Alıntı:
trhakan Nickli Üyeden Alıntı
5. bölüm
Cin Mescidi, Mekke’de Cennetü’l-Mualla adlı mezarlıktan Harem-i Şerif’e doğru giden caddenin hemen sağında yer alıyor. Burası, Peygamber Efendimiz’in (asm) cin kavmiyle buluşup tebliğde bulunduğu, cinlere namaz kıldırdığı ve Kur’ân’da yer alan Cin Sûresinin nazil olduğu yerdir.
Burası Harem-i Şerif’e 2 km kuzeyde şehre hâkim bir tepenin üzeridir. Başlangıçta burada mescit yoktu. İlk dönemlerde Ferhadiye denen bu yerde gece bekçileri toplanır ve nöbet değiştirirlerdi.
Hicri 5 Zilhicce 1072 (22 Temmuz 1662) tarihinde burayı ziyaret eden Faslı Ayyaşi bu tepenin ağaçlık olduğunu ve üzerindeki düzlükte fakirlere yemek verildiğini gördüğünü söylemektedir.
Malûm Peygamber Efendimiz (asm) aynı zamanda cinlerin de peygamberidir. Kur’ân’da, “Ben cinleri ve insanları ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım”4 buyruluyor. Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) onlara da tebliğde bulunur, Kur’ân’dan âyetler okurdu. Peygamber Efendimiz (asm) 619 yılında İslâm’ı tebliğ için gittiği Taif şehrinden dönüşünde, Mekke’de Batn-ı Nahle de denilen bu yerde namaz kılmıştı.
Bir defasında geceleyin Abdullah ibn-i Mesut (ra) ile birlikte Hacun yakınlarında bulunan bu yere geldiler. Orada Peygamber Efendimiz (asm) toprağa bir daire çizip, Abdullah ibn-i Mesud’a (ra) dairenin içinde kalmasını emir buyurarak daha ileride cinlerle toplantı yaptı. Cinlere Kur’ân okudu ve onları imana dâvet etti. Peygamber Efendimiz’in (asm) cinlere Kur’ân okuyup imana dâvet ettiği ve cinlerin burada Müslüman oldukları Cin Sûresinin 1-16. âyetlerinde belirtilmektedir. Burada Müslüman olan cinlerin sayısının yedi olduğu ve Nusaybin cinlerinden olduğu rivayet edilir.
Cinlerden iman edenler kavimlerini de imana dâvet etmek üzere yurtlarına döndüler. Şafak sökünce Peygamber Efendimiz (asm) görüşmesini bitirdi ve İbn-i Mesut (ra) ile birlikte Mekke’ye döndüler.
Bu tepeye ilk mescit, 5 Temmuz 1700 (18 Muharrem 1112) tarihinde buraya gelen Mimar İbrahim Ağa tarafından yer altında, kubbesiz ve minaresiz olarak yapılmış ve adına Cin Mescidi denmiştir. Mescit kuzey ve güney taraflarından 8, batı tarafından 16 ve doğu tarafından 11 adım uzunluğunda idi. 1943 yılında yeniden onarılan cami, nihayet 2000 yılında modern bir cami olarak ve minareli bir biçimde yer üstünde yeniden inşa edilmiştir.
Günümüzde modern bir cami görünümünde bulunan Cin Mescidi, yakınında yer alan Cennetü’l-Mualla kabristanı ile birlikte hacılar tarafından ziyaret edilmektedir.
Alıntı: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
|
Seyyid Ömer (rahmetullahi aleyh) diyor ki: "Bana bir cin kızı geldi. Benimle evlenmek istedi. Şemseddîn Hanefî'den sordum: "Hanefî mezhebinde câiz değildir" dedi. Böyle söyledim. Beni aldı, yer altına evlerine götürdü. Büyüklerine söyledi. Büyükleri; "Seyyid Şemseddîn'in cevâbı başımızın üstündedir. Fakat cinnin insan ile evlenmesi Şafiî mezhebinde câizdir. Biz Hanefî değiliz. Şâfiîyiz" dediler.
burada adi gecen kişiler kimlerdir?
Her iki tarafın rızasına, icab ve kabul esasına dayalı ve nikâh kıyılması suretiyle cin ile insanlar arasında evlilik ceryan etmez. Bu rivayetler, "rızaya ve nikâh akdine" dayanan evlilik olmayıp, tasallut ve tecavüz mahiyetinde bulunmaktadır.
Toplumda, insanlar arasında tereddüte ve yanılmaya sebep diğer bir hususta cinlerle evliliktir. İtikadî olarak ne Kur'an-ı Kerim'de, ne hadîs-i şeriflerde bize böyle bir evlilik rivayet edilmemektedir.
Bir insanın bir hayvan ile cins ayrılığı olduğu için evlenmesi caiz olmadığı gibi, cinni ile de evlenmesi caiz değildir. (el-Feteva'l-Hadisiyyes. 167
Evvelâ, insan, hücrelerin ve moleküllerin yoğunlaşmasından, cin ise, ışın şeklinde bir enerji akımından ibarettir. Farklı âlemlerde, farklı boyutlarda, farklı yaratılışta olan insan ve cin, fizyolojik ve biyolojik manada biraraya gelip birleşmeleri, izdivaç etmeleri imkânsızdır. Cin, insanlara ancak his, heves, duygu verebilir, insanın şehevî duygularını tahrik edebilir, insan beynindeki şehvet merkezlerini, manyetik akım ile harekete geçirebilir.
Cinler şuurlu varlıklar olduğu için, onları öpmek de caiz değildir.
İnsanlarla cinler arasında nikâh da olmaz. Çünkü nikâhın gereği; eşlerin birbirine ülfet etmeleridir. Halbuki, insanlarla cinniler arasında ülfet mümkün değildir. Zira yeme ve içmede, mesken ve barınmada yekdiğeriyle hiçbir ortak nokta olmadığından, imtizaç olamaz. Şu hâlde evlilikten beklenen ünsiyet olamadığı cihetle, aralarında nikâhın cereyanında bir fayda yoktur. Binaenaleyh nikâh da yoktur. Çünkü nikâhın cevazı kabul edilse, zinadan hamile olan kadınlar, hamlinin cinnîden olan erkeğinden olduğunu iddia eder, bu sebeple âleme fesat saçılmasına sebeb olur. Bu sebeple bu fesadın giderilmesi için de, nikâh caiz olmamak lâzım gelir.
Cinlerle insanların evlilikleri konusu, israiliyat ve bâtıl dinlerden, eski inanışlardan, hurafelerden, rivayet edilir. Hikâyeler, nesilden nesile, kulaktan kulağa aktarılırken, olay farklı boyutlarda değişmekte ve hurafe hâline gelmektedir.