Tekil Mesaj gösterimi
  #1  
Alt 21.05.22, 15:40
EvlduGavsulAzam EvlduGavsulAzam isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Gayretli üye
 
Üyelik tarihi: 17.05.22
Bulunduğu yer: Gaziantep
Mesajlar: 60
Forum Puanı: 1562
Etiketlendiği Mesaj: 0 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart Tasavvuf tarikat nedir?

TASAVVUF TARİKAT NEDİR? TASAVVUFUN TARİKATIN DİNİMİZDE YERİ VARMIDIR HADİSLERLE DELİLİ

Tasavvuf nedir?

Tasavvuf, kalbi saf yapmak, kötü huylardan temizlemek ve iyi huylarla doldurmak demektir. Tasavvuf hâl işi olduğu için, yaşayan bilir, tarif ile anlaşılmaz.

Tasavvuf ilmi, kalb ile yapılması ve sakınılması gereken şeyleri ve kalbin, ruhun temizlenmesi yollarını öğretir. Buna (Ahlak ilmi) de denir.

Tasavvuf, Allahü teâlâyı, görür gibi ibadet etmektir.
Hadis-i şerifde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâyı görür gibi ibadet et! Sen Onu görmüyorsan da, O seni görüyor.) [Buhari]

Tasavvuf büyükleri, evliya zatlar, bir tarikata girmenin müstehab olduğunu söylüyorlar. Dini, kendi başımıza öğrenmek zordur. Peygamber efendimiz, (İlim üstaddan [âlimden, hocadan]öğrenilir) buyuruyor. Onun için, bir tarikata girilerek, mürşid-i kâmilden din öğrenilir.

Tarikat nedir?

Tarikat Allaha giden yol demektir. Allah-ü Teâlâ Hazretleri: “Ve Biz, sizin her birinize bir Şeriat ve bir minhac (yol) tayin ettik” [ Maide Suresi 48] buyuruyor. Bu yoldan kasıt Allah’a giden yoldur, yani Tarikat’tır. Rasulullah (sav) Rasulullah Efendimizin sünnetlerinin hepsi zaten Onun yoludur. Tarikat-ı Aliyye’nin özü Rasulullah (sav) Efendimizdir. Tarikat, Rasulullah’ın (sav) Efendimizin sünnetlerini ihya etmek ve ahlâkı ile ahlaklanmaktır.
Tarikatı kabul etmek istemeyen bazı kimselerin, “Hz. Peygamber devrinde tarikat mı vardı?” şeklinde sorular sormaktadır. Tarikatın bütün esasları, zaten Rasulullah (sav)in tatbikatına dayanmaktadır. Yani, uygulama vardır, fakat adı tarikat değildir.
Cüneyd Bagdadi’nin ifadesiyle asr-ı saadette adı konmayan ama kendisi var olan manevi olgudur.

Tarikat , mezheb gibi yol manası ifade eder. Fıkhın çeşitli mezhebleri varsa tasavvufun da çeşitli tarikatları vardı. Fıkıh, şeriatın bir dah ve fıkıh dalının mezhepleri olduğu gibi tasavvuf da şeriat`ın bir dalıdır ve tasavvuf dalının tarikatları vardır. Yani mezheb, fıkha nisbetle ne ise tarikat da tasavvufa nisbetle odur.

TASAVVUFUN TARİKATIN HADİSLERLE DELİLİ

Tarikat’ın daha iyi anlaşılması Aliyyel Mürteza’ya tavsiye ettiği bir hadisle anlatalım inşallah.

