Son not olarak;
Bazı halk arasında sözler olur, işte bir Mezhebte o deniyor öbürü niye böyle diyor diye.
Bir Allah dostunun cevabı; “Bu durumdan Rahmet doğmuştur, Rahmet olmuştur”
“Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız….”
Son değinilmesi gereken nokta ise bahsedilen Alimler manevi alemde Hz.Muhammed Mustafa SAV Efendimizden onay, müsaade, izin, soru sorma gibi durumlardan Allahın lutfu keremiyle nasiplenebilen Alimlerdir, tıpkı Evliyahullah gibi. Ki 4 Mezheb İmamlarımız da EvliyaAllah’tır. Dolayısıyla, noktalar , halkalar hep birbirleriyle bitişik hiç kopukluk olmaz.
Allah Kitabı koruyacağını Vaad ediyor, ve Habibi’ne SAV’e indiriyor Kitabı. Yani onun Anlatmasıyla biz anlayacağız, onun öğretmesiyle biz amel edeceğiz.
Bana göre bu ayet böyledir. Demek yerine, Hayır EfendimiZ SAV bir hadisi derki… deyip; Hadislerden delil arayacağız. Çünkü aramızdaki hiç kimse Kur’anı Kerimi Hz Muhammed Mustafa Sav gibi anlayamaz, bilemez.
Şimdi Hadisi Şerifleri reddeden birine , sen Deccal şuanda Pasifik Okyanusunda bir adada desen, nasıl ikna edebilirsin? Edemezsin. Hatta belki de sana derki, deccal internettir, elektriktir odur budur. Halbuki Hadisi Şerif net belirtiyorki Sahabe Efendilerimiz o adaya gitti ve onu gördü, konuştu, görüştü.
Alıntı:
Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı
Çok güzel yazı oldukça açıklayıcı destek mahiyetinde şunları yazayım Sahabe-i Kiram’dan Muaz ibni Cebel (r.a.) Yemen’e kadı tayin olunmuştu. Peygamber Efendimizin: “Ya Muaz! Ne ile hükmedeceksin?” sualine, “Kitap ile hükmedeceğim, onda bulamazsam sünnet ile hükmedeceğim, onda da bulamazsam içtihadımla hükmedeceğim.” diye cevap vermekle Resûl-ü Ekrem Hazretleri “Allah Teâlâ’ya hamd olsun ki resulünün elçisini resulünün razı olduğu şeye muvaffak buyurmuş” diye memnuniyetini belirtmişti. Bu sebeple salahiyetli zatların kıyas yolu ile içtihatta bulunmaları da şer ’an pek güzel ve makbul bulunmaktadır. Kitap, sünnet, icma-ı ümmet ile kıyası fukaraya, “Edile-i Erbaa= dört delil”, “Usulü Erbaa= dört temel, asli delil” denir. Bütün müçtehitlerin ekseriyeti bu dört delili kabul etmiş, bütün yüksek müçtehitler, şer’i hükümleri bu dört delilden birine veya birkaçına dayandırmıştır. Artık bu delillerin hepsini de kabul etmek gerekli bir vazifedir. Bu deliller insanların haklarını vazifelerini bildiren İslam hukukunun gelişmesini temine mahsus birer çok yüksek feyiz ve hikmet kaynağıdır. Müslümanların dini hayatı bu dört feyizli hikmet ve maslahat kaynağından asla uzak, beri olamaz. Bu pek muhterem müçtehitlerin hepsi de dini meselelerin esasında ittifak etmişlerdir. Aralarında bir ayrılık yoktur. Ancak ikinci derecede bulunan bir kısım Fer’i (ayrıntılı) meselelerde ihtilaf etmişlerdir. Fakat güzelce incelenirse görülür ki, bunların birçoğu da görünüşte bir ihtilaftan başka şey değildir. Çünkü bu meselelerin birçoğunda bu mübarek zatlardan biri, bir azimet ve takva yolunu, diğeri de bir ruhsat ve müsaade yolunu tercih etmiş, bu şekilde ümmeti merhumenin önünde geniş bir rahmet sahası açık bulunmuştur. İşte: “Ümmetimin ihtilafı bir rahmettir.” Hadis-i şerifi ile buna işaret buyurulmuştur. Evet… Düşünmeli ki, Müslümanlıkta ibadetlere, muamelelere ve diğer konulara ait ne kadar çok meseleler vardır. Bunların hükümlerini, Kur’an-ı Mübin ile hadis-i şeriflerden ve ümmetin icmâından bulup meydana çıkarmak öyle her Müslüman için kolay bir şey değildir. Bu pek büyük bir ihtisas işidir. İşte bu yüksek müçtehitler, bu vazifeyi sadece Hak Teâlâ’nın rızası için yapmış, Müslümanlara lazım olan bütün meseleleri açıkça bildirmiş, her asırda milyonlarca ehli İslam’a rehber olmuşlardır.
|
Allah razı olsun.