Tekil Mesaj gösterimi
  #8  
Alt 25.04.16, 17:40
Sin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
💎Sin Sin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
💫 Güvenilir 💫
 
Üyelik tarihi: 19.08.14
Bulunduğu yer: Irak
Mesajlar: 2,205
Forum Puanı: 7998
Etiketlendiği Mesaj: 1559 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

RUH ÇAĞIRMA

M.Ö. III. y.y. tarihli, büyük Sinegog Maspero (1840-1915)tarafından çevrilmiş ve “Ruh Çağırma” adı verilen bir metin, Çinliler’in etten ve kemikten kurtulmuş ruh hakkındaki inanç ve duygularını şiirsel bir biçimde anlatır:
“Ey ruh gel!
Efendinin vücudunu terk etmiş dört yönde ne yapıyorsun?
Ey ruh gel!
Doğu’da birine güvenmen gerekmez!
Ruhlar bin arışlık (Dirsekten orta parmağın ucuna kadar bir Ölçü, kude) Uzun Adam’ı izlerler.
On güneş arka arkaya doğar, metalleri eritir, kayaları sıvı hâle getirirler.
Sular bu sıcaktan etkilenmeyeceklerdir, orada yaşayan ruh sıvı hâle gelecektir.
Ev ruh gel!
Güney’de durman gerekmez!
Dövmeli alınlar ve “Siyah Dişler” Tanrı’ya insan kurban ederler.
Kemikler haşlama yapılırlar.
Bu engereklerin, yılanların, yüz fersahlık pitonların ülkesidir.
Dokuz başlı ejderha hızlıca gider, gelir.
Ve birdenbire ve aniden insanları çiğnemeden yutar, kalbini sevindirir.
Ev ruh geri gel. Batı’da bin fersah genişliğinde hareket eden kumlar tehlike saçarlar. .
Eğer Gökgürültüsü kaynağına döne döne girersen, toz hâline geleceksin, orada durma!
Eğer şans eseri yakalanırsan, orası verimsiz bir çöldür.
Fil kadar büyük, kırmızı karıncalarla ve balkabağını andıran siyah yaban arılarıyla doludur.
Beş tahd orada yetişmez, sadece orada yenen bitki yetişir. Bu toprak insanları kurutur, su ararlar ama bulamazlar.
Bu sonsuz büyüklükte, tutunacak bir yer bulamadan bir oraya bir buraya sürükleneceksin.
Gel, gel, korkarım ki sen kendini mutsuzluğa atmışsın.
Ey ruh geri gel!
Kuzey’de kalman gerekmez.
Üst üste yığılmış buzlar, dağları meydana getirir, uçuşan kar bin arışı örter.
Gel, gel. orada kalman gerekmez.
Ey ruh geri gel!
Gökyüzüne çıkma!
Dokuz Kapı’vı kaplanlar ve panterler korurlar, ölümlü dünyanın insanlarını yaralar ve parçalarlar.
Dokuz başlı adam, dokuz bin dallı ağacı keser,
Canlı, parlak gözlü kurtlar dolaşırlar.
Gökyüzünün efendisinin emirlerini yerine getirirler, sonra uyumaya giderler.
İnsanları havaya fırlatırlar ve onlarla oynarlar, sonra onları derin bir uçuruma atarlar.
Gel, gel, karanlık yerlere inme!
Çelik boynuzlu, dokuz bükümlü Yeraltı kontu,
Kalın kaslı, kana bulanmış pençeleriyle hızlı hızlı insanları takip eder.
O’nun iiç gözü, bir kaplan başı ve öküzünkü gibi bir vücudu vardır.
Tüm canavarlar insan etini severler.
Korkarım ki tehlikeye atılacaksın, geri gel, geri gel”
Sh:14-15

“ÜÇ BÖCEKLER” veya “ÜÇ KURTLAR”

Vücutta bulunan tanrılar sabit bir yerde durmazlar, sinir ve damarlardan meydana gelmiş çeşitli yollar boyunca dolaşırlar. Araların da zıt vücut yapısına sahip tanrılarla yapılan döğüş sonrası atılmış ya da vücudun dışına kaçmış olanlar da vardır. Sonunda dışardan gelen ve kapının dışına kaçmış olanlar da vardır. Sonunda dışardan gelen ve kapının önünde karşılanan ziyaretçiler, ya kabul edilirler ya da muhafızlar tarafından kapı dışarı edilirler. Kötü niyetli veya tehlikeli konukların içeri sızmamaları için dikkatli olmak gerekir. Bazı işaretler, kulaktaki homurtular, aksırmalar v.s. surların içine giren veya girmeye çabalayan bir yabancının gelişinin belirtileridir.
Değişik uygulamalar arasında, büyülü sözlerin ezbere okunması, özel hapların yutulması veya birazcık su içilmesi tavsiye edilmiştir.
Vücuda en zararlı konuklar arasında üç tanesi “üç böcekler” veya “üç kurtlar” diye bilinirler. Onlar vücuda doğumdan önce, istek dışında girmişlerdir.

