Tekil Mesaj gösterimi
  #7  
Alt 12.01.24, 11:19
Arma - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Arma Arma isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Üyelik tarihi: 20.08.19
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 444
Forum Puanı: 2879
Etiketlendiği Mesaj: 13 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Epstein skandalındaki Türk: Banu Küçükköylü! 1991 yılındaki güzellik yarışmasına katıldığı görüntüler ortaya çıktı... İlk kez konuştu..
Jeffrey Epstein'in fuhuş ve pedofili skandalındaki Türkiye detayı gündem yarattı. Tüm dünyayı sarsan ve araların pek çok ünlü ismin karıştığı skandalda Türk vatandaşı Banu Küçükköylü'nün mağdur sıfatıyla ifade verdiği ortaya çıktı. 'Banu Küçükköylü kimdir?' sorusuna yanıt aranırken, Küçükköylü'nün 1991 yılında güzellik yarışmasına katıldığı iddia edilirken o anların görüntüleri yayımlandı. Türkiye'nin bir anda gündemine oturan Küçükköylü ise sessizliğini ilk kez bozdu



Jeffrey Epstein skandalındaki 'Türkiye' detayıyla ilgili yeni bilgiler ortaya çıkmaya devam ediyor. Başta ABD olmak üzere tüm dünyada geniş yankı uyandıran fuhuş ve pedofili skandalında tutuklandıktan sonra cezaevinde şaibeli bir şekilde intihar eden Jeffrey Epstein’in mahkeme kayıtları yayımlandı. Aralarında pek çok ünlü ismin yer aldığı listede bir Türk kadının yer aldığı görüldü. Söz konusu kadının Banu Küçükköylü olduğu ortaya çıkarken bir anda 'Banu Küçükköylü kimdir?' sorusu gündeme geldi. Küçükköylü'nün 1991 yılında güzellik yarışmasına katılan isim olduğu iddia edilirken, o anlara ait görüntüler de ortaya çıtı. Küçükköylü ise çıkan haberlerin ardından sessizliğini bozarak ilk kez konuştu.

Epstein skandalında ortaya çıkan yeni detaylar tüm dünyada geniş yankı uyandırdı. Donald Trump, Bill Clinton, Stephen Hawking, Prens Andrew, Maxwell başta olmak üzere dünyaca ünlü isimlerin adının geçtiği pedofili ve istismar davasının lideri Epstein'in yaptığı iğrenç olaylar ve yaşananlar herkesi hayrete düşürdü.

Küçük yaştaki çocuklara yönelik cinsel taciz, tecavüz, fuhuş gibi küresel organizasyon şebekesi kuran Epstein'in "Adrenochrome" olarak bilinen çocuk kanını zenginlerin ömrünü uzatmak için sattığı iddia edildi.

Dava dosyasında mağdur olarak ifade verekn Türk'ün isminin ise Banu Küçükköylü olduğu ortaya çıkarken bir anda 'Banu Küçükköylü kim?' sorusu gündeme geldi.

1991 YILINDAKİ GÜZELLİK YARIŞMASINA KATILMIŞ
Söz konusu haberlerin ardından Küçükköylü sesizliğini bozdu. VOA Türkçe'den Mehmet Sümer'e konuşan Küçükköylü, 1991 yılındaki güzellik yarışmasına katıldığını ve bir dönem de Amerika'da yaşadığını belirtirken; Epstein'la ve söz konusu davayla yakından uzaktan ilgisi olmadığını ortada bir isim benzerliği olduğunu söyledi.
Küçükköylü ile görüşen gazeteci Sümer'in yaptığı paylaşım şöyle;
"Epstein iddianamesinde uçak listesinde ismi geçen Banu Küçükköylü olduğu düşünülen Banu hanımla görüştüm. Banu hanım kendisinin 1991 yılında güzellik yarışmasına katılan, bir dönem Amerika'da yaşayan biri olduğunu ancak Epstein ile ve davayla yakından uzaktan ilgisi olmadığını ortada bir isim benzerliği olduğunu anlattı

Kendisinin isminin Refia Banu Küçükköylü olduğunu, 2 sene önce İngiliz The Sun gazetesinin de kendisine ulaşıp konuşması için çok büyük paralar teklif ettiğini ancak onlara da iddianamede geçen kişinin kendisi olmadığını anlattığını söyledi."

