İtiraf etmeliyiz ki biz, şer’i meselelerin, hâdiselerin hükümlerini, öteden beri herkesin kabulüne mazhar olmuş olan o büyük müçtehitlerden öğrenmek mecburiyetindeyiz. İçtihat için gerekli olan ilmî güce sahip olmayan kimselerin, dini meseleler hakkında -müçtehitlerin mezheplerine aykırı olarak- kendi anlayışlarına göre hükmetmeleri, kendi düşüncelerine göre cevap vermeleri Allah katında pek büyük mesuliyete sebep olacaktır. Böyle bir kimse vereceği cevapta isabet etse bile, bilmeksizin cevap vermiş olacağı için yine mesuliyetten kurtulamaz. Nitekim bir hadis-i şerif: “Sizin ateşe atılmaya en cüretkârınız fetvaya yani Şer’i meselelere dair cevap vermeye en fazla cüret göstereninizdir.” mealindedir Bir kere düşünelim, bir kimse mesela tıbba, astronomiye veya fen ilimlerine dair bilgisi olmadığı takdirde, bunlara ait söz söylemeye, yazı yazmaya cesaret edemez. Cesaret edecek olursa büyük hatalara düşmüş, kendisini teşhir etmiş olur. Artık bu ilimlerden daha geniş ve ehemmiyeti, mesuliyeti daha büyük olan dini ilimlere dair kâfi derecede malûmatı olmayan kimselerin söz söylemeye, cevap vermeye cüret göstermeleri nasıl doğru olabilir?. Böyle bir cüret büyük mesuliyetleri gerektirmez mi? Yine bunun gibi insanların yapmış oldukları kânun maddelerini bilmeyen kimselerin bu maddeler hakkında gelişi güzel söz söylemeleri, bunların nelerden ibaret olduğunu ve nasıl tatbik edileceğini tayin etmeye kalkışmaları asla doğru görülemez. O halde ilahi bir kânun olan dinin yüksek hükümleri hakkında lâyıkıyla bilgileri bulunmayan kimselerin söz söylemeye, cevap vermeye kalkışmaları nasıl doğru olabilir?
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
|