.Birbiriyle uyuşan ve anlaşan karı kocanın arasını ayırıyorlardı ki, bu şeytanların işidir.”
Büyü yoluyla eşlerin arasını ayırmanın sebebi, erkek veya kadından birini diğerine kötü ve çirkin gösterme vehmidir.Yahut kızdırmak ve hoşlandırmamak gibi ayırmayı gerektiren sebeplerden birini yapma neticesinde ayrılma ortaya çıkar.
“Bununla beraber bunları yapanlar, Allah’ın izni olmadıkça kimseye bir zarar veremezler”kavli hakkında Hasan El Basri derki:”Allah, onları dilediğinin üzerine musallat eder, dilemediğine de musallat etmez ve ayrıca sihirle birine zarar vermeye de güç yetiremezler, ancak Allah’ın izni ile”demiştir.
Bir rivayette de Hasan Basri şöyle demiştir:”Bu sihir, ancak içine girdiği kimseye zarar verir.”
Elbette ki gerçek tesir ne sihirde, ne sihirbazda, ne tabiatta,ne ruhta, ne yerde ne gökte, ne şeytanda ne de melektedir.Hakiki müessir ancak ve ancak Allah’tır.Fayda ve zarar denilen şeyde ancak onun izni ile meydana gelir.Öyleyse her şeyden önce Allah’tan korkmalı ve Allah’a sığınılmalıdır ve bunlardan korunmak için Allah’ın kitabına sarılmalıdır
“Kendi kendilerine zarar verecek ve bir fayda sağlamayacak bir şey öğreniyorlardı.”İbn Kesir diyor ki :Yani dinlerine zarar verecek ve zararını dengeleyecek faydası olmayan şeyleri öğreniyorlardı.
Zararla asıl olarak uhrevi zarar kastedilmiştir.Her ne kadar dünyada kısa ve az faydalar sağlıyorsa da.
Seyyid Kutup bu konuda şöyle demiştir:Bu şerli olan şeyin, aynı zamanda zararlı olması küfre vesile olması için kafidir.
“Yemin olsun ki onu her kim satın alırsa, onu alanın ahirette bir nasibi olmayacağını çok iyi biliyorlardı. Hakkıyla bilmiş olsalardı, uğruna canlarını sattıkları şey ne çirkin bir şeydi.”
Yani Rasulullah’a tabii olmak yerine sihri benimseyen Yahudiler, bu davranışta bulunanların ahirette hiçbir nasibi olmayacağını biliyorlardı.Ehl-i Kitap, bu acı sonu, sâhirin kıyamet günündü nasibi olmayacağına dair Allah’ın onlara verdiği Ahit’den (Tevrat)bilmekte idiler.Onların ahirette cennetten nasipleri yoktur, çünkü cenneti hak edecek ne imanları ne dinleri ne de sâlih amelleri vardır.Yapmış oldukları fiilleri yüzünden , ahirette kendileri için Allah’ın ateşinden nasipleri vardır.
Sihrin asıl zararı başkasından çok yapanlaradır.Fakat bu kişiler ömürlerini nasıl çirkin şeyle geçirdiklerini bilmezler.Çünkü Allah Teâla insana bu canı ve ömrü sihir için değil , ilim ve iman için yaratmıştır.”Keşke bilselerdi!”Eğer bunu bilselerdi, sihri ve onunla amel etmeyi istemezlerdi.
2f FELÂK SURESİ VE DÜĞÜME ÜFLEYENLER
“De ki:Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığıyla ortalığa çöken gecenin şerrinden, düğümlere üfleyen falcı ve büyücülerin şerrinden, haset ettiğinde hasetçinin şerrinden, karanlığı ayırıp sabahın aydınlığını çıkaran Rabba sığınırım.”
“Sığınırım de”emriyle başlayan bu Felâk suresiyle bundan sonraki Nas suresine “Muavvizeteyn”ve İhlas suresi ile beraber üçüne “Muavvi-zat”denilir ki , sığındırıcı sureler anlamlarına gelir.Resulullah bir rahatsızlık duyduğu zaman ve her gece yatağına yatacağı sırada bu üç sureyi okuyup ellerine üfleyerek mübarek başına mesheder ve bunu üç kere yapardı ,diye “Sıhah”da Hz.Aişe’den rivayet olunmuştur.Muavvizeteyn’in ikisinin de beraber nazil olduğunda pek söz yoksa da, Mekkî mi Medenî mi olduğu ittifak ile tespit edilememiş, bazıları Mekkî bazıları Medenî demişlerdir.
Felâk suresi hakkında ve onun inzal sebebiyle ilgili olarak bir çok hadis rivayet edilmiştir.Felâk suresinin önemini ve Hz.Peygamber’in bu sureye verdiği önemi belirten hadislerden birkaçını burada belirtelim:
“Müslim’in Ukbe b.Âmir’den yaptığı rivayete göre Resulullah efendimiz buyurdu ki:”Baksanıza, bu gece öyle ayetler indi ki, onların bir benzeri görülmemiştir.Bunlar “Kul euzü bi-Rabbi-l Felâk ve Kul euzü bi-Rabbi-n Nas’dır.”
“Yine Ukbe b.Âmir diyor ki:”Resulullah efendimiz her zaman arkasından Muavvizeteyn’i okumamı emretti.”