Epstein davasında adı geçen Banu Küçükköylü konuştu: 'İsim benzerliği'
ABD’de görülen ve dünyayı sarsan Epstein davasında adı geçen iki Türkiye vatandaşından biri olan Refia Banu Küçükköylü (52), konuya ilişkin açıklamalarda bulundu.
ABD'de 'cinsel istismar, pedofili ve fuhuş ağı' gibi suçlardan yargılanırken ölen Jeffrey Epstein'la ilgili davanın iddianamesinde, Türkiye’den Banu Küçükköylü ve Turabi Fırat’ın da ismi geçiyor. ABD’ye sık sık gidip geldiğini anlatan Refia Banu Küçükköylü (52), "Davada adı geçen kişi ben değilim. Epstein’i de hiç tanımıyorum" dedi. İstanbul’da yatırım danışmanlığı yapan Küçükköylü, birkaç yıl önce tefecilere yönelik açtığı davalarla gündeme gelmişti.

'EPSTEİN'İ HİÇ TANIMIYORUM'
Dinçer Gökçe'nin haberine göre annesi ABD vatandaşı olan Küçükköylü “1988’den bu yana ABD’ye gidip geliyorum. Sık sık ABD’de kaldım. Ancak, Epstein’i hiç tanımıyorum. Uçuş kaydında yer alan ‘Banu Küçüköylü’ ismini gördüm. Tamamen bir isim benzerliğini düşünüyorum” diye konuştu.

'GÜZELLİK YARIŞMASINA KATILDIM'
Halen İstanbul’da yatırım danışmanlığı yaptığını anlatan Küçükköylü, ABD vatandaşlığını ise almadığını kaydetti. Küçükköylü, Türkiye’yi ABD’de temsil etmek için 1991’deki bir güzellik yarışmasına da katıldığı söyledi. Dava dosyasında yer alan bir uçuş kaydında ‘Banu Küçükköylü’ ismi yer alıyor.

MÜLKLERİNİ TEFECİLERE KAPTIRDILAR
Banu Küçükköylü’nün yanı sıra annesi ve kız kardeşi, birkaç yıl önce tefecilere yönelik açtıkları davalarla gündeme gelmişti. Tefecilere kaptırdıkları bir dizi gayrimenkul nedeni ile dava açan Küçükköylü ailesinin davalarının ise sürdüğü öğrenildi.

Epstein davası: İki Türkiye vatandaşı da iddianamede.
ABD'de 'cinsel istismar, pedofili ve fuhuş ağı' gibi suçlardan yargılanırken ölen Jeffrey Epstein'in davasına ilişkin paylaşılan 943 sayfalık iddianamede iki Türkiye vatandaşının da ismi geçiyor.
ABD'de kız çocuklara yönelik cinsel istismar, pedofili ve fuhuş ağı oluşturmak suçlamasıyla yargılanırken hapiste ölü bulunan ABD'li milyarder Jeffrey Epstein davasında yeni ayrıntılar basına yansımaya devam ediyor. Savcılığın 943 sayfalık iddianameyi kamuoyuna açmasının ardından Epstein’le ilişkisi olan yeni isimler de ortaya çıkıyor.

Amerika'nın Sesi (VOA) Türkçenin haberine göre, reşit olmayan genç kızlara cinsel istismarla suçlanan Epstein’in özel uçağıyla çocukları kendisine ait adaya taşıdığı iddia edilmişti. Mahkeme belgelerinde, Epstein’in özel uçağının pilotuna Türkiye’den de çocuk götürülüp götürülmediği sorusu konunun Türkiye’de de yoğun ilgi görmesine neden olmuştu.
Şu ana kadar bilindiği kadarıyla iddianamede iki Türkiye vatandaşının da ismi geçiyor.