Rasulullah (sav) Efendimiz; cennet ve cehennemden bahsederken cehennemi çok şiddetli, mahşer yerinin çok elemli olacağını fevc fevc herkesin terleyeceğini babanın, evladından, annenin, kızından kaçacağı anı anlattı, Hz. Ali Efendimiz bunları düşününce titremeye başlıyor. Ve oturdukları mecliste Kur’an tilaveti yapıyorlar, azap ayetlerinin de etkisi ile dayanamıyor geliyor. Rasulullah (sav) Efendimizin yanına, Efendimiz (sav);
Ya Ali! Sıtmaya mı tutuldun nedir bu halin, diye sorar. Hz. Ali Efendimiz;
Hayır, Ya Rasulullah! Siz ahretten, mahşer yerinden ve şiddeti ile ilgili mevzuları anlattıkça, Bende şu ayeti okudum azabı elimi düşündüm çok korktum, üzüldüm, onun için ne olur Ya Rasulullah Allah’a gurbiyet peyda edecek, Allah’a vuslat bulduracak, Bana bir şeyler öğret, dedi.
Efendimiz (sav);
Ya Ali! Otur. Dizlerini dizlerime daya, alnını alnıma, burnunu burnuma daya, ellerimi tut; “La ilahe İllallah! La ilahe İllallah! La ilahe İllallah Muhammed-ür Rasulallah de… Ya Ali! Şeriat emir ve nehiyimdir. İslam dinidir. Emrettikleri ve nehy ettikleri bunu yapmayanlara azap var. Tarik (Allah’a giden yol)da Benim yapmış olduğum nafile ibadettir, diyor. Namaz gözümün nuru oruçta hüccettir. Mideni de harama alıştırma, eğer bunlara dikkat edersen Allah (cc) o kulunu sever; ‘‘Allah bir kulunu sevdiği zaman Cebrail’e (as); Ben onu seviyorum. Sende sev der. Cebrail’de o kulu sever. Gök halkı arasında Allah (cc) filan kulu seviyor sizde seviniz diye haber verir. Onlarda onu severler, sonrada yeryüzünde mü’minlerin kalbine onun sevgisi yerleştirilir. buyuruyor. (R.Salihin C:2/S:327)

“Dikkat ediniz, cesette bir kalb vardır. Kalbin içinde de bir fuad vardır. Fuadda dahi sır vardır. Sırda da hafi vardır. Hafide dahi ahfa var.. İşte benim nurum, o ahfadadır.” (Hadîs-i Kudsî)

Hadis-i şeriflerde zikir; İmam-ı Ahmed İbn-i Hanbel hz.leri meşhur Müsned’inde (Rasulullahın hadislerini ihtiva eden sahih bir hadis kaynağıdır.) şu rivayete yer verir:
-”Rasulullah(s.a.v.) eshabına hem tek olarak, hemde toplu olarak zikir taliminde bulunmuştur. Hz. Ali’den sahih bir senedle şöyle nakledilir:
-“Hz.Ali(r.a.) kulları Allah’a en kestirmeden götüren yolu peygamber(s.a.v.) efendimize sorunca, O şöyle cevap verdi:
” Ey Ali yalnızken ve tenhada iken, Allah’ı zikret“ diye buyurdu.
Rasulullah
“Gammiz ayneyn ya Ali” Yani; “İki gözünü yum Ya Ali ve benim söylediğimi tekrarla”buyurdu.
Üç kez kelime-i tevhidi tekrarladıktan sonra;
“Buna devam et Ya Ali” buyurdu..
Sessiz zikre gelince ona Sevr Mağarasında müşriklerin mağaraya yaklaşmalrı anında Ebu Bekir’in endişelendiğini gören Peygamberimiz(s.a.v.) ona;
-“ Lâ tahzen Ya Sıddîk.”
Yani; “Üzülme Ey Sıddık Allah bizimledir.” diye buyurduktan sonra “gözlerini yum ve kalbinden Allah, Allah diye tekrarla ve buna devam et” buyurdular.
(Kaynak: İmam-ı Ahmed İbn-i Hanbel Hadis-i Müsned)

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Ashab-ı Kiram'ı, Adab-ı Ders ve Adab-ı Nefs olmak üzere iki şekilde terbiye etmişlerdir. Allah-u Zülcelâl Habibini bu iki adab ile adablandırmıştır. 0 da ashabını böylece adablandırmıştır.