Taoist eğitimcilerin sembolik olarak baktığı bu anlatımlar, toplumsal sınıfların mümin kişileri arasında boş inançlar olarak görülmüşlerdir.
Vücutta hapsedilmiş kurtlar, oradan kaçmaya çalışırlar. Eğer başarırlarsa kötü ruhlar veya hayaletler olarak serbestçe dolaşırlar. Onları vücuttan atmak değil, yok etmek gerekir. Bu istenmeyen konuklar uygun bir beslenme rejimiyle yok edilirler. Bu sadece tahıldan (buğday ,arpa, darı, pirinç, nohut ve bakladır) sakınmakla olabilir. Et, şarap, diğer sert içkiler, sarımsak ve soğandan da sakınmak gerekir.
Kurtlar beslenmek için özellikle tahılı seçerler. Kimileri bunların tahıl tarafından döllendiklerini söylemektedirler.
Bu rejim uzun yıllar devam etmelidir.
Arınma yardımıyla, vücudun bazı yerlerini kemiren bu üç kurt öldürüldükten sonra, ancak bir üst rejim olan “havayla beslenme “ye ulaşılır.

“Havayla beslenme” dünyanın içinde bulunduğu hayatî enerjiyi sindirmektir. Dünyayı ayakta tutan ve kozmik kökenli solunuma benzer “embriyon solunumu” bu yolla geliştirilir. “Embriyon solunumu”nun etkisiyle vücudun maddesel yapısının dönüşümü aşamalı olarak gerçekleşir: Yapı daha görünmez hâle gelir, daha uzun süre varılır, sonunda, yok olmaya neden olan şeylerin tümüne dayanıklı hâle gelir.
“Embriyon solunum” içeri çekilen havayı gittikçe daha çok içerde tutma (Bu,, Yoga’nın bir parçasıdır) egzersizi ile gelişir.
Önce derince alınma bilinmelidir. Buna Taoistler “Topuklara kadar”derler. Daha sonra içe çekilen havanın hareketsiz kalmaması gerekir. Hava, göbek altında, kalpte ve beyinde bulunan hayatî merkezlerde (çakra) duracağı zamanı gösteren ve büyük bir dikkatle belirlenmiş yollan izleyerek, vücudun çeşitli yerleri boyunca dolaştırılmalıdır. Havanın geçtiği yerlerin dokuları, onun taşıdığı akıcı canlılarla dolar, onu sindirirler ve özümserler. Aynı zamanda akıntının gücü, onunla birlikte zararlı ruhları, içine sızmış olan düşman tanrıları beraberinde taşır. Böylece vücudun içinde, yok edilemeyecek yeni bir vücut oluşur.
Bu egzersiz yetkili bir ustanın gözetiminde yapılmalıdır. Bu işe rehbersiz olarak girişmek tehlikelidir. Bu çalışmaya genç yaşta başlanmalıdır. Yetmiş yaşındaki birinin vücudunu ölümsüz hâle getirme çalışmaları başarısızlıkla sonuçlanır. Bu yaşta kendini ölümsüz hâle getirmeyi denemek ölüme neden olabilir. Bununla birlikte normal bir insandan daha fazla yaşamak mümkündür.
Nefesi tutma egzersizi herhangi bir yerde ve zamanda yapılmamalıdır. Ücra, yüksek, güneş ışığından ve şehirden uzak dağlarda güneş doğarken yapılan egzersizler uygundur.
Soluk alma, ağız sıkıca kapatılarak, burundan; soluk verme ise, sıkılmış ve hiç bir aralık bulunmayan dudaklar arasından yavaşça yapılmalıdır.

Çağdaş ve uzman bir Taoist olan Prof. Pen Chen, teknik bir deyim olan “nefesi yeme” ile ilgili aşağıdaki notu bana verdi.
“Aşağıdaki alıntılar, Yuan hanedanlığı sırasında yaşayan Hwan Yuan Chi’nin konuşmalarından alınmıştır (1277 – 1367).Bu konuşmaların aynı isimde başka bir ustaya ait olması mümkün değildir. Ne olursa olsun, aşağıdaki pasaj, alınmış olan eser, Çin’de oldukça ünlüdür. Günümüzde tüm Taoistler ‘in elinde manevî hayatın rehberi olarak bu kitap bulunmaktadır.”

“Vücutta veya nefes almayı engelleyerek dışarda tutulan nefes ‘esas nefes’ olarak adlandırılmıştır, burunla verilen nefes aynı şey değildir. Bu esas nefesin küçük bir bölümü, Taoist egzersizin ilk etabı sırasında vücutta bulunan Embriyon nefes olarak adlandırılmıştır. Buna “kozmik nefes” (Kozmik Prâna) de denir ama Taoistler, Hintliler’in yaptığı gibi, bunu parçalı bir bölünme olarak kabul etmezler. Nefes tutma ya da azaltma onlarda asla Kumbaka anlamını taşımaz.”

Embriyon nefesi, tüm zihinsel çalışmaların durmasına neden olan fizikî solunuma ara verdikten sonra vücutta açıkça görülmez.
Bu esas nefes “gerçek’nefes”, “biricik gerçek öz”, “doğal esas nefes” olarak da adlandırılmıştır.