'GIUFFRE'YLE BİRLİKTE SEYAHAT ETTİ' İDDİASI
İddianamenin ek belgelerine göre, bu kişilerin Jeffrey Epstein’in uçağıyla seyahat eden kişiler arasında olduğu belirtiliyor. Belgelere göre bu kişilerin isimleri Refia Banu Küçükköylü ve Turabi Fırat. Refia Banu Küçükköylü’nün o tarihlerde ABD'de emlak danışmanlığı yaptığı biliniyor. Türkiye’de 1990'lı yıllarda özel bir televizyonun güzellik yarışmasına katıldığı bilinen Banu Küçükköylü’nün ismi daha önce İngiltere medyasında Prens Andrew’la Epstein arasındaki ilişkiye dair haberlerde de yer almıştı. Küçükköylü’nün, Epstein’in uçağında, Andrew ve Epstein tarafından tacize uğradığı gerekçesiyle dava açan Virginia Giuffre’yle birlikte seyahat ettiği öne sürülmüştü. İngiliz medyası, Epstein'in cinsel istismar suçlarından Küçükköylü’nün bilgisi olup olmadığı konusunda bir bilginin olmadığını ifade etmişti. İkinci isim Turabi Fırat’ın ise o tarihlerde ABD’de beş yıldızlı bir otelde yiyecek içecek müdürü olarak görev yaptığı iddia ediliyor. Bu kişinin iş amaçlı olarak Epstein’in uçağına bindiği tahmin ediliyor.

PİLOT MARÇİNKO KONUŞMAMA HAKKINI KULLANMIŞTI
İddianameye göre, Epstein’in pilotu Nadya Marçinko yargıcın kendisine yönelttiği başka ülkelerden ve Türkiye’den de kız çocukların ABD’ye getirilip getirilmediği konusundaki soruyu konuşmama hakkını kullandığını söyleyerek yanıtsız bırakmıştı.

Kamuoyuyla paylaşılan mahkeme belgelerinde ismi açıklanmayan ve isimleri gizli tutulan kişiler de yer alıyor. Açıklanan iddianamenin aslında Epstein davasıyla ilgili çok da fazla yeni veya daha önceden bilinmeyen bilgiyi ortaya çıkarmadığı yorumları da yapılıyor.

Ne olmuştu?

En küçüğü 14 olmak üzere 18 yaş altındaki onlarca kız çocuğa cinsel istismarda bulunmak ve fuhuş ağı oluşturmaktan yargılanan Jeffrey Epstein, tutuklu bulunduğu New York Manhattan Metropolitan Merkez Hapishanesi'ndeki hücresinde 10 Ağustos 2019'da ölü bulunmuştu.

Epstein'in sevgilisi Ghislaine Maxwell, bazı zenginler, ünlüler ve devlet görevlileri için reşit olmayan kızların fuhuş tuzağına çekilmesi organizasyonunda Epstein'ın yasa dışı faaliyetlerine yardımcı olduğu iddiasıyla yargılandığı davada suçlu bulunmuştu.
Öte yandan, Epstein'ın mağdurlarından Virginia Giuffre, Prens Andrew'un New York ve Londra'da kendisini 17 yaşındayken taciz ettiğini söyleyerek 2021'de New York'ta dava açmıştı. Giuffre, Prens'in, reşit olmadığını bildiği halde rızası olmadan kendisine cinsel tacizde bulunduğunu belirtmişti.

Epstein davasından Lüks Nermin'e: Devletin 'seksle' imtihanı.
ABD'de ucu pek çok ünlü isme uzanan Epstein davası, tarihteki ne ilk ne de son vaka. 1950'li yıllarda 'Lüks Nermin', devlet, bürokrasi ve Beyoğlu hattında kurduğu ilişkilerle adından söz ettiriyordu.
Amerika Birleşik Devletleri’nde görülen çocuklara yönelik istismar ağını yönettiği iddiası ile yargılanırken intihar eden Jeffrey Epstein davasında son olarak eski devlet başkanı Bill Clinton, İngiliz kraliyetinden Prens Andrew, Donald Trump, Michael Jackson gibi isimler yer aldı. Davada ismi geçen ünlülere baktığımızda devletin üst kademesine çocukların istismarı için hazırlanan bir yapının ortaya çıktığını görüyoruz.

Dünyanın en eski mesleği ile devlet ve iktidar mensuplarının adlarının karışması yeni bir şey değil. Tarihte pek çok örneği var.
1915 YILINDA SADECE GALATA’DA 300’DEN FAZLA GENELEV VARDI
Bizim yakın tarihimizde de Epstein vakasına benzer bir dava görüldü. Üstelik iki devlet arasında siyasi bir krize de yol açmıştı. Politik bir çatışmamızın olmasının mümkün olmadığı Uzak Doğu ülkesi Endonezya’nın büyükelçisi o dönem Türkiye’ye bir tür nota vermişti.