Adab-ı Ders; zâhirî olarak yapılan bütün ibadetlerin Allah-u Zülcelâl'in istediği şekilde yapılmasıdır.
Adab-ı Nefs; nefsin ve ruhun kötü sıfatlardan temizlenmesi ve güzel sıfatlarla muttasıf (bezenmiş) olmasıdır.

Allah-u Zülcelâl'in veli kulları da bu iki Adabla Adablanmışlar ve kendilerine tâbi olanları da bu şekilde adablandırmaktadırlar. Çünkü mürşid-i kâmiller, bir silsileye dayalı olarak günümüze kadar gelmişlerdir. İşte bu sebeple, Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in gerçek manada varisleri olan mürşid-i kâmillere intisab etmek ve onlardan istifade etmeye çalışmak son derece faydalı ve gereklidir.

Hz. Ali (k.v.) Hz.Peygamberin huzurunda Sahabelerle birlikte oturuyordu. Buyurdu ki: “Ye Resülullah! anam, babam Sana feda olsun. Hz. Allah’a vuslat (kavuşma) yolunun en yakını ve kullarına en kolayı ve Allah indinde en faziletlisi ne ise bize bildir’ ricasında bulundu.
Hz. Resul (s.a.v.), Ya Ali yanaş!.. Dizlerini, dizlerime daya. Gözlerini yum. Benim Vech-i Pâkimi gözlerinin önüne getir. Söylediklerimi tekrarla: “Fa’lem ennehu Lâ ilâhe illallah.” Üç defa tekrarladılar. Buyurdular ki; Ya Ali bu zikre devam et!..

Hz. Peygamber (s.a.v.), Mekke’den Medine’ye Hicret ettikleri sırada gizlendikleri mağarada diz çökmüş bir vaziyette gözlerini yumarak Hz. Ebubekir’in kulağına “Tevhid” Kelimesini (Lâ İlâhe illallah) üç defa fısıldamış. Bunun üzerine Hz. Ebubekir’e kulakların duymadığı, gözlerin görmediği.. Hadisinde işaret edilen sırla, keşiflere müyesser olmuştur.

Hz. Peygamber (s.a.v.) bir gün Hz. Ömer’e zikr’e devam etmesini buyururken; “Lâ iIâhe illallah”ın önce ayrı ayrı “Lâ” sını; sonra “İlâhe”sini; sonra da bitişik olarak “İllallah”ını üç kere söylemek suretiyle ‘telkin’de bulunmuşlardır.

Yine birgün Hz. Osman’ın eşleri ölünce; Hz. Peygamber (s.a.v.), Osman’ı taziyeye gitmişti. Bir ara O’nu karşısına alarak; “Zihninden dünyaya ait şeyleri çıkar”, buyurduktan sonra, hiçbir ses çıkarmadan “Lâ ilâhe illallah”ı telkin etmişlerdi (vermişlerdi). (Âriflerin menkıberleri (Menakib-ül Ârifin), Cev. Tahsin Yazıcı, MEB yayınları. S.708-709, C.3, S.405. )

Hâkim, “Müstedrek” adlı eserinde Evs’ten rivayet eder: Evs söylüyor ve Ubadet İbn-i Sâmid hazır olmakla onu tasdik ediyordu. Dedi ki: Huzur-u Resulullah’da bulunuyorduk. Buyurdular ki: “İçinizde garib, yani Ehl-i Kitap’tan kimse var mı?.. “Yoktur, Ya Resulallah! dedik. Kapıyı kapatmamızı emrettiler ve ellerinizi kaldırın, “Lâ İlâhe illallah” deyiniz buyurdular.
Bir saat kadar ellerimizi kaldırdık ve “Tevhid”i zikrettik. Sonra “Elhamdülillah! Ya Rab! Sen, Beni bu Kelime ile ba’settin ve Onu emrettin ve Onunla Cennet’i vaad buyurdun. Senin vaadinde hulf (sözünde durmamak) olmaz…” Sonradan bize dönerek: “Mübeşşer (mutlu) olunuz! Hz. Allah, sizi mağfur kıldı (bağışladı)” buyurdular.
(Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, C. 3, Tarikat Maddesi, MEB Yayınları.)

