Mesele, insanın sadece manevi bir yola, dine, topluluğa veya öğretiye dahil olmasında değil, nefsinin bu hilelerine uyanmasında ve kendini tarafsızca gözlemleyip eleştirebilme tavrı geliştirebilmesinde yatar. Bu tavır olmadan, bu nefs mertebesini aşacak farkındalık oluşmaz. Önce aynada kendine bakmaya başlayana ve orada gördüklerini gerçekten eleştirebilme samimiyetine (ihlas) gelene kadar, kişinin maneviyatı ancak sözlerde kalır. Hz. Muhammed’in öz kızına “Seni ben dahi cennete sokamam, ancak amellerin (ahlakın, insaniyetin, sevgin, vicdanın, anlayışın) sokabilir” demesi, bu yolda yürüme niyeti olanlara ibret niteliğinde bir uyarıdır. Samimiyet, kendini eleştirebilme yetisi, emek ve hayırlı ameller olmadan, sadece ezberler, ritüeller ve sloganlarla bir insanın kurtuluşa ermesi mümkün olabilir mi? Gereğini yapıp içindekini insan etmeyen, maneviyatı sadece şekilde kalan, anlayışını derinleştirmeye ve kendini sürekli barış ve sevgi haline yaklaştırmaya yanaşmayan ama öte yandan da kendisi için cenneti isteyen çıkar hesaplarıyla dolu nefs, daha kulunu dahi kandıramazken, O’nu kandırabilir mi?
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
|