Malum Bizans’tan yadigar İstanbul’un geçmişinde seks işçileri, önemli bir yer tutar. En eski örneklerden birisi Bizans’ın kudretli imparatoriçesi Theodora’nın iktidar basamaklarına bu şekilde başlamasıdır.
İstanbul tarihçisi olarak bilinen Reşat Ekrem Koçu, Yeniçerilerin girip çıktığı batakhaneleri anlatır. Padişah ikinci Mahmud döneminde ise yasal olmasa da irili ufaklı genelevler faaliyete geçmişti. Ama bunun öncesinde 1812 yılında İstanbul’da çıkan veba salgınının sebebi olarak Eminönü’nde bulunan Melek Girmez sokağındaki genelevler ve meyhaneler sorumlu tutuldu. Bu sokak tamamen yıkılıp yerine Hidayet Camii yapıldı.

İkinci Abdülhamid döneminde bu genelevlere bir çözüm bulundu. Bulunmak zorundaydı çünkü buralardan yayılan zührevi hastalıklar ciddi bir sağlık sorununa yol açmaya başlamıştı. Kontrol altındaki resmi genelevler daha çok Galata’da açıldı. Kısa sürede yüzü aşan genelevlerin sayısı, Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı'na girmesi ile birlikte daha da arttı. Resmi sayılar yalnızca Galata’da 1915 yılında 359 tane genelev olduğunu belirtiyor. Osmanlı tarihçisi Cevdet Paşa ilk genelev patroniçesinin 'Langa Fatma' olduğunu aktarıyor. Mekânı ise Edirnekapı’ydı. Müdavimleri ise daha çok paşalar, üst düzey bürokratlardı.

HEMİNGWAY’DEN İSTANBUL GENELEVLERİNE ÖVGÜ
Pek bilinmez, ‘Çanlar Kimin İçin Çalıyor’ romanıyla Nobel Edebiyat ödülünü alan Ernest Hemingway, 1922 yılında İstanbul’a gelmiş ve bir Kanada gazetesinin muhabiri olarak yazılar kaleme almıştı. Hemingway, İstanbul genelevlerini şöyle anlatıyordu: “Avrupa’daki refah döneminin en çılgın yılları bile buradaki fuhuşla yarışamaz.” Hemingway’in bu sözleri yazdığı yıllarda yayınlanan 'Fuhş-ı Atik' adlı eserinde Ahmet Rasim ‘artık eski kalitenin kalmadığından’ yakınmıştı.
12 Nisan 1930’da çıkan bir kanunla yeni genelev açmak yasaklandı. Üstelik genelevler belli noktalarda toplandı. Kadınlar denetim altına alındı, muayene olma zorunlu hale geldi. Meclis’ten kadınların doktorlar tarafından zorunlu muayeneye tabi tutulması için yasa çıkarma teklifi ise oldukça sert tartışmalar yaşandıktan sonra kabul edildi. Muhafazakâr milletvekillerinin yasaya karşı çıkması çok manidar bir gerekçe ile oldu. Bu kadınların mahrem yerlerine erkek doktorlar mı bakacaktı?



LÜKS NERMİN’İN LÜKS RANDEVUEVİ
Konumuza dönecek olursak; 1950’li yıllarda yasa dışı randevuevlerinin sayısında artış yaşanmaya başladı. Malum dönemin sloganı, “Her mahalleye bir milyoner"di. Bu dönemde sermayenin artışına bağlı olarak seks ticaretine talepte de bir artış yaşandı. Dönemin en ünlü genelev patroniçesi ise Lüks Nermin olarak bilinen Şaziye Zeren’di. Elbette başka evler de vardı. Ancak onun mekânının diğerlerinden ayrılan önemli bir yanı mevcuttu. Dekorasyonu, yemeği, alkolü ile en ‘kaliteli’ hizmeti o veriyordu. Üstelik dönemin bürokrasisi, zenginleri, evin müdavimiydi. Giovanni Sicagnamillo, ‘Beyoğlu’nda Fuhuşun Tarihi’ adlı kitabında bu evi anlatıyor: “Zambak Sokak’ın 21 No’lu hanesi denildiğinde eski kuşakların aklına tek bir isim yerleşir: Lüks Nermin.
Lüks Nermin’inki az buçuk Fransız tarzı geleneği sürdüren ülke çapında bir randevuevi. Meşin koltuklu kırmızı kadifeli bir salon. Kahve ve lokum ikramları. Fransızcayı İngilizceyi paralayan bir teşrifatçı kız. Kızların sayısı pek kalabalık değildir. Beş ya da altı. Fakat serviste yok yoktur.”