“Bir anlık tefekkür, bir yıllık ibadetten hayırlıdır”. “Bir anlık tefekkür, yetmiş yıl ibadetten hayırlıdır”. “Bir anlık tefekkür, bin yıl ibadetten hayırlıdır”.( Sırrül Esrar, Seyyid Abdülkadir Geylani, S.33, Çev. A. Akçiçek, Bahar Yayın., 1968-İstanbu)

Ashaptan Hanzala (r.a.) Hz. Resulullah (a.s.v.)’a gelerek: “Hanzala münafık oldu! Çünkü Senin yanında bulunduğumuzda bize Cenneti ve Cehennemi hatırlatıyorsun. O esnada onları gözle görür gibi oluyoruz. Senin yanından çıktığımızda ise hanım, çoluk çocuk ve geçim işleriyle meşgul oluyoruz. Bu sebeple çok şeyi unutuyoruz”, deyince Resulullah (a.s.v.):
“Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki, eğer siz Benim yanımda bulunduğunuzda elde ettiğiniz hali muhafaza edip zikre devam edebilseydiniz, Melekler sizinle yataklarınızda ve yollarınızda musafaha ederdi. Fakat Ya Hanzala! Bazen öyle, bazen böyle olur”, buyurdu ve bunu üç defa tekrar etti.( Müslim, Tövbe, 12; Tirmizi, Kıyame, 59 (Hadis No: 2514))

Sevgili Peygamberimiz (a.s.v.) buyururlar:
“(İlmi ile amel eden) Âlimler, Peygamberlerin; (Sabreden) Yoksullar-Fukara, Ermişlerin Varisleridir”. (Buhari, İlim, 10; Ebu Davud, İlim, 1; İbn Mâce, Mukaddime, 17; Tirmizi, İlim, 19; Acluni, Keşfu’l Hafa, 2, 64. )

Ebu Musa (r.a.) anlatıyor: Resulullah (a.s.v.) buyurdular ki:
“İçerisinde Allah Zikredilen evlerin misali ile içerisinde Allah zikredilmeyen evlerin misali; diri ile ölünün misali gibidir”. (Buhari, Daavât, 66; Müslim, Salatü’l Müsafirin, 211 (799) )

Ebu Said el Hudri’den rivayet edlmiştir:
“Resulullah (s.a.v.)’e soruldu: Kıyamet Gününde, Allah Taalâ Katında derece bakımından en faziletli ibadet hangisidir? Hz. Peygamber (s.a.v.):
‘Allah’ı çok Zikredenlerdir’, buyurdu. Ben dedim ki:
Ya Resulallah! Aziz ve Yüce olan Allah yolunda savaşan gaziden de mi (daha üstündürler)?.. Peygamber (s.a.v.):
“Eğer gazi, kılıcı ile kılıcı kırılıncaya ve kanla bulaşıncaya kadar kafirlere ve müşriklere kılcı ile vuraydı, Allah’ı Zikredenler yine Ondan daha faziletli olurdu”, buyurdular. (El Ezkâr, Nevevi; Tirmizi.)

Ömer ibni’l Hattab (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:
“Kim okumasını âdet edindiği Zikrini yahut Ondan bir kısmını (geceleyin yerine getirmeyip) uyur da sonra onu, sabah Namazı ile öğle Namazı arasında okursa, geceleyin onu okumuş (Zikretmiş) gibi kendisine sevap yazılır”. (Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Muvatta.)

Ebu Hureyre’den; Resulullah (a.s.v.) şöyle buyurdular:
“Müferridûn öne geçmişlerdir”. Sahabiler dediler ki, Müferridûn kimlerdir Ya Resulallah?.. Resulallah(a.s.v.) “Allah’ı çok zikreden erkekler ve kadınlardır”, buyurdular. (Müslim, Tirmizi.)

İbn-i Ömer (r.a.)’den; Resulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Cennet bahçelerine uğradığınız zaman, otlayın (nasibinizi alın)”. Ashab sordu: “Ya Resulallah, Cennet bahçeleri nedir? Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdu:
“(Onlar) Zikir halkalarıdır; çünkü Allah’ın gezip dolaşan Melekleri vardır, Onlar Zikir halkalarını ararlar. Bu Zikir halkalarına geldikleri zaman, Onları kuşatırlar”. ( El Ezkâr, Nevevi, terc. A.Fikri Yavuz, S.42.)

Ebu Said el Hudri ve Ebu Hureyre (r.a.)’den: Resulullah (a.s.v.)’ın şöyle buyurduğuna şahid olmuşlardır:
“Allah’ı Zikretmek için oturan bir toplumu muhakkak ki Melekler çevreler ve Rahmet Onları kaplar; Üzerlerine Huzur iner ve Allah Tealâ Bunları, Kendi Katında olanlara ( Meleklere…) anlatıp över”. (Müslim, Tirmizi. )

Sevgili Peygamberimiz (a.s.v.) buyururlar:
“Allah Taalâ’nın yollarda gezen ve Ehl-i Zikri arayan Melekleri vardır. Allah’ı zikreden bir cemaat buldukları zaman birbirlerine; aradığınız buradadır, geliniz derler”. ( İbn Hanbel, C.2, S. 359.)

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Ashab-ı Kiram-ı sadece zâhirî bilgi vermek yoluyla değil, aynı zamanda onların manevi hastalıklarıyla bizzat ilgilenerek çeşitli tavsiyelerde bulunarak ve manevi tedavi usulünü kullanarak yetiştirmiştir. Bu durumlara bir kaç örnek verebiliriz.

Ubeyb bin Ka'b şöyle buyurmuştur: "Bir gün camide bulunduğum bir sırada adamın biri geldi ve Kur'an okudu. Ben onun okumasını beğenmedim. Başka bir adam gelerek yine Kur'an okudu. Onun kıraatı önceki adamın kıraatı gibi değildi. Namazlarımızı bitirdikten sonra hepimiz Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) yanına gittik.

Ben dedim ki: "Ya Resûlallah! Bu Kur'an okudu, ben onun okumasını beğenmedim. Bu da okudu daha çok beğendim. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ikisine de Kur'an okuyun buyurdu. Onlar Kur'an okudular, ikisinin kıraatını da güzel buldu. O zaman nefsime, önce okuyan kişinin okuması yanlış geldi. Cahiliye buğzu kalbime geldi. Peygamber Efendimiz (s.a.v) kalbime vurdu ve bende şiddetli bir terleme oldu. Sanki Allah-u Zülcelâl'in tecelliyatını görüyor gibi oldum ve o düşünce benden gitti." ( Muslim; fi Beyan'il Kur'an.)

Görüldüğü gibi Ashab-ı Kiram zâhiri ilimle kendilerini tedavi edemiyorlardı. Peygamber Efendimiz (s.a.v) doktorluğundan istifade etmek, eczanesinden ilaç alıp kullanmak suretiyle kendilerini tedavi edebiliyorlardı. Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in ashabının kalbine vurması O'nun manevi tasarrufudur. Allah-u Zülcelâl âyet-i kerimede:

"O'dur ümmiler içinde kendilerinden olup onlara ayetlerini okuyan, onları temize çıkarıp parlatan, onlara kitap ve hikmet öğreten.." (Cuma;2) buyurmuştur.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
"Kalbinde zerre kadar kibir bulunan, cennete giremez" (Muslim, İman:147)

Tüm bunlardan sonra bizim için en önemli görev, kendimizi bu çirkin hastalıklardan temizleyip, halis bir kalple Allah cc. yönelmektir. Bu da ancak tasavvuf ile mümkündür

Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148