Şerleri ve kötülükleri, Cenabı Hakk’ın yaratmasını onun izzetiyle güya bağdaştıramaz. Ve bunları insanın bizzat kendisinin yarattığını iddia eder. Halbuki hayır olsun şer olsun ne kadar fiil varsa hepsini yaratan Allah’tır ve Nur Külliyatında güzelce izah edildiği gibi, “kesbi şer şerdir, halkı şer şer değildir.” Yani şerri yaratmak şer değil, onu kazanmak, işlemek şerdir. Sadece bir misal vereyim: Konuşmak bir mucize. İnsanın bir fikri söylemeye karar vermesi, aklın o şey için gerekli kelimeleri dizmesi, bu noktada beyinden faydalanması, hafızadan yararlanması, zihinde kurulan cümlenin ağızdan kelimeler hâlinde dökülmesi ancak İlâhî kudretle meydana gelebilir. Söylenen söz doğru olsun, yalan olsun konuşma her iki halde de Allah’ın yaratmasıyla ortaya çıkar. Söz yalan olursa şer olur, doğru olursa hayır. Demek oluyor ki, hayır ve şer, işlenen fiilin sıfatıyla ilgili terimler. Aynı şekilde, yürümek bir fiil. İnsanın kolunu kaldırıp indirmesi halinde yetmişten fazla kimyevî reaksiyon oluyormuş. Ayaklarının hareketi için de bunu benzer bir rakam telaffuz edilebilir. Demek ki, yürüme hadisesini yapan, yaratan insan değil. İnsan sadece yürümeye karar veriyor, yürümeyi ise Allah yaratıyor. Bir insan, hayırlı bir iş görmek üzere yola çıkmışsa, yürümesi hayırdır, zararlı bir iş görmeğe gidiyorsa yürümesi şerdir. Her iki halde de yürümeyi Allah yaratır. Misalleri çoğaltabiliriz. İşte bir mümin, “hayır da şer de Allah’tandır,” derken bu manayı dile getirmiş oluyor. Mutezile, bu inceliği yakalayamamış ve istikamet çizgisinden sapmış. Cebriyeciler ise, insanın iradesini yok saymakla, o sapıklığı karşı cephede sergilemişler. Demek ki, bir Müslüman, namazda Fatiha’yı okurken, “bizi sıratı müstakime hidayet et” diye Rabbine yalvardığında, her türlü aşırılık gibi Cebriyeci ve mutezile olmaktan da Allah’a sığınmış oluyor.
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
|