Dönemin gazetecilerinin de hatıralarında geniş yer tutan bu randevuevi, 1944 yılında faaliyete başladı, altın yıllarını da Demokrat Parti iktidarında yaşadı. Faaliyet gösterdiği 15 yılda sadece 1951 ve 1958 yılında iki kez basıldı. Üstelik 1958 yılındaki baskından sonra evini yeniden dekore ettirmişti. Söylentilere göre, ahlak masasına bakan polis müdürü ondan rüşvet alamayınca evini bastırmış, Lüks Nermin Ankara’ya heyet yollayıp bu müdürü sürdürmüştü.
Fakat bu saltanat bir buçuk yıl sonra daha büyük bir baskınla son bulacaktı. 18 Mayıs 1959’da Lüks Nermin’in Fransız Konsolosluğu’nun hemen arkasında bulunan Zambak Sokak’taki evi, polis tarafından basılmış aynı anda Bahçelievler’de bulunan özel konutu da aranmıştı. Lüks Nermin büyük bir şaşkınlık içindeydi. Baskından haberi olmadığı gibi evde bulunan bol miktardaki dolara da el konulmuştu. Zira o yıllarda döviz bulundurmak suçtu. Üstelik evinde ve randevuevinde bulunan eşyalara da el konulmuştu. Lüks Nermin, çıkarıldığı savcılık tarafından ‘kaçak döviz bulundurmak, gümrük kaçakçılığı, fuhuş yaptırmak’ suçlarından tutuklandı.



ENDONEZYA DEVLET BAŞKANI FRENGİYE YAKALANDI
Ancak işin aslı kısa sürede anlaşıldı. Lüks Nermin’in o güne kadar çok güçlü müşterileri vardı. Öyle ki, Dışişleri Bakanlığı yetkilileri zaman zaman ülkeyi ziyaret eden yabancı devlet adamlarının özel istekleri için Lüks Nermin’e başvuruyordu. Lüks Nermin de bu istekleri ücretsiz olarak yerine getiriyordu. O yıl Türkiye’yi daha sonra bir askeri darbe ile devrilecek olan Endonezya Devlet Başkanı Sukarno ziyaret etmişti. En üst düzeyde ağırlanan bu Uzak Doğu ülkesinin devlet başkanı, Türkiye’den Avrupa’ya uzanan bir diplomatik yolculuğa çıkmıştı. Havaalanında dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar tarafından karşılanmış kendisine Yıldız Sarayı tahsis edilmişti.
Fakat Sukarno’nun garip bir fantezisi vardı: Gittiği her ülkede bir kadınla birlikte olmak… Türkiye’deki yetkililere de bu isteğini iletmişti. Elbette başvurulacak adres, Lüks Nermin’di. Ülkesine döndükten sonra Endonezya Büyükelçisi bir garip şikâyet ile hükümete başvurdu. Yani bir nevi nota verdi. Devlet Başkanı Sukarno’nun ülkesine döndükten sonra belsoğukluğu (frengi) hastalığına yakalandığı ortaya çıktı.



ENDONEZYA BÜYÜKELÇİSİ’NDEN FRENGİ ŞİKAYETİ
Endonezya Büyükelçisi’nin iddiası, Sukarno’nun bu hastalığı Türkiye’den kaptığı yönündeydi. Bu kanıya nereden varmış, bilinmiyor. Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin buna karşı çıktığı, Türkiye sonrası uğradığı Polonya’dan kapmış olabileceği yönünde itirazlar yaptığı söylenir. Sonuçta olay, Lüks Nermin’in başına patladı. Kendisine 'fuhuş, döviz bulundurmak ve kaçakçılık' gibi suçlardan dava açıldı. Lüks Nermin başına geleni önce anlayamadı. Kısa sürede içeriden çıkacağını ummuştu. Her duruşması, dönemin büyük gazeteleri tarafından ilgi ile takip edildi. Öyle ki mahkeme salonunda yer bulmak büyük sorun haline geldi. Lüks Nermin, tahliye beklerken tutukluluğunun devamına karar veren her mahkeme sonrası avukatını azletti. Siyah güneş gözlükleri, kürk mantosu, makyajı ile duruşmalarda kendisini savundu. Yaptığı bazı savunmaları burada aktarmak çok mümkün değil. Devletin en üst düzeyine hizmet verdiğini ama ücretinin bile ödenmediğinden yakındığını özetlemekle yetinelim.

