
05.06.23, 02:18
|
 |
|
|
Üyelik tarihi: 26.04.23
Bulunduğu yer: Bilemem ki
Mesajlar: 112
Forum Puanı: 1205
Etiketlendiği Mesaj: 8 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
|
|
Alıntı:
MollaAbdullah Nickli Üyeden Alıntı
Mesela acaba Allah olmazsa bu âlem olabilir miydi der ve bu soru-nun cevabını tarafsızca muhakemeye başlar.
Bu kısa muhakeme, “Allah olmasaydı bu âlem asla var olamazdı ve madem var olmuş o hâlde Allah var.” diyerek sonuçlanırsa sahibi bundan zarar görmez. Yok her vakit mesaisini bu tür meselelerde gereksizce harcar ve ilmî meselelere vukufiyeti de yoksa öyle bir hâle gelir ki imansızlık cihetini kabulle-nir. O hâlde bu tür muhakemelere ihtiyarıyla girmek isteyen ve bu tip meseleleri tefekkür eden adam ilk önce iman tarafının o meseledeki delillerini öğrenmeli ve tefekküre öyle başlamalıdır.Doğruyu öğrenmeden, kıt anlayışı ile doğru ve yanlışı bulmaya ça-lışanlar, yanlışın kucağına düşebilirler.Bir zamanlar imam iken sonraları azılı bir din düşmanı olan bir bedbaht işte böyle bir muhakemenin neticesinde ebedî saadetini kay-betmiştir.
Şöyle ki bir gün yerleri süpürürken, toz çıkmasın diye yere su serper. Yerden sıçrayan sular duvarda şehir şeklini alır ya da şeytan ona öyle gösterir. Bu bedbaht kendi kendine o anda der ki: “Acaba şu duvardaki şehir gibi, şu kâinat da tesadüfi olabilir mi?” Ve bu muha-keme onun dinden çıkmasına hatta daha da ileri giderek azılı bir din düşmanı olmasına sebep olur. O bu muhakemeyi yapmadan önce iman hakikatlerinin ve Allah’ın varlığının delillerini öğrenseydi elbette ta-rafsızca muhakeme ona zarar veremezdi. O hâlde tarafsızca muhakeme edenleri yani “Ne var ne yok diyelim, öylece araştıralım; sonra neticeye varalım.” diyenleri mağlup eden şey araştırdıkları meselenin delillerini bilmemektir.Şeytanın bu hilesinden kurtulmak için bilhassa iman hakikatlerinin anlatıldığı eserleri ve bu eserlerin başında Bediüzzaman Hazretlerinin Risale-i Nur külliyatını bol bol okumak gerekir.İman hakikatleri hakkında gelen en mühim vesvese şudur ki vesveseli adam imkân-ı zati ile imkân-ı akliyi birbirine karıştır.İmkân-ı zati bir şeyin aslında ve zatında mümkün olmasıdır.İmkân-ı akli ise bir şeyin aklen mümkün görmektir ki bu ikisi arasında dağlar kadar fark vardır.
İmkân-ı zati ile imkân-ı aklinin farklarını bilmeyen birisi bir şeyi zatında mümkün görse, o şeyi zihnen dahi mümkün ve aklen olabilir zanneder. Hâlbuki kelam ilminin bir kaidesidir ki imkân-ı zati yani bir şeyin zatında mümkün olabilmesi kesin ve sağlam bilgiye zarar vermez ve onu hükümden düşürmez. Mesela şu dakikada Karadeniz’in batması zatında mümkündür. Ve imkân-ı zati ile muhtemeldir. Hâlbuki bizler yakinen o denizin yerinde olduğunu şüphesiz biliyoruz ve böylece hükmediyoruz. Karadenizin zatında batmış olma ihtimali veya zihnen bu ihtimali düşünmemiz bize zarar ve şüphe vermemekte, Karadeniz’in hâlihazırda mevcut olduğu hususunda bizim yakin ve inancımızı boz-mamaktadır.Yine mesela şu güneş zatında mümkündür ki bugün batmasın veya yarın doğmasın. Bunlar imkân-ı zati ile mümkündür. Hâlbuki bu ihti-mal güneşin bugün doğup yarın batacağı inancımıza zarar vermez, şüp-he getirmez. İşte bunun gibi, mesela iman hakikatlerinden olan, dünya hayatının batması ve ahiret hayatının doğmasına imkân-ı zati cihetin-den gelen vehimler, vesveseler ve içimizde şeytanın seslendirdiği “Ya ahiret yoksa...” sözleri inancımıza, imanımıza zarar vermez.
Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki “Bir delilden meydana gel-meyen ihtimalin hiçbir ehemmiyeti yoktur.” kaidesi fıkıh usulü ve din usulü ilminin sabit ve değişmez bir kuralıdır. Madem iman hakikatleri noktasında gelen vesvese ve şüpheler irademiz dışında ve bir delile da-yanmadan gelmektedir o hâlde bunların hiçbir ehemmiyeti yoktur.
|
Çok güzel yazmışsınız, bazen insan bu kadarını da düşünür mü diye utanıyor, demek ki daha çok Allah'a sığınmak ve düşmanın bize nereden yaklaşacağını bilmek gerekiyor.
|