Cuma harici, her öğleden sonra, saat 13.00 – 17.00 arası.
Adres: Taksim, No: 37. Sourp Agop Apt. Şâkir Paşa, nr.
(Büyük Amerikan Garajı karşısındaki Tramvay caddesi)
Tavsiyeler
Meşhur fizikçi, Dr. Kalen, “geçmiş hayatımdaki olayları ve safhaları öylesine bir doğrulukla açıkladınız ki fevkalade şaşırdım,” diye yazıyor.
Dr. Nitchoff, “Prof. A. Vahhab’ın seanslarına katıldım. Büyük bir hünerle ve esrarengiz bir büyüyle yönetildi” diye kaydediyor.
Dr. M.A. : “İfadelerinin doğruluğu ve deneyleri yönetmesi hayallerin bile üstünde, harikulade.”
Bu modern Arap büyücünün üç bekleme odasındaki ziyaretçiler, iyi eğitim görmüş bir Türk hizmetçi tarafından sınıflandırılır. Bu gibi yerlerde göze çarpmak istemeyenler özel bir odaya, geri kalan müşteriler de kadın erkek ayrı gruplar halinde diğer iki odaya almıyor. Büronun taban ve duvarları tamamen halılarla kaplı olup içerisi karanlıktı. Kendisi, içi mukaddes ve sırrı konulu kitaplarla çepeçevre kuşatılmış siyah rafları olan bir mihrabın içinde bağdaş kurmuştu. Önündeki küçük masa üzerinde medyumistik efekt için seçilmiş bazı eşyalar vardı: Bir ölü kafatası, bir cam saat. Arap Tarot kartları. Kitap raflarında Budist ve Arap büyü kitapları yanısıra İngilizce, Fransızca, Almanca dillerinde yazılmış Avrupa sırrîliği üzerine birçok cildler bulunmaktaydı. Müşteri, profesörün tam karşısındaki divan üzerine otururken, aydınlatma sürekli donuk tutulurdu. Fakat Profesör gizli düğmelerle bu aydınlanmayı kontrol edebilmekteydi. Aydınlatma sahnesinde en büyük rolü, yeşil ve kırmızı renkler oynamaktaydı.
Üzerinde durduğu ana hususlar; geleceği önceden söyleme, kayıp eşyanın bulunabileceği yeri ve gizli definelerin nasıl ortaya çıkarılabileceğini bildirmek şeklinde özetlenebilir. Profesör, aynı zamanda sırrî tıp, bilhassa kalp rahatsızlığı, steril gibi konularla da meşgul oluyordu. Onun tedavileri, içerisine şifalı otlar ve madenî parçalar dikilmiş küçük muskalardan teşekkül etmekteydi. Hastalara okuyup üflüyor, etkili bir telkinle kuvvetlendirip, onları, çoğunlukla, aktif hale getiriyordu.
İnancı kuvvetli olanlara Kur’ân kullanmaktaydı. Müşterinin keskin bir kağıt bıçağıyla, Kur’ân-ı Kerim’in yapraklan arasında bir nokta delmesi gerekiyordu. Böylece, Şeyh de tabiî olarak, delinen âyeti müşterinin özel durumuna göre yorumluyor ve açıklıyordu.
Bazen de el çizgilerini ve kartları kullanırdı. Ünlü bir Arap münecciminin yardımıyla müneccimlik de yapmaktaydı. Çok zor durumlarda 12-14 yaş arasında, dış dünyadan tecrid edip bir tür derin uyku haline soktuğu çocukları kullanırdı. Uyuttuğu çocuklara, siyah kadife üzerinde, boşta duran kristal bir küreye baktırırdı. O çağdaki çocuklar özellikle ruhî konularda fevkalâde duyarlı olup keşif nimeti genelde hayli gelişmiş vaziyettedir. Kullandığı medyumların kalitesine son derece dikkat eder, büyük şöhret kazandığı başarılarıyla, bilhassa müşterileri şaşkına çevirirdi. Toplumun her seviyesinden kadın-erkek onun kapısını aşındırıyor, hatta kordiplamatik bile göze çarpıyordu.
Profesör Abdülvahhab Medine’de doğmuş, mükemmel ekonomik şartlarda büyümüştü. Kendisinin de ifade ettiği gibi, bu rahatlığından dolayı, birçok kadın-erkek zencî köleleri, altında çalıştığı serin yaprakları olan bol gölgeli incir ağaçlarıyla dolu büyük bir bahçeleri vardı. Geçim derdi olmaksızın sükûnet içinde hayatını sürdürmüştü. Fakat I. Dünya Savaşı onu bu cennetten koparıp macera ve huzursuzluklarla, dolu yıllarla yüzyüze getirdi.
Askerlik mükellefiyetini, subay veya Tabur İmamı olarak ifa etme fırsatına sahip oldu. Orduda Tabur İmamı’nm ilk görevi, defnedilmeden önce ölenleri yıkamak olduğu için, subay olmaya karar verdi. Dil bilmesi ve istidadlı olması nedeniyle genelkurmayda yaver ve mütercim, savaşın çeşitli merhalelerinde de zekî bir gözlemci oldu.
Bu muhterem genç, çeşitli cami ve dervişleri ziyaretimde bana da rehberlik yaptı. Gerçek bir doğulu gibi, sırrî güçlerin bilinmeyen muammalı kuvveti hakkında hiç şüphesi yoktu. Hayatın her merhalesinde, maddeye karşı ruhun önemini çok iyi biliyordu. Kendi sırrı tecrübeleri hakkında, bana bir tek kelime bile bahsetmedi. Bir Avrupalı olarak, benim, kendi fikirlerinin temel mantığını anlayamayacağımı düşünüyordu. Belki de, başkalarının güvenini sarsmaya mecbur bırakacak bir iş peşinde koşmaktan utanmaktaydı. O sırada, bunu anladım. Kendisini, kazanç getiren takat huzur getirmeyen bu işi terkedip, mükemmel özelliklerini ciddî dinî araştırmalara hasretmesini ikna ettim. Bugün o, Şam’da, İslâm’ın kurallarını araştıran, sarık cübbe giymiş, sürekli beş vakit namazını kılan bir
__________________
Bulamıyorum âlemdeki yerimi, âlem mi harâb? Ben mi virân?
|