27 Mayıs 1960 darbesini, cezaevinde karşıladı Lüks Nermin. Artık onun için intikam saatinin geldiğini düşündü. Darbeden dört gün sonraki duruşmada tahliye edildi, bir süre sonra bir basın toplantısı düzenledi.

'YABANCI DEVLET REİSLERİNİ AĞIRLADIM'
Basın toplantısında yıllarca polis baskınına uğramadan İstanbul’un en merkezi yerinde faaliyet göstermesinin sırrını açıkladı: “Devlet ve hükümet erkânı ile İstanbul’da idare mekanizmasının başında olan şahıslara yıllarca hizmet ettim. Bu arada yabancı devlet reislerini de ağırlama vazifesi yaptım.”
Lüks Nermin bu hizmeti için örtülü ödenekten para ayrıldığını ama paranın kendisine ödenmediğinden şikâyet etti. Son ‘hizmeti’ ise Ürdün Kralı Hüseyin ve Endonezya Devlet Başkanı Ahmet Sukarno’ya olmuştu. Lüks Nermin’e yapılan polis baskınını ve mahkemeleri izleyen dönemin polis muhabiri Doğan Katırcıoğlu ‘Olur Böyle Vakalar’ adlı anı kitabında baskını ayrıntılı olarak anlatır. Onun anlatımına göre Sukarno, 28 Mayıs 1959’da geceyi, Yıldız Şale Köşkü’nde Lüks Nermin’e çalışan 'Nil' ile geçirmişti. Frengiye yakalanmasından sonra iki ülke arasında diplomatik kriz çıkmış, bu yüzden belki dünya diplomatik tarihinin en garip notası verilmişti.
İlişkiler açığa çıktıktan sonra bu davaya adı karışan kadınlar, bir daha eski parlak günlerine dönemedi. Türkiye’nin en tanınan kadını haline gelen Lüks Nermin, eski işini tekrar sürdürmeye çalışsa da o ihtişamı bir daha yakalayamadı. Kimse Lüks Nermin’le adının yan yana gelmesini göze alamadı. Üzerindeki koruma kalkanı kalktı. Açtığı yerler sık sık basıldı. Ona ilişkin son haber 1981 yılına ait. Yine bir evi basılmış Lüks Nermin gözaltına alınmıştı. O tarihten sonra kendisi hakkında bir kayıt bulunmuyor. Ama tarihe en ilginç diplomatik krizlerden birine yol açmış biri olarak geçti.

İNGİLTERE’DE İŞÇİ PARTİSİ’Nİ İKTİDARA GETİREN DE BENZER BİR SKANDALDI
Epstein vakasına benzer skandallar, her dönem her ülkede zaman zaman ortaya çıktı. İktidar nimetlerinden yararlanmanın diplomatik ve çıkar ilişkileri kurmanın en kolay yollarından birisi, sıklıkla 'seks' oldu. Yine İngiltere’de İşçi Partisi’ni iktidara getiren olay, Profumo skandalıydı. 1963 yılında muhafazakar hükümetin Savaş Bakanı John Profumo’nun, model Christine Keeler ile bir aşk yaşadığı ortaya çıkmıştı. Her ne kadar model olduğu söylense de Keeler aslında İngiliz aristokrasisine hizmet veren bir ağın parçasıydı. Asıl skandal, muhafazakâr ve evli bir bakan olan Profumo’nun 19 yaşındaki bir kadınla kurduğu ilişki değildi; Christine Keeler’in İngiltere’deki Sovyet istihbaratının başındaki askeri ataşe Eugene Ivanov'la ilişkisinin olmasıydı. Elbette iki örnek de 'devlet' denilen aygıtta yaşanan ne ilk ne de son olay olacak.

Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148