Alıntı:
ikarus Nickli Üyeden Alıntı
Selamünaleyküm.
Peygamberimizin suretiyle ilgili okuyup araştırdım ama bulamadim. Peygamberimizin yüzünde büyük bir beni var mıdır? Herhangi bir kaynakta geçiyor mu?
Rüyasında gören herkes aynı şekilde görmez ve şeytan Peygamber efendimizin kimliğine bürünemez diye okudum. Lakin bir kişi rüyasında Peygamber efendimizi gördüğünü düşünüyorsa nasıl anlayabilir merak ediyorum? Şeytanın başka oyunlari da olabilir mi?
|
Allah’ın yeryüzüne gönderdiği her dönemdeki peygamberler, hem ahlâk hem akıl-fetanet hem de fizikî yönden elbette ayrı bir yere sahiptir. Bu son derece doğaldır. Zira bu insanlar Cenâb-ı Hakk’ın şahitleridir. Seçkin insanlardır. Bu seçkinlikleri hem “halk” (yaratılış) hem de “huluk” (ahlâk) yönündendir. Kâinatın Efendisi (sallallahu aleyhi ve sellem) ise daha seçkin bir konuma sahiptir.Allah Resûlü’nün şemâiliyle ilgili özellikleri özetle şöyledir: “Allah Resûlü’nün alnı genişti, kaşlar uzun, ince ve araları çokyakındı. İki kaşı arasında öfkeli zamanında kabaran bir damarvardı. Göz bebeklerinin siyahı çok siyahtı. Kaşlarının uçları ince, araları çok yakındı. Kirpikleri uzundu. Sürme çekmediği hâlde iki gözü sürmeli gibiydi. Yanakları düzdü. Burun kemiğinin ortasın- da bir kavis vardı. Burnunda, ona güzellik veren bir parlaklık var- dı. Dikkat etmeyen kimse onun burun kemiğinin uzun olduğunu zannederdi. Mükemmel bir ağız yapısına sahip olup seyrek dişliy- di. Gülümsediğinde dişleri dolu taneleri gibi görünürdü. O’nun yüzü, ayın on dördü gibi parlaktı. Yüzü yuvarlakçaydı, sakalı sıktı. Omuzlarına sarkan bir saçı vardı. Saçları orta bir saçtı, ne kıvırcık ne de düzdü. Saçı, kendiliğinden ikiye ayrılıp yanlarına dökülür- se onları birleştirmezdi. Birleştikleri zamanda da onları ayırmaz, oldukları gibi bırakırdı. Saçını uzattığında, kulaklarının memesi- ni aşardı fakat omuza dökülecek kadar uzun da değildi. Önceleri saçlarını alnına sarkıtırdı. Ancak daha sonra onları ortadan ikiye ayırmaya başladı. Omuzları genişçeydi. Kürek kemiklerinin arası enliydi. Göğsü enli, göğsü ve karnı bir seviyedeydi, çıkık değildi. Asla karın büyüklüğü ve sarkıklığı yoktu. Avuç ve ayakları dolgun- du, parmakları uzundu. Elleri büyükçe ve avuçlarının içi genişti. Avucunun yumuşaklığı atlas ve ipekten daha yumuşaktı. Elleri miskten daha hoş kokuluydu. Bacakları ince, topukları hafifçe et- liydi. Ayaklarının altı çukurdu. Ayakları hafif etliydi. Ayaklarının üzerine su döküldüğü zaman etrafa yayılırdı. El ve ayakları dol- gundu. Allah Resûlü’nün bütün organları düzgündü. O, ne şişman ne de zayıftı. Orta boyluydu. Ne fazla uzun ne de kısaydı. Yanına uzun boylu kimse gelse, kendisi ondan daha uzun görünürdü. Çok defa, iki uzun boylu kimseyle birlikte yürüdüğünde onlardan daha uzun görünürdü. Onlardan ayrılınca kendisi orta boylu hâline dö- ner, o iki kişi de uzun boylu hâllerine dönerdi. İnsanların eli en yumuşak olanıydı. Rengi parlak olup ne esmer ne de çok beyazdı. Sanki gümüşten dökülmüştü. Güneşin ışığı sanki yüzünden akı- yordu. Uzaktan, insanların en tatlısı ve en güzeli, yakından da en açığı ve en güzeliydi. Yüzü ayın halesi gibiydi. O’nun görüntüsü, güneşin doğuşu gibiydi. Teri sanki inci gibiydi. Yüzündeki ter, yaş, inci gibiydi. En keskin miskten daha güzel kokardı. İki omzunun arasında, çadır düğmesine veya deve kuşu yumurtasına benzeyen mührü vardı. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) sallanmadan yürürdü, yürürken, ayaklarını sürümez, adımlarını canlı ve uzun atar, sanki yüksekten iner gibi önüne eğilirdi. Ne ondan önce ne de ondan sonra onun gibisi görülmüştü. Yüksek bir yerden iner gibi yürürdü. Bakmak istediği zaman, bakacağı tarafa tamamıyla dönerek bakardı. Etrafa gelişigüzel bakmazdı. Yürürken ashabı- nın gerisinde yürürdü. Birisiyle karşılaştığında önce kendisi selam verirdi. Resûlullah’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) daha hızlı yürüyen biri yoktu. Sanki yeryüzü ona dürülüyordu. Daima mütebessimdi. On- dan daha çok gülümseyen hiç kimse görülmemişti. Onun gülüşü tebessüm etmekti, o anda dişleri dolu taneleri gibi görünürdü. Ba- zen azı dişleri görününceye kadar güldüğü de olurdu.”
Rüyada Peygamberimizi (s.a.s.) gören kimseler hakikatte onu mu görmüşlerdir? Bu rüyanın yukarıdaki rüya tasniflerinden hangisine girdiği nasıl anlaşılacaktır? Bu konuda İslâm geleneğindeki kriter Hz. Peygamber’i asli suretiyle tanıma veya onun fizik özelliklerini detaylıca bilme şartına bağlanmıştır. Aksi hâlde rüyada gördüğü kimsenin suretinin Hz. Peygamber zannedilmesi mümkündür. Bu konuya ışık tutacak bir hadise Sahâbe Dönemi’nde de yaşanmıştır. Sahâbeden Abdullah İbn Abbas Peygamberimizi (s.a.s.) rüyasında gördüğünü söyleyen bir kimseye onun özelliklerini sormuş ve anlatılanların doğru olduğunu bildirerek “Doğru, sen gerçekten Peygamberimizi görmüşsün” demiştir. Bu doğrulamayı yapması rüyamızda her gördüğümüz suretin -velev ki “Ben peygamberim” desin- gerçekte Peygamberimizin (s.a.s.) sureti bilinmeden kabul edilmesi mümkün değildir. Hz. Peygamber’den rivayet edilen bir hadiste “Beni rüyada gören gerçekten beni görmüştür. Çünkü şeytan benim suretime giremez” buyurmuştur (Buhârî, “İlim”, 38; “Ta’bîr”, 10). Bu hadisin istismar edildiği yerlerde ısrarla savunulması gereken husus, şeytanın Peygamberimizin (s.a.s.) asli suretine giremeyeceğidir. Yoksa bir başka surete girerek yalan söyleyip “Ben peygamberim” demesi de mümkündür. Rüyada peygamberden bilgi, haber ve talimat aldığını iddia etmekse kabul edilemeyecek bir başka husustur. Zira Peygamberimizin (s.a.s.) hadisleri dinin ikinci temel kaynağı olmakla beraber bunlar belli kriterler ve usûllerle zamanında toplanıp kayıt altına alınmıştır. Bunun dışında bir yolla hadis elde ettiğini savunmak ne dinî perspektiften ne de akli muhakemeden onay alamaz. Kaldı ki rüya gibi subjektif bir tecrübe sadece sahibi açısından bir değer taşıyabilir, diğer insanlara mal edilemez