ÖRNEKLER VE OKUMA PARÇALARI
1. Misal
Hz. Hatice radıya’llâhu anhanın Cebrail aleyhisselâm Hakkındaki Bir Denemesi
Varaka b. Nevfel, Hz. Hatice´ye:
“Cebrail; Allah ile peygamberler arasında, Allah´ın emînidir.
Sen, Muhammed´i, görmüş olduğu şeyleri gördüğü yere kadar götür.
Kendisine gelen şey gelince, başını saçını aç!
Eğer o Allah tarafından ise, Muhammed gördüğü şeyi göremez!” dedi.
Hz. Hatice öyle yaptı. [1]
Peygamberimiz (salla’llâhu aleyhi ve sellem)e:
“Ey amcamın oğlu! Şu sana gelen sahibin (Melek) geldiği zaman, bana haber verebilir misin?” diye sordu.
Peygamberimiz (salla’llâhu aleyhi ve sellem):
“Evet! Haber verebilirim!” buyurdu.
Hz. Hatice:
“Öyle ise, o sana gelince bana haber ver!” dedi.
Peygamberimiz (salla’llâhu aleyhi ve sellem):
“Ey Hatice! İşte, Cebrail yanıma geldi” buyurdu.
Hz. Hatice:
“Kalk, gel de ey amcamın oğlu! Sol dizimin üzerine otur!” dedi.
Peygamberimiz (salla’llâhu aleyhi ve sellem) oturunca, Hz. Hatice:
“Onu görüyor musun?” diye sordu.
Peygamberimiz (salla’llâhu aleyhi ve sellem):
“Evet! Görüyorum!” buyurdu.
Hz. Hatice:
“Kalk da sağ dizimin üzerine otur!” dedi.
Peygamberimiz (salla’llâhu aleyhi ve sellem), kalkıp onun sağ dizinin üzerine oturdu.
Hz. Hatice:
“Onu yine görüyor musun?” diye sordu.
Peygamberimiz (salla’llâhu aleyhi ve sellem):
“Evet! Görüyorum!” buyurdu.
Hz. Hatice:
“Kalk da, kucağıma otur!” dedi.
Peygamberimiz (salla’llâhu aleyhi ve sellem), kalkıp onun kucağına oturdu.
Hz. Hatice:
“Onu hâlâ görüyor musun?” diye sordu.
Peygamberimiz (salla’llâhu aleyhi ve sellem):
“Evet! Görüyorum!” buyurdu.
Hz. Hatice, başından başörtüsünü açtı ve:
“Yine onu görüyor musun?” diye sordu.
Peygamberimiz (salla’llâhu aleyhi ve sellem):
“Hayır! Görmüyorum!” buyurdu.
Bunun üzerine, Hz. Hatice:
“Ey amcamın oğlu! Sebat et! Müjdeler olsun ki, vallahi, bu sana gelen melektir; şeytan değildir!” dedi.[2]
[1] Ebu´l-Fereç İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 164.
[2] İbn İsJıak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 255, Taberî, Târih, c. 2, s. 208, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 217, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvvE.c. 2, s. 151-152, İbn Atoclilberr, İstiâb, c. 4, s. 1820, Ebu´l-Ferecİbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 164, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 49, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 87, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 134, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 15-16, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 8, s. 256, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s. 283.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/171-172.
2. Misal
Abdülkadir Geylani (kuddise sırruhu’l-âlî) Hazretleri anlatıyor: Henüz tasavvufa yeni süluk etmiştim. Bir akarsu kenarında ibadetle meşguldüm.Gök yüzünden bir nida geldi.
– Ey Abdülkadir! Hazır ol sana tecelli edeceğim.”
Bu ses gelir gelmez etrafımda ne kadar ağaç taş varsa hepsi secdeye vardı. Ben bu hal karşısında hayrette kaldım.
Gözüme büyük nura benzer bir şey göründü. Ufuk onunla doldu. Sonra ondan bir sûret peyda olur gibi oldu. Bana şöyle dedi:
“Ey Abdulkâdir! Ben senin Rabbinim, haramları senin için helal kıldım.” Onu, bu sözünden tanıdım. Şeytan olduğunu hemen anladım. Ve aramızda şu konuşmalar cereyan etti:
Ben: “Çekil ey la’netli! Bana o nur diye gösterdiğin şey zulmetin ta kendisidir. O sûret ise dumandan başka bir şey değildir.” dedim.
Şeytan: “Rabbin hikmeti sayesinde elde ettiğin ilimle benden kurtuldun. Menzillerdeki inceliklere aşina olman da sana yardım etti. Halbuki ben bu gibi hallerle yetmiş kadar ehl-i tarîki yoldan çıkardım.” dedi.