Bu sure içinde sihrin varlığı ve tesirinin vâki olduğuna dair ifadeler yer almakla birlikte surenin nüzul sebebi olarak bazı rivayetler zikir olunmuştur.F. Razi’nin nüzul sebebi olarak naklettiği rivayetler şunlardır:
a-Şöyle rivayet olunmuş:”Resulullah’a Cibril geldi, sana, dedi,cinden bir ifrit, kötü bir hile yapmak istiyor, döşeğine vardığında Muavvizeteyn surelerini oku.”
b-Gözden korunmak için okunmak üzere indirildiler, denilmiş ve Said b.Müseyyed’den şöyle rivayet olunmuştur:”Kureyş:”Gelin bir açlık riyazeti yapalım da Muhammed’e göz değdirelim.”dediler, öyle de yaptılar.Sonrada geldiler “Ne sağlam pazun ne kuvvetli sırtın ne güzel yüzün var”diye göz değdirmek istediler.Allah Teâla Muavvizeteyn’i indirdi.
c-Yahudi Lebid b.Âsam’ın sihri hikayesidir ki (bu mevzuu daha önce Resulullah’ın sihre maruz kalması başlığı altında ele almıştık)Razi buna tefsircilerin çoğunluğunun görüşü demiştir.
Muavvizeten’in iniş sebebi olarak gösterilen hadislerden anlaşıldığına göre Peygamber Efendimize sihir yapılmış olup, olay bir çok râvi ve muhâddis tarafından nakil ve rivayet edilmiştir.Rivayetlerin çoğunun zayıf veya mevzu olduğunu ispat eden olmuşsa da “Haber-i Âhad”niteliğinde olduğu kesindir.
Mutezile’nin hepsi bu rivayetleri reddederler .Kâdi ; bu rivayetler asılsızdır.Halbuki Allah Teâla “Allah seni insanlardan koruyacaktır.”(Mâide/6-7)ve “Sihirbaz, yaptığında felâha ermez.”(Tâha/69)buyurmuş olup eğer biz bu rivayetleri kabul edersek sihir yapanların peygamberlere ve saliklere zarar verebileceklerini böylece de kendilerine büyük bir mülk elde etmeye kadir olabilecekleri gibi bir netice ortaya çıkacağını bunun da Hz.Muhammed’in peygamberliğini yaralayabileceğini oysa ki bunların batıl olduğunu keza kafirler Hz.Peygamber’i sihirlenmiş diye tenkit ederken bu rivayetlerin doğru olduğu nasıl söylenebilir diyerek peygambere herhangi bir kusur yüklemenin caiz olmadığını söylemiştir.
Ehl’i Sünnet alimleri ise şöyle demişlerdir:”Rivayet alimlerinin cumhuruna göre bu kıssa sahihdir.”Bu hususta Mutezilenin itirazına ise peygamberin sihre maruz kalması onun aklına ve dinine bir zarar vermemiştir,fakat bedenen hissettiği bir acı ile sihrin tesirinde kalmasına gelince bu hiç kimsenin itiraz edemeyeceği bir şeydir demişlerdir.Allah Teâla , dinî, şeriatı ve peygamberliği hususunda elçisine eziyet edecek zarar verecek, hiçbir şeytan, insan ve cinni ona musallat etmemiştir.Ama bedenine zarar verme hususu ise uzak bir ihtimal olarak görülmez.
“Karanlığı ayırıp sabahın aydınlığını çıkaran Rabba sığınırım”
“El Felâk”kelimesinin manası konusunda müfessirler ihtilaf etmişlerdir.Ekseri alimin görüşü “Felâk”sabah manasında olup geceyi kendisinden ayırmakta, üzerindeki gece karanlığını gidererek belirginleşmektedir.Çünkü Felâk, ayırmak manasına da gelir.Sabahın doğuşu ferahlığın gelişine müjde gibidir.
Fahreddin Razi bu ayette, özellikle sabahın zikredilmesi belki de sabahın darda kalmışların dua, üzüntülere icabet vakti oluşundan dolayıdır diyerek Allah Teâla’nın bu ayette kullarına “De ki:Bütün dert ve sıkıntıların açıldığı o vaktin Rabbi’ne sığınırım”şeklinde hitap etmek istediğini söylemiştir.
“Yarattığı şerlerin şerrinden “
Haşerat, yırtıcı hayvanlar, cin ve insanlardan ne varsa yarattıklarının hepsinin şerrinden .Buradaki şer ister bedeni ister başka olsun bütün şerleri ve zararları kapsamaktadır.
“Karanlığıyla ortalığa çöken gecenin şerrinden “
“Gasık”kelimesi hakkında çeşitli görüşler vardır, fakat en çok tercih edilen görüş “Gasık”gece “Vekabe” de gece karanlığının bastırmasıdır.Bu ayet,geldiği, girdiği zaman gecenin şerrinden demektir ki , Allah Teâla gecenin şerrinden sığınmayı emretmiştir,çünkü geceleyin vahşi hayvanlar yuvalarından ve haşerat yerlerinden çıkar, hırsızlar ve suçlular hücuma geçer, yangınlar meydana gelir ve cinlerin ifritleri meydana çıkar.Bundan dolayı geceler şerlere gebedir, yani şerri gizler, çünkü gece karardığı zaman zulüm artar, yardım azalır.Bütün bu sebeplerden dolayı gecenin şerrinden Allah’a sığınmak emredildi.
__________________
Kaybettiklerim arasında en çok kendimi özledim, oysa ne güzel gülerdim..
|