O şekilsiz, renksiz, sessiz ve düşüncesiz. Çok uzakta, aynı zamanda çok yakındadır. Ne içeride ne de dışarıdadır. Çoğalmaz ve eksilmez, insanın geliştirici satvik çalışmalarının sonucu değildir, o hâlde “vardır”; geriletici tamazik eğilimlerinin sonucu değildir o hâlde “yoktur.”
Her şeyin kökeni odur, dünya kurulmadan önce vardı, hiç bir şey onsuz var olamaz.

Her şeyin kökeni odur, dünya kurulmadan önce vardı, hiç bir şey onsuz var olamaz.

“Embriyon nefesin uyanışı, Lao Tzu’nun öğrettiği gibi, “hayata döniiş” veya “kökene dönüş” diye adlandırılan hareketin başlangıç noktasıdır. Bu embriyon nefes kımıldadığı zaman, el ve ayak hücrelerinin her birine kadar tiim vücudu dolduran bir zevk hareketi hissedilir ve duyuların aydınlanması için, ışıklı ve parlak nefes. kafanın en yüksek noktasına çıkart (kundalini) Sonra bu nefes, zihninde erir ve Taoist kendi kendine ölümsüz hâle gelmek için hayat iksirini hazırlar ve büyüsüne başlar.

“Cevher” kelimesinden söz ederken, fizikî seyyal cevher ile kaba maddî cevher arasında bir ayırım yapılmıştır.
Taoistler iki Gök’ten, iki Dünya’dan ve iki çift ilkeden söz ederler. Açıkça bellidir ki bu ifadeler birbirlerine (mutad) şuur hâliyle bağlıdırlar.

Taoistler, öte âlemin bizim dünyamızdan ayrı olduğunu, bununla birlikte, onda var olduğunu, onunla doğrudan ilişkili olduğunu ve etkisini onun üzerinde denediğini söylerler.

Taoistler “Havayı yemek” dedikleri zaman, ondan; “ondan yararlanmak”, “onu kullanmak” anlaşılmalıdır. Terimin esas anlamı “içeri almak” tır, buda “yemek” deyiminin anlam belirsizliğine neden olur.
“Ölümsüzleşmek” Taoizm’de ayrı bir anlam taşır. Bu deyim, fizikî vücudun uzun süre var olması anlamını taşısa da, kesinlikle öyle bir şey ifade etmez. Esas anlamı “ebedî ilke” ile birleşmek ve doğanın üstüne yükselmektir.

İradeyle bir beden içine kapanmak, bir nefes gibi etrafa dağılmak ya da sayısız ışınımlar yayabilmek gibi yetenekler de “ölümsüzlük” deyimi ile ifade edilir.

Solunumla ilgili egzersizleri yapma zamanı ile ilgili özel kurallar yoktur, ama alınacak tedbirler vardır.
Eğer bu zamandan, gece ve gündüzün on iki bölümü anlaşılırsa, bazı bilgiler verilmiştir. Uygun olan ya da olmaya’n dış şartlar söz konusu olduğu zaman, kimi başka bilgiler de vardır.

Ne olursa olsun, soluk almayla ilgili olarak, bir nefesden veya esas ruhtan söz eden eserlerin sayısı oldukça fazladır. “Altın Çiçeğin Sırrı” (The Secret of the Golden Flover adlı kitapta profesör C.G.Yung’un “Altın Çiçeğin Sırri” ile ilgili açıklamalarını inceleyiniz.) adlı kitap da bunlardan biridir.
Bu kitapta, Çin’de eski çağlardan bu yana ustadan çırağa geçmiş sözlü bilgiler ve belirli kişilerin anlayabileceği karakterde yazılmış eski bir el yazmasına ait yazılar bulunmaktadır.

“Altın Çiçeğin Sırrı” VIII. y.y. dan günümüze kadar basıla gelmiştir.Simgesel olarak “Altın Çiçek” ya da “Hayat İksiri” denen bu enerjinin önce doğması daha sonra da vücutta dolaşması gereklidir.
Bu eğitim, Lao Tzu’nun çıraklarından biri olan Lu Yen’e mal edilmiştir. Birçok efsane, Lu Yen’in kişiliğiyle ilgilidir. O, bu efsanelerde ” ölümsüzler” den biriymiş gibi tanıtılır. Diğer birçok usta da Lu Yen’in teorilerine benzer teorileri desteklemişlerdir.
Bu türde yazılmış tüm eserlerde olduğu gibi, bunda da anlaşılması güç anlatımlar vardır. Bu anlaşılmazlık, sunduğu teorilerin sadece belli eğitim düzeyine erişmiş kişiler tarafından anlaşılmasını isteyen bir yazarın düşüncesi olabilir.

Ama, özel şuur durumlarına dayanan bu teorilerin en azından tecrübesiz kişilere anlatılamayacağı kesindir. Taoistler genellikle, öğretilerin bu türünün bilgili bir usta tarafından okuyuculara açıklanmasını söylerler.

__________________
Bulamıyorum âlemdeki yerimi, âlem mi harâb? Ben mi virân?
Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148