Ben: “Bu Allah’ın bir lütfudur.” dedim.
Bu olayı dinleyenlerden bazıları kendisine: Onun şeytan olduğunu nasıl anladın, diye sordular. Şöyle cevap verdi: “Sana haramları helal kıldım, demesinden.”(Şa’ranî, et-Tabakâtü’l-Kübrâ s. 456).
3. Misal
Bir gün halvette dünyadan kesilmiş Allah Teâlâ ile olarak zikirle meşgulken lâin şeytan geldi. Halvet ve zikir hayatımı karıştırıp bozmak için hile ve tuzaklarını artırdı. O anda elimde bir himmet kılıcı hâsıl oldu. Ucundan kabzasına kadar üzerinde: “Allah”, “Allah” kelimeleri yazılı idi. O kılıçla, beni meşgul eden ve Allah Teâlâ’yı zikirden alıkoyan düşünceleri kovuyordum.
O anda kalbime “Hıyelu’l-merîd ale’l-mürîd” (Azgın şeytanın mürid için kurduğu tuzaklar) ismi ile halvette bir kitap yazmak hatırıma geldi. Şeyhim izni olmadan böyle bir kitap yazmam sahih olmaz, dedim.
Benimle şeyhim arasındaki rabıtanın sıhhatli olması sebebiyle gaibte (rabıta yolu ile) danışınca, sesini işittim. Şunu dedi:
“Bu düşünceyi bırak. Allah Teâlâ bundan uzaktır. Bu düşünce şeytandandır. Şeytan, kendisine merid (azgın ve inatcı gibi çirkin ve kötü) bir isim verdi. Böylece şeytan kendine sövmez (kötü isim vermez) zannettin onun böyle yapacağını uzak bir ihtimal saydın. Gayesi seni (kitap yazmakla) meşgul edip Hakk’ı zikirden alıkoymak ve işini sarpa sarmaktır”.
Bunun üzerine uyandım ve vazgeçtim.
4. Misal
REENKARNASYON AVRUPA’DA YANLIŞ ANLAŞILDI
Gürciyev, tecrübe düzeyleri ile hipnotizma arasındaki ilişkiden söz etti. İşe çeşitli madde ya da enerjileri tanımlamakla başladı. Ona göre bunların varlığı, her ne kadar doğal bilimler henüz keşfetmemiş olsa da, gösterilebilirdi. Herhangi bir fiziksel yolla belirlenemeyecek kadar ince maddeler de vardı. Mümkün olan tüm hareketler bu maddelere bağlıydı. Örneğin düşüneceksek, düşünce maddesini kullanmamız gerekirdi. Herhangi bir normalüstü tecrübemiz olacaksa, bu ancak uygun madde varsa mümkün olabilirdi.
Bu ince maddeleri ayırmanın ve kontrol etmenin yolları vardı. Bu yollardan biri, bizim hipnotizma dediğimiz şeydi. Harekete geçirilen madde türüne göre çeşit çeşit hipnotizmalar vardı. Gürciyev hafızanın geri çekilmesini, tüm canlılarda var olan ve “fiziksel beden içinde bir tür ince beden olarak kristalleşme” yeteneğine sahip belirli bir maddenin bir özelliği olarak açıkladı. Prens bu ince bedenin, dünya üzerinde başka insan ya da hayvan biçimlerinde yeniden hayata gelip gelemeyeceğini sordu. Gürciyev buna itiraz etti, ancak Prens’in reenkarnasyonun gösterilebileceği iddiasını ne kabul ne de reddetti. Sadece şunu söyledi:
“Reenkarnasyon Batı’da o kadar yanlış anlaşıldı, o kadar yanlış yorumlandı ki, ondan bahsetmenin bir anlamı yok.”
Hassasiyetin açığa çıkarılması ve hipnotize edilen deneklerin farklı metallere verdiği farklı tepkiler üzerine yaptığım deneyler hakkında yorumlar yaptı. Her metale karşılık gelen özel bir madde vardı. Bu maddeler, gerçek insan maddesine oranla düşük miktarlarda olmak üzere, insanın içinde de mevcuttu. Her maddenin belirli bir psişik özelliği vardı. Bir denek derin bir hipnoza girdiğinde, farklı maddeler, tıpkı bir mıknatısın etkisi altındaki demir ve pirinç tozları gibi ayrışmaya başlardı. Bu koşulda denek, normalde duyarlı olmadığı maddelere tepki verebilirdi. Dolayısıyla, bir kimse, farklı metaller kullanarak, öfke, korku, aşk, kibarlık, vs gibi farklı psişik tepkiler yaratabilirdi. (s.98-99)
|