Dört büyük imam, Müslümanlar hakkında bir ilahi rahmettir. Bunlar dört temel delilden dini hükümleri çıkarmış, Müslümanlara takip edecekleri yolu açıkça göstermişlerdir. Artık bunlardan her hangisinin mezhebine uyan bir Müslüman, hak bir mezhebe intisap etmiş, peygamberimizin yolunda bulunmuş olur. Bu pek muhterem müçtehitlerin hepsi de dini meselelerin esasında ittifak etmişlerdir. Aralarında bir ayrılık yoktur. Ancak ikinci derecede bulunan bir kısım Fer’i (ayrıntılı) meselelerde ihtilaf etmişlerdir. Fakat güzelce incelenirse görülür ki, bunların birçoğu da görünüşte bir ihtilaftan başka şey değildir. Çünkü bu meselelerin birçoğunda bu mübarek zatlardan biri, bir azimet ve takva yolunu, diğeri de bir ruhsat ve müsaade yolunu tercih etmiş, bu şekilde ümmeti merhumenin önünde geniş bir rahmet sahası açık bulunmuştur. Şunu da ilave edelim ki, bu dört büyük müçtehide ait dört mezhepten her birinin müntesipleri, kendi mezheplerinin daha doğru, daha isabetli, sünnete, maslahata daha uygun ve daha elverişli olduğuna inanırlar. Aksi takdirde, o mezhebi tercih etmelerinin hikmeti kalmaz. Fakat bundan dolayı diğer mezheplerin itibarını azaltmak da akıllarından geçmez, bu dört mezhebin dördüne de hürmet ederler. Bu hürmet, ehli sünnetin şiarıdır. Bir kimse zaman içinde çeşitli ihtiyaçların sonucu ya da kişisel tercih olarak mezhebini değiştirmek isteyebilir. Bu konuda olumsuz görüş bildirenler bulunmakla birlikte, tarihî süreçte tabi olduğu mezhebi değiştiren pek çok âlimin varlığı da bilinmektedir. Örneğin Abdülaziz b. İmrân el-Huzâî Mâlikî iken Şâfiîliği, Tahâvî Şâfiî iken Hanefîliği, Hatîb el-Bağdâdî Hanbelî iken Şâfiîliği, İbn Fâris Şâfiî iken Mâlikîliği tercih etmiş âlimlerdir. Bu ve benzerleri, kişinin bağlı olduğu mezhebi değiştirmesinin mümkün ve caiz olduğunun somut örnekleridir.
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
|