Alıntı:
imas Nickli Üyeden Alıntı
kalp nühurlenmesinde sebepsiz ve özürsüz terk ederse şarti vardir...
Hanefi’de Cuma namazının farz olabilmesi için iki şart vardır:
1- Vücub şartları, 2- Eda şartları.
Eda şartlarından biri yoksa, namaz sahih olmaz. Vücub şartları yoksa, sahih olur.
Vücub şartlarından biri veya birkaçı bulunan erkek, isterse Cuma namazı kılabilir. Yani namazı sahih olur. Kılmazsa günaha girmez.
|
Bende bunu demek istemiştim bu daha ayrıntılısı olmuş. Kişisel engel veya durumlarla yada toplumsal kararlarla(corona vb. gibi) durumlarda zaten terk etmek gerek(ebil)ir. Veya kişiye özel engel oluşturan durumlardanda olabilir bazen, örnek şuan aklıma gelmiyor ama kişi kendini bilir.
Ama bunun dışında kişisel veya toplumsal sebeplerle kişinin kendine göre tesbitleri ile Cuma yı kılmamak yada farz değildir demek ağır bir vebal ve fetvaya girer. Yaşar Nuri Öztürk bunun bir örneğidir, keşke öyle olmasaydı ama maalesef oldu. doz doz ilerleyip bütün kalp artık kullanılamaz hale getirmek ister şeytan, kimi türlü türlü hilelerle. O yüzden cemaate katılmak gerekir. O yüzden kasten terk edenin kalbi 3 den sonra mühürlenir dedim ve kişi mühürlendiğini bile anlamaz ta ki mühür kalkıncaya dek. Ve bazen ilk kılınan Cuma ile bu mühür hemen kalkmaya bilir kendi tecrübem böyle, bazen bir süre devam ettikten sonra açılır, tekrar açıldığını o an namaz esnasında net ve %100 bir şekilde anlar zaten kişi, kendi tecrübem böyle en azından.
Ben yıllar önce bir medreseye gitmiştim, ve oraya gidinceye kadar her vakti cemaatle kılmaya çalışıyordum orada ise kendi aralarında cemaat yapıp kılıyorlardı, kılıyorduk. Ancak kalbimin hali ve huzuru eksildiğini ilk günden hissetmiştim, belki onlar çarşı pazardaki açıklık saçıklıkdan kaçınmak için veya vakitten tasarruf için daha fazla ilime vakit kalsın için böyle yapıyorlardı ama en önemli olan şey kalp halbuki. En önemliside bu Cuma için bile değildi, sadece vakit namazları ile bu eksilmeyi hissetmeye yetmişti benim için.
Her ne kadar cemaatte bulunmanın zararları günümüzde olsa da kalp hali için Allah'ın erkeklere koyduğu bir farz ve bir şart. Zaten bu konuda engeli ve özrü olanları Allah biliyor ve onlarada ona göre muamele eder. özürsüz olunca böyle bir muamale ve kalp beklemek olmamalı hatta helak olma tehlikesi bile var, şeytanın sinsi damla damla verdiği dozlarla...
Yaşar Nuri Öztürk: "TÜRKİYE'DE CUMA NAMAZI FARZ DEĞİLDİR"
"Türkiye'de Cuma namazı farz değil midir?" sorusuna ise ilginç bir yanıt veren Öztürk, "Evet değildir. Bir çok İslam ülkesinde değildir. Orada derin anlamlar vardır. Cuma namazı cemaatle kılınan bir namazdır. O cemaatin vücut bulması, o cemaatin o namazı kılmak için toplandığı mekanın hassasiyetleri önemlidir. Fıkıhtan dikkate alındığı zaman bu dediğim doğrulanır" diyerek sözlerini daha fazla detaylandırmadı.
Alıntı:
imas Nickli Üyeden Alıntı
bak buda imamlarin goreve baslarken ettikleri yemin,bu yemini edenin neresi mühurlenir,
☰
Anasayfa Güncel
İmamların yemini de Atatürk ilkeleri üzerine
Diyanet'e bağlı imamlar 1982'den bu yana göreve "Atatürk İlkelerine sadakatla bağlı kalacaklarına" yemin ederek başlıyor
11 Nisan 2011 Pazartesi 14:45
İmamların yemini de Atatürk ilkeleri üzerine
Diyanet'e bağlı imamlar 1982'den bu yana göreve "Atatürk İlkelerine sadakatla bağlı kalacaklarına" yemin ederek başlıyor. "İslam'da ırkçılık yok" diyen ilahiyatçılar tepkili.
Türkiye'de 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi olan imamların da diğer devlet memurları gibi 1982 yılından beri yürürlükte olan 'Asli Devlet Memurluğuna Atananların Yemin Merasimi Yönetmeliği'ndeki yemin metnini okudukları ortaya çıktı. İmamların da okuduğu bu metinde ise "Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına, Atatürk İnkılap ve İlkelerine, Anayasada ifadesi bulunan Türk milliyetçiliğine sadakatla bağlı kalacağıma" ifadeleri dikkat çekiyor. İmamlar da ancak bu şekilde Türk milliyetçiliğine bağlı kalacaklarına yemin ederek görev yapabiliyorlar. Bu yemin metnine ise ilahiyatçılardan tepki yağdı.
Atatürk ilkelerine ve milliyetçiliğe...
Taraf, Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı imamların 1982 yılından beri 'Türk milliyetçiliğine bağlı kalacaklarına" dair yemin ettikten sonra görevlerine başladıklarını ortaya çıkardı. Diyanet işleri Başkanlığı'nın resmi sitesinde yemine ilişkin "Asli Devlet Memurluğuna Atananların Yemin Merasimi Yönetmeliği kapsamında 30.11.1982 tarih ve 17884 No'lu Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi tüm kamu kurum ve kuruluşları ile bunların personelinden, Asli Devlet Memurluğuna atanan personelin göreve başlarken okuduğu yemin metni" ön bilgisi yer alıyor.
Yemin metni ise aynen şöyle: "Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına, Atatürk İnkılap ve İlkelerine, Anayasa'da ifadesi bulunan Türk Milliyetçiliğine sadakatla bağlı kalacağıma; Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını milletin hizmetinde olarak tarafsız ve eşitlik ilkelerine bağlı kalarak uygulayacağıma; Türk Milletinin milli, ahlaki insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyip, koruyup, bunları geliştirmek için çalışacağıma; insan haklarına ve Anayasanın temel ilkelerine dayanan milli, demokratik, laik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarımı bilerek, bunları davranış halinde göstereceğime namusum ve şerefim üzerine yemin ederim."
|
Önemli olan dışarıdan görünen değil içerideki imandır. Sözler ve yeminler kalple mi yapılıyora bakılır, yoksa sadece bir kağıttan okunan ezber gibi sözler miydi diye bakılır.
"Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar." (Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9; Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539)
İşler derken iyi bir işi bir insan kötü niyetlerle uzun vadeli planlarda yapabilir. Veya gösteriş için yapıyor olabilir bir çok nedeni olur. O yüzden önce kalbe bakılır, sonra işe bakılır. Kalp sağlam olunca iş de sağlam oluyor. Tam tersi iş sağlam görünse ama kalp bozuksa bir geçerliliği olmuyor.
Hz.Ömer zamanında kıtlık olmuş ve şeriata göre hırsızın el kesme cezasını o dönem içerisinde uygulamamış. Adaletin temsilcisi Hz.Ömer bile şeriatta netliği olan bir şeyi zaman ve şarta göre uygulamamış. Bugünde zaman ve şarta göre eldeki ne ise onu kullanmak gerek, halen eldeyken.