Arapçada “bir şeyin dışında kalan her şey” anlamına gelen “mâsivâ” kelimesi tasavvufi terminolojide Allah’ın zatı dışındaki tüm eşya ve insanı Allah’tan uzaklaştıran her şeydir. Tasavvufi düşüncede kişinin akıl, fikir ve kalbini Allah’ın zikir ve muhabbetinden alıkoyan her türlü varlık mefhumu ve alışkanlık mâsivâ olarak kabul edilmiştir. “Terk-i mâsivâ” ve “mâsivâdan geçmek” sâlikin kalp ve düşüncelerinden Allah’ın dışındaki varlık endişesinden kurtulması anlamına gelir. Sâlik manevi yolculuğunda terk-i mâsivâ ederek Hakk’a kavuşur. Hakiki tevhidi gölgeleyen renk, değişim ve fenâ ile sıfatlanmış her şey mâsivâdır. “Dünya” kelimesi tasavvufi şiirde mâsivâ ile eş anlamlıdır. Tasavvufi tefsirlerde “put” ve “tâgût” kelimeleri çoğunlukla “mâsivâ” ile tefsir edilmiştir. Tasavvuf edebiyatında mâsivâ aynayı perdeleyen toza, ayağa batan görünmez dikene, ibadet ambarını boşaltan fareye, karanlık geceye, iki dağ arasındaki zor geçide, kir ve lekeye benzetilmiştir.Mutasavvıflar mâsivâyı sadece mal, mevki, evlat düşkünlüğü gibi tutkular, kıskançlık, kibir, kin gibi kötü huylar ile sınırlandırmamışlardır. Onlara göre seyr-ü sülûk esnasında alışkanlık hâline gelen ve araçtan çok amaca dönüşmüş kimi ibadetler, sâlik için benlik tehlikesine ihtimal veren keşif, keramet ve iyilik hâlleri de mâsivâdır. Mesnevî’de yer alan “Senden gayrı hoş olsun, hoş olmasın; her şey insanı yakar. Ateşin aynıdır” (Mevlânâ, Mesnevî, I, 334) beyti bu gerçeğe dillendirir. Tasavvufi düşüncede kalp Allah’ın arş-ı a’zâmı ve sarayıdır. Hakk’a ait bulunan kalbin mâsivâ ile doldurulması, padişaha ait bir sarayın ondan başkasına tahsis edilmesine benzer. Şemseddîn Sivâsî’nin meşhur nutkunda geçen “Sür çıkar ağyârı dilden ta tecelli ede Hak/ Padişah konmaz saraya hane mâmur olmadan” (Sivâsî, Sivâsî Dîvânı, 226) beyti bu hakikate işaret eder